• Tilkilerin en tilkisi ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür.
    Karnı çok açtır ama bu tilki de her tilki gibi çok şüphecidir; başlar kontrol etmeye… Görür ki bu bir bubi tuzağı…
    But iple bir bombaya bağlanmıştır…
    Tilki buttan uzaklaşır; başını kollarının üzerine koyarak çimenlerin üzerine uzanıp, yatar.
    Biraz sonra kurt gelir, budu ve çimenlerin üzerinde yatan tilkiyi görür…
    Tilkiye sorar ‘ne yapıyorsun dostum?’
    Tilki cevap verir ‘Hiç… Yatıyorum’
    -“Burada bir but var…”
    -“Evet var…”
    -“Neden yemedin?”
    Tilki sakince cevap verir;‘Bu gün oruçluyum.’
    Kurt kendinden emin;‘Ben yiyeyim o zaman.’
    Tilki ‘Buyur ye… Afiyet, şeker, bal olsun’
    Kurt but’a uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman…
    Yaralı halde, perişan halde kıvranıp yatarken tilkinin kemal-i afiyetle budu yemeyi sürdürdüğünü gören kurt; ‘Yahu sen hani oruçluydun???’
    Tilki pişkin pişkin;‘Biraz önce topun patladığını duymadın
    mı?”

    *****
    Gelelim bizim ormana…
    Bizim tilkinin 17 yıldır yemediği but, etmediği halt kalmadı…
    Ya kurt kardeşler, hangi kurt bu duruma düşmek ister değil mi?
    Güzelim ormanın nimetlerinden yararlanamayan kahir çoğunluğun feryadına rağmen, bizim kurt kardeş, hala çarıklı erkanı harp tilkinin değirmenine su taşımaya devam ediyor…
    Tilki de bu fırsattan istifade yaşadığımız günlere değin ormanda şovlarını sürdürüyor; çadır tiyatrosunda ayı oynatıyordu… FETÖ’lü, Apolu, V.I.P. salonlu, Yunanlı, Pontuslu oyun çoktu tilkide… Orman sakinleriyle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayıp duruyordu…

    Buna karşılık orman sakinleri hep birlikte “Tilki ormanda rahat rahat bildiğini okuyor. Bizlere hayat hakkı tanımıyor… Gel kurt kardeş el ele verelim; şu ormanı, önce hepimize eza, cefa eden şu zalim tilkiden kurtarıp, kardeşçe, hayvanca yaşanır hale getirelim, kozlarımızı sonra paylaşırız…” diyorlardı…

    Orman sakinleri orkestrası bu şekilde şakıdıkça, kurt kardeş kızıp köpürüyör; “pek fiyakalı” ulumasını sürdürüyordu ama birçok yavrukurt onun arkasından sürüklenmeyi bırakıp, onu terk ediyordu…
    Bakalım kurt kardeş son aşamada ulumayı bırakıp, aklını başına toplayabilecek mi? Gelin, çıkmayan candan umut çıkmaz mı deyip kurt kardeşi kaderi ile baş başa bırakalım…

    Çünkü birdenbire genç bir aslan belirdi ormanda… Bu genç aslan, tilkinin bir sürü ayak oyununu aşıp, kendi coşku ve enerjisini aşıladığı orman ahalisinin akıllı çoğunluğunu ve yavrukurtları da arkasına alarak okkalı bir Osmanlı tokadı aşk edince tilkiye; orman ve ahalisi kendine gelmeye, umutlanmaya, bu tilkinin zulmüne karşı biz de bir şeyler yapabiliriz demeye başladı…
    Orman şimdi bu durumda… Hareketli, heyecanlı günler yaşayacak orman…

    Bu arada bütün tilkilerden özür dilerim. Tilkiler aslında muhteşem kuyrukları, güzel gözleri ile akıllı ve güzel hayvanlardır. Ne var ki; bu tilki başka bir tilki… Öyle bir tilki ki kardeşim, orman bir yana, kendi ikbali bir yana…

    Bu tilki “nevi şahsına münhasır”, kendine özgü bir tilki… Varlığını korumaktan başka amaç ya da çaresi olmayan genetik hata ürünü bir tilki bu tilki… Bu tilkiyle yoldaşlık eden orman sakini öyle bir ateşten gömlek giyer ki; cayır cayır yanar maazallah…

    Demem o ki; önünde uzun ince bir yolu olan, ormanın umudu genç aslanın bu çarıklı erkanıharp tilki ve takımıyla fazla içli, dışlı olmayıp, kendisine pek yakışan uygar mesafesini koruması çok önemli ormanın namusu ve geleceği için… Aman ha…

    La Fontaine hikayesine benzedi değil mi bu yazı? Ne yapalım? Çok sıkıldık son dönemde aylardır, günlerdir sinir uçlarımızla öyle bir oynandı ki; hak ettik bir Pazar masalını…