• Prof. Dr. Sait Yılmaz

    “Diktatör bisiklete binen adama benzer, durursa devrilir.”

    Geçmişten bugüne gücü elinde tutan önderler, siyasiler, elitler ve daha altta toplanan ticaret adamları ve bilgi yayıcıların esas görevi geleneksele dayanan hınç mekanizmasının verimliliğini artırmak oldu. Tarih boyunca halkların tarihi, despotların baskısı altında ezilmek olmuştur ve mesele bugün de despotlardan ve gerçek adaletin olmadığı, yolsuzluklara batmış mafyatik (başarısız) devlet sistemlerinden kurtulmaktır. Günümüz dünyasında da farklı demokratik rejimlerde otoriter figürlerin yükselişi, umutsuzluğun siyasi ifade şeklidir. Bu makalede, dünyadaki otoriterleşme eğilimlerini ele alırken, bugüne nasıl geldiğimizi de açıklamaya çalışacağız.

    Otoriter & Totaliter rejimler..

    Demokrasi bir ülkedeki halkın seçme özgürlüğü anlamına gelir. Ülkenin kaderini o ülkede yaşayan çoğunluk belirler. Bunun tam tersi otoriter ve totaliter yönetim şeklidir. Bu tür yönetimde tüm ülkeyi yöneten sadece bir kişi veya bir grup vardır. Totaliter ve otoriter rejim, diktatörlük gibidir fakat aralarında bazı farklılıkları vardır.

    Otoriter rejimde gücü elde tutan tek bir kişi (diktatör) veya grup (cunta) vardır. Bu tür hükümette güç tek bir siyasi güçte toplanır. Otoriterlik, toplumdan ziyade hükümet üzerindedir. Öte yandan totaliterlik ise otoriterliğin aşırı radikal türüdür. Milletin sosyal ve ekonomik yapısı hükümetin kontrolü altında değildir.

    Totaliter rejimlerde diktatör ya da gücü elinde bulunduran kişinin insanlar üzerinde etkisi ve karizması vardır. İnsanlar bu kişinin söylediği her şeyi koşulsuz yapma eğilimindedirler. Sovyetler Birliği’nden Joseph Stalin, İtalya’dan Mussolini ve Almanya’dan Hitler totaliter liderlere örnek olarak gösterilebilir.

    Totaliter liderin toplumla arasında ortak bir ideoloji bağı vardır ve bu bağdan ötürü insanlar onu takip eder, bu yüzden ülkeyi istediği gibi yönetme gücünün olduğunu düşünür. Bu da gücü elinde bulunduran lideri normal bir birey olmaktan çıkarır ve dini bir tiran figürü haline getirir. Zamanla ilahi bir varlık olarak görüldüğü bile olur.

    Otoriter rejim ise daha çok statüko odaklıdır ve kontrollüdür. Otoriter liderlere örnek Irak’ta Saddam Hüseyin, Filipinler’de Ferdinand Marcos gösterilebilir. Kendilerini normal bir birey olarak görmeleri diktatörlüğe olan eğilimlerindendir. Korku ve sadakat empoze ederek kanunlar koyarlar. Kendileri ile işbirliği yapanları ödüllendirerek sadakat kazanırlar.

    Demokrasi ve otoriterlik..

    Devletleri kategorilendirmek için kullanılan yöntemlerden biri de hükümet sistemleridir. Bu yöntemde devletler demokratik ve otoriterlik arasında bir yerde sıralandırılırlar. Dünyadaki devletlerin çoğunluğu demokrasi ile yönetilir. Freedom House, 193 devletin 119’unu demokrasi olarak nitelemektedir.

    Dünyada 70 kadar otoriter devlet var. Bunlardan Çin, Rusya ve İran dâhil 20 kadarı güçlü devletlerdir. Bunlar gücünü zorlayıcı kurumlarından alır. Otoriter rejimler, kendilerini savunmak için politikalarını koordine etmekte, demokratikleşme baskısına karşı gelmek için başarılarını paylaşmaktadırlar. Rusya, İran, Çin, Venezüella ve diğer otoriter ülkeler bu şekilde Batının liberal demokratik düzenine karşı denge oluşturmaya çalışıyorlar.

    Dünyada 550 çeşit demokrasi var ve adı demokratik olmakla birlikte çağdaş otoriterlik eğilimleri özellikle şu ülkelerde yaşanmaktadır; Rusya’da Putin, Macaristan’da Orban, Venezüella (Chavez ve yerini alan Maduro), Malezya’da Muhammed, Mısır’da Sisi ve sayamadığımız diğerleri. Kasım 2016’daki başkanlık seçimleri sonrası da Amerikan demokrasisi de büyük bir bunalım içine girdi.

    Batının demokrasisi..

    Amerikan Anayasası’nı yazan Thomas Jefferson, demokrasiyi %51’in %49’a tahakkümü olarak görmüştü. Bu yüzden, anayasanın hiçbir yerinde demokrasi kelimesi geçmemişti. Ancak, Woodrow Wilson ile birlikte demokrasi ABD için bir dış müdahale aracı olarak görülmeye başlandı.

    Batı siyasal pratiği içinde demokrasi ile totalitarizm arasındaki ince bir çizgi vardır. Totaliter rejimlerde, olağanüstü hal yolu ile askıya alına hukukun süreklilik kazandığı, kuralsızlığın ve yasasızlığın normalleştiği yorumları yapılmaktadır. Bunlar Batı demokrasisi içinde istisnai durumlar olarak gösterilse de örnekleri oldukça çoktur.

    Batı demokrasisinde Bush, Blair ve benzerleri yüzde 50-60 katılımın olduğu seçimlerde oyların yaklaşık 50 kadarını alarak işbaşına geliyor. Yolsuzluk, ahlaksızlık ve sapıklıkla suçlanıp yargılananlar ört bas edilenlerin oldukça azı. Hepsi demokrasi ile seçiliyor ama başka ülkelere saldırıp, milyonlarca insanın ölümüne ve göç etmesine neden oldukları halde asla yargılanmıyorlar.

    Sorun sadece liderlerde değil. Örneğin İtalya’da Berlusconi, zengin olduğu için medyayı kontrol ediyor, her türlü yolsuzluk ve ahlaksızlığı yapıyor ve sonunda hapse atılıyor ama Mart 2018’de seçimlere girip, tekrar kazanıyor. Halkın hala bu kişiye oy vermesi sosyolojik ve psikolojik olarak incelemesi gereken bir durum.

    Aynı şekilde ABD’de başkan Donald Trump gibi ailesi ve kendisi kumarhaneci birinin başkan seçilmesi de halkın umursamazlığına örnek ayrı bir vakadır. Buna demokrasi deniyor çünkü seçimle geliyorlar. Trump, yetiştiği kültürü politikalarına yansıtıyor, ülkelerden haksız para talep ediyor, Danimarka’dan toprağı olan Grönland’ı satmasını istiyor.

    İslam dünyasında diktatörlük..

    İslam dünyasında dün olduğu gibi bugün de geleneksel despot krallıklar ve seküler diktatörlükler çok yaygındır. Hukuk, adalet, insan hakları konularında ‘fena değil’ diyebileceğimiz tek bir İslam ülkesi yoktur. Bu devletleri hukuk tarafı eksik kalmış otoriter devlet yapıları ya da ‘tamamlanmamış devlet’ olarak adlandırabiliriz.

    İslam dünyasında, hele Ortadoğu kültüründe İslam adına veya farklı bir amaçla kurulmak istenen rejimlerin hiçbiri başarılı olamadı. Geleneksel İslami ilimlerin sunduğu öğretiye sadık kalındığı sürece İslam toplumlarında Batılı anlamda demokrasinin yeşermesinin, demokrasinin olmazsa olmazı özgürlüklerin önünde ciddi zorluklar vardır.

    Bugünkü Müslümanlar hâlâ tarihten devraldıkları siyasi istibdat kültürünün ağır sonuçlarını yaşıyorlar. İster krallık, ister Baascı, Nasırcı modernist diktatörlükler; Müslümanların denemedikleri ideoloji kalmadı, hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Çözüm ise hukukun siyasetten üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetler, fikir ve ifade hürriyeti gibi yüksek evrensel hukuki normlara sahip olmaktır.

    Dünya değişir ama insanlar değişmez, bu yüzden açgözlülük ve çıkar çatışması dolayısı ile savaşlar ve şiddet hiç bitmez. Çağımızın hedefi, savaş köpeklerine tasma vururken, uluslararası düzeni bir dengeye ulaştırmaktır. İşte mesele bu; açgözlü, sadece ben bilirim diye insanların iktidardan nasıl uzak tutulacağıdır.

    Makalenin devamı ve geniş versiyonu için…