• Dünyamız, yüzbinlerce yıllık tarihinin hiçbir döneminde görmediği yeni bir insan tipiyle karşı karşıya. Bu “yeni insan tipi” büyük oranda dinden beslenen cambazlardan oluşuyor. İsavi, Musevi, Muhammedi yahut Hindu hiç fark etmiyor, sermayelerini birleştirerek çoğalmak ve dünyayı yok etmek söz konusu olunca hepsi aynı dinde; ‘para tanrıda’ buluşuyorlar.

    Böylece dünya içinde milyonlarca yıldır soluk alan canlılar, doğa, yerin altı, buzullar ve anılar yok olmanın eşiğine taşınıyor. Tıpkı yerkürenin zorlu geçen bugünleri gibi…

    Bu para tanrıda birleşen güçlerin anladığımız anlamda bir ahlak anlayışları da yok yazık ki. Sözgelimi Amerikalı bir şirket, Bolivya’da bir şehrin içme suları işletmesini devralabiliyor ve aynı şirket siyanürlü altın arama işinde de olabiliyor. Bizim Kaz Dağları’mızın canına okuyan Kanadalı şirket; El Salvador’da içme sularını zehirlemek pahasına, oradaki altına çökebiliyor. Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu bir baştan bir başa maden ve gaz arayan emperyalist şirketlerin korkunç, acımasız, ahlak dışı saldırganlığına maruz kalabiliyor…

    Bu doğaya ve çeper/ulus devletlere yönelmiş küresel saldırı, elbette bulundukları her yerde halkların büyük direnişiyle karşılanıyor. Denebilirse şu an yalnızca yurdumuzun değil, dünyanın her bölgesi birer direniş alanıdır.

    Bu protestoların bir kısmı başarıya da ulaşıyor ve emperyalist güçler püskürtülüyor da. Fakat sistem öylesine “kazan kazan” üstüne kurgulanmış ki, bu çok uluslu büyük kapitalist güçler asla kaybettirilmiyor. Geçenlerde, James Shultz’un yazdığı bir makaleyi M. Birol Guger Türkçe’ye aktardı ve uluslararası mahkemeler üstünden, bu zulüm şirketlerinin bildiğimiz vurgunlarının dışındaki bir başka vurgununu da öğrenmiş olduk.

    Özetle şöyle söylüyor Shultz; “ABD mühendislik devi Bechtel’in su isyanı ile Bolivya’dan kovulmasının ardından şirket konuyu Dünya Bankası’na bağlı bir uluslararası ticaret mahkemesi olan, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi’ne (ICSID) taşıdı ve Bolivya halkına karşı 50 milyon dolarlık tazminat talebi içeren bir davayla misilleme yaptı.

    Kanada merkezli bir madencilik şirketi olan Pacific Rim de, El Salvador’da sürdürdüğü altın arama faaliyetine devam etmek için gerekli olan izinleri reddedildiğinde aynı yolu izledi ve ICSID aracılığıyla açtığı davada 250 milyon dolar tazminat talep etti.

    Bu gibi davalarda şirketler yalnızca yatırdıkları gerçek fonların iadesini değil, kazanmayı umdukları ve bir ülkenin seçimi sonucu reddedilen kârları da talep etmeye hak kazanırlar. Bazı örneklerde davalar kazançlı bir pazara dönüşmüş; davacı şirketler, dava devam ederken yatırımcılara hisse satışı yapıp, daha sonra kârdan pay almalarını sağlamışlar.

    Bechtel’in Bolivya’daki yan kuruluşu, Cochabamba kentine yalnızca 1 milyon dolar tutarında yatırım yapmış, ancak kârını kaybettiğini iddia ederek, karşılığında 50 milyon dolar talep etmiştir…”

    Bugünkü bir gazete haberinden öğreniyorum ki, Trump, Grönland’ı istemiş. Danimarkalılar şaşırıp kalmışlar… Bu küresel kötülük, dünyanın su depoları olarak bilinen bölgesine de aynı pisliği sıçratmak istiyor besbelli… İşin ilginç yanı, bu uluslararası kapitalist şirketlerin işlerini görürken sözde “tanrıya olan sadakatten” asla vazgeçmemeleri! Türkiye, Bolivya, El Salvador yahut bir Afrika ülkesinde, “halkla ilişki kuran çeteleri” aracılığıyla, rahatlıkla kendilerini muhafazakâr, dinlerine herkesten daha çok ve en ağır biçimde bağlı gösterebiliyorlar…

    Fakat bütün kutsal öğretiler inançla birlikte bir ahlakı da öngörmez mi? Dünyanın bu son yüzyılında sözde bir inanç, en saldırgan ve en vahşi biçimiyle varlığını sürdürürken, ahlak bir bütün olarak ortalıktan kaybolmuş gibi duruyor. Ahlakı olmayan bir inançsa doğal olarak “para tanrı” neyi emrederse onu yapıyor; şiirler yazdığımız, resimlerini yaptığımız, romanını kurguladığımız, uğruna kan dökerek gelecek nesillere bırakmaya çabaladığımız topraklarımızı, ormanlarımızı, suyumuzu mahvediyorlar…

    “İsa’ya yaklaşan biri, “ey öğretmen” dedi, sonsuz yaşamı sağlamak için ne iyilik yapmalıyım? O da “neden bana iyilik hakkında soru soruyorsun” dedi. “Yalnız bir tek iyilik vardır. Eğer yaşama kavuşmak istiyorsan, buyrukları tut” Delikanlı “hangilerini?” diye sordu. İsa şöyle yanıtladı: “Adam öldürmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Çalmayacaksın. Yalan yere tanıklık etmeyeceksin. Babana ve annene saygı göstereceksin. İnsan kardeşini kendin gibi seveceksin…” “Delikanlı, bunların tümünü tuttum” dedi, daha ne yapmam gerekir? İsa, “eğer yetkin olmak istiyorsan, git varını yoğunu sat, yoksullara dağıt” diye yanıtladı (İncil, Matta, 19-20 Shf: 42).

    “Elinden geldikçe, İyiliğe hakkı olanlardan iyiliği esirgeme.” “Sana güvenerek yanında yaşayan komşuna kötülük tasarlama. ”“Sana kötülük etmemiş biriyle yok yere çekişme.” “Zorba kişiye imrenme, onun yollarından hiçbirini seçme.” (Eski Ahit Özdeyişler, Bilgenin yolu, 27-29-30-31)

    “Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah’dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler…” “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar…” (Kur’an, Nisa Suresi, 9-10).

    Dünyamızı ve bütün yaşam alanlarımızı yok eden uluslararası kapitalizmin Vandalları hangi ahlak kuralına bağlıdırlar bilemiyorum, ama Karl Marx’ın söylediği şu söz hep aklımda; “mülkiyet hırsızlıktır”, nokta.