Doğan Avcıoğlu’nun ölüm yıldönümünde Yön hareketinin kalkınma anlayışı

Yön hareketinin mimarlarından 1926 doğumlu Doğan Avcıoğlu 4 Kasım 1983’te ölmüştü.

 

O’nun anısına biz de Yön hareketinin kalkınma anlayışını anımsayalım istedik. Önce kalkınma(gelişme) kavramıyla başlayalım.

 

Gelişme (kalkınma) kavramı iktisatta üzerinde çok değişik biçimlerde tartışma yapılan bir kavramdır. Örneğin kimileri bu kavramı büyüme ile eşanlamlı sanılgısına (öyle sanarak yanılgıya) düşebilmektedir. Kavramın kapsamı açısından ise kimileyin bu kavram salt iktisadın sınırları içine tutsaklaştırılmakta (iktisadi kalkınma düşüncesi) ama kimileyin ise bu kavrama bütünsel yaklaşılarak iktisadi–toplumsal–ekolojik (İTE) olarak üç boyutlu ve sürdürülebilirlik eksenli olarak algılanmakta ve tanımlanmaktadır. Bütünsel bakışa ilişkin Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen bir model de kavram olarak İGE: İnsanî Gelişme İndeksi (Human Development Indeks/HDI) ile ölçümleme yapılmaktadır. Bir Çinli generalin atasözüdür: Tanımlayamadığını ölçemez, ölçemediğini yönetemezsin!

 

Kalkınma tartışmalarının bir başka ekseni de hangi düşünbilimsel yöntemle kalkınılacağı sorunudur. Kapitalist düzenle mi, yoksa kapitalist olmayan yolla mı? Burada kapitalist olmayan yolun ne olduğu sorusuna kimilerine göre yanıt tektir: Toplumcu yolla. Kimileri de bir üçüncü yolun olanaklı olduğu savındadırlar. Bu üçüncü yolun adı da –doğru ya da yanlış tartışmasına girmeden belirtmek gerekirse- çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilmektedir: karma ekonomi modeli, ekolojik yaşam modeli ile kalkınma vb. Bu noktada belirtmemiz gereken bir ayrıntı da şu: örneğin karma ekonomi modeli kimilerine göre bir geçiş aşaması iken, kimilerine göre esas ve sonsal dizge budur. Özellikle son dönemlerde toplumcu uygulamalarda ortaya çıkan toplumcu piyasa ekonomisi, toplumculuğun alt/ön aşaması, ekotoplumculuk gibi kavramlar da kalkınma süreçlerinde ilgiye değer tartışma konularını oluşturmaktadır.

 

Hatta son zamanlarda kalkınma kavramının kendisine bile karşı çıkanlar, bunun ancak kapitalizmle olanaklı olacağını söyleyen yazarlar ve yapıtlar ortaya çıkmıştır. Bu arada dünyadaki neoliberal rüzgârlarla estirilen parasalcılık akımı bağlamında Türkiye’deki Amerikancı 24 Ocak (kimileri 12 Eylül demeyi yeğliyorlar) darbesi ile kalkınma iktisadının tukaka ilan edilmesi, yüksek eğitimde bu kürsülerin ötekileştirilmesi hususunu da anmadan geçmeyelim.

 

Kalkınma konusuyla ilgili olarak iktisadî yazın oldukça varsıldır. Okurlar değerlendireceklerdir ki, yazımızın konusu kalkınma kavramı ve kalkınma kuramları değildir. O yüzden ilgilisi yani Attila İlhangil bir deyimle meraklısı ilgili kaynaklara bakabilir (Bir başlangıç için Prof.Dr. Muhteşem Kaynak’ın Kalkınma İktisadı adlı kitabı ile başlanabilir).

 

Kalkınma kavramının ele alınması konusunda bizim önerimizi sunarak giriş bölümünü bağlayalım. Kalkınma kavramı mutlaka bütünsel ele alınmalıdır. Eşdeyişle konunun iktisadi–toplumsal–ekolojik boyutlarının tümü kapsama alınmalıdır. Ancak konu böyle ele alınırken, kapitalist bir bilimsel gözle geliştirilen ölçümlerden (örneğin İGE) ziyade toplumcu ölçüm modelleri geliştirilmelidir. Bu ölçüm dizgesi bir anlamda bizim konuya hem toplumsal hem de ekolojik yaklaşımımızın izdüşümü olacaktır. Toplumsal kavramının içini doldururken cinsiyet eşitsizliğinden sakat emeğine dek bir dizi husus göz ardı edilmeden yaklaşılmalıdır. Ekolojik derken de kalkınmayı sanayileşme ile eşanlamlı olarak ele alan hele hele de ağır sanayi kargasından başka kuş tanımam diyen bir endüstriyalist kalkınma modelinin eleştirisini yapıyoruz. Karşı seçenek olarak da ekodizgeyle uyumlu doğanın kendi döngüsüne olanak tanıyan, türetilmiş isteklerden ziyade gerçek gereksinimlere dönülmüş, insanın doğaya yabancılaşmadığı, insanın insana yabancılaşmadığı bir dizgeyi kast ediyoruz. İnsanlık 21. yüzyılda böyle bir kalkınma modelinin nasıl olması gerektiği arayışlarını sürdürmektedir. Her ülkenin özgül koşullarında kimi ana ilkelere de uyarak, farklı model tasarımları yapılması gerektiği açıktır. Yaratıcılık ve tasarımcılık yetenek ve uygulamalarının güçsüz olduğu ülkemizde işimizin zor olduğu da bir gerçek. Anımsayalım, 1960’larda Sovyetler Birliği’nin kendi ülkesel çıkarları için dayattığı ‘kapitalist olmayan ve ağır sanayi temelli hızlı kalkınma modeli, ülkemiz gerçeklerine ve çıkarlarına ne denli uygun olduğu sorgulanmadan ateşli bir biçimde savunulagelmemiş miydi kimi solcularımızca? Bu arada Necmettin Erbakan’ın ağır sanayi hamlesi yaklaşımlarını da unutmayalım.

 

Yön Hareketinikarakterize eden özellikleri

 

Devinimin tarihsel akışına daha çok iktisadi açıdan kısaca bakıverelim. 1960’larda toplumcu solun iki ana düşünce ekseninde aktığını biliyoruz: İlki M. Ali Aybar, Behice Boran ve Sadun Aren’inbaşını çektiği “Sosyalist Devrim (SD)” çizgisi; ikincisi Mihri Belli’nin ön safta olduğu gözlenen “Milli Demokratik Devrim (MDD)” çizgisi.

 

20 Aralık 1961’den 30 Haziran 1967’ye dek yayınlanan Yön dergisi çevresinde toparlanan bu harekete bakıldığında şunlar görülebilmektedir:

 

Bir ölçüde toplumculuktan etkilenmiş bir Jöntürk-İttihat Terakki-Kemalizm geleneği izleyiciliği; Marksçı anlamda olmayan daha çok darbeci nitelikteki bir meclis (parlamento) dışılık; 15 Ekim 1961 tarihindeki seçimlerde CHP’nin azınlıkta kalmasıyla somutlaşan bir bağlamda ortaya çıkan cici demokrasi eleştirileri; bu eleştiri bağlamında seçimlerin halka iktisadî gönenç ve özgürlük getirmeyeceği düşüncesi; bilimsel toplumcu bir iktisadî sınıf irdelemesine dayanan ve aşamalı, kesintisiz bir biçimde toplumculuğa ulaşmayı amaçlayan MDD çizgisi ile Yöncülerin darbeci, küçük kentsoylu çizgisinin karıştırılması; toplumculuğun milli bir toplumculuk bağlamında iktisadî devletçilikle özdeş anlaşıldığı KadroHareketinin kalıtçısı olma özellikleri; Yöncülerin de aynı Kadrocular gibi amaçlarını yaşama geçirmede ekonomipolitik olarak sivil-asker karışımı seçkin bir aydın zümreye dayanmaları; Yöncülerin 1960’lardaki toplumsal-iktisadî yapı koşullarının Kadrocuların yaşadığı ve düşüncelerini biçimlendirdiği 1930’lardaki toplumsal yapı koşullarıyla (örnekse işçi sınıfının yetersizliği vb) aynı olduğu sanılgısına düşmeleri, Yöncülerin ve kalıtçısı oldukları Kadrocuların yaşadıkları dönemlerdeki Sovyetler Birliği (SSCB) iktisadî manzaralarının (gerek ülke içi, gerek uluslararası ilişkilerdeki yapısal özellikler itibariyle) farklı olmasının gözden kaçırılmış olması…

 

Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, İlhami Soysal vd aydınların çevresinde örgütlendiği Kemalist ve Amerika karşıtıYön dergisi ile aynı dönemde Aydın Yalçın, Turhan Feyzioğlu vd aydınların sağ ve Amerikancı eğilimdeki Forum dergisinin ilişki ve çelişkileri de ilginç bir konudur. 1961 yılına dek birlikte seyreden iki dergi çevresi bu tarihten (özellikle seçimden) sonra ayrıldı. Yön, yönünü arayan asker-sivil aydın zümrenin ilgi odağı oluvermişti.

 

Bu arada ünlü Yön Bildirisinde sağ eğilimli iktisatçıların adlarının da olduğunu arada vurgulayalım: Prof. Dr. Mükerrem Hiç, Prof. Dr. Erdoğan Alkin vd.

 

Yöncülerin yukarıda andığımız küçük kentsoylu kestirmeci toplumsal dönüşüm düşünceleri 12 Mart darbesiyle tuz buz olmakla kalmadı, bu hareketten kimileri 12 Mart’tan sonra kurulan N.Erim hükümeti ve bürokrasisinde yer aldı.

 

Yön dergisi ile Devrim dergisiarasındaki ilişkiyi de bu arada belirtmiş olalım. Bu konuda çalışmış ve kitap yayınlamış olan iki yazarı da bu arada anmak gerekir: biri değerli dost Muzaffer Ayhan Kara, diğeri de Gökhan Atılgan. Bunlardan Atılgan Yön Hareketi ile Devrim dergisi arasındaki organik bağı çok yakın kurarken, Kara bu ikisinin birkaç nedenle görece ayrılıklar taşıdığını belirtmektedir.

 

Yön Hareketinin kalkınma modeli

 

Bu konuya bütünsel bakıldığında konu çok kapsamlı gözükebilir. Hatta bu konuda Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in yayınlanmış bir doktora tezi de mevcuttur. Özdemir’e göre, Kadrocular Kemalizm’inyeni bir yorumunu yapmada Marksçılığa dayanırlarken; Yöncüler ise Marksçılığı yorumlarken Kemalizm’e dayanıyorlar. Yine Özdemir’e göre Kadro Kemalist iktidarın (en azından zaman zaman güç yitirse de bir kanadının) kuramsal organı iken Yön ise iktidara karşı bir yayın organı!

 

Belki sonradan söyleyeceğimiz bir şeyi baştan söylemek gibi olacak ama,Yöncüler komprador kentsoylu ve toprak ağaları dışında kalan tüm sınıf ve güçleri anti-emperyalist ve anti-feodal bir program etrafında, bağımsız bir iktisadî yapının kurulması yolunda bir millî cephede toplamayı amaçlamışlar gözüküyor. Toplumcuların çekirdekte bulunacağı asker-sivil aydın zümreden oluşan ve ara katmanlar olarak da adlandırılan ‘zinde kuvvetler’in önderliğinde önce milli devlet, uzun vadede de toplumculuğa geçiş koşulları hazırlanması düşünülmüştür. Milli demokrasinin nasıl gerçekleşeceği ve zinde kuvvetlerin nasıl örgütleneceği konuları açıklıkla işlenmiş gözükmüyor. Doğan Avcıoğlu’nun çok partili uygulamanın Atatürk devrimlerine karşı bir tepki olarak değerlendirdiğini anımsarsak, gerçekleştirilmesi arzulanan milli demokrasinin bir tek parti iktidarını öngördüğü açıktır. Gerçi D. Avcıoğlu’nun andığı bu tepkinin Kemalist küçük kentsoyluya mı, yoksa artık devrimci özelliği aşınmış bürokratik kentsoyluya karşı mı olduğu tartışma konusudur. Beri yandan bu sorunu ele alırken, 1940’ların ikinci yarısında ülke içindeki sınıfsal çeşitlenme ve dünyadaki uluslararası siyasal yapılanmaların etkilerini de göz ardı etmemek gerekir.

 

Kimi görüşlere göre (örnekse MerdanYanardağ) Yöncüler doğaldır ki başta D.AvcıoğluYöncülerden farklı olarak, sınıflar arasında bir mücadele ile Milli Kurtuluş Devrimi’nin gerçekleşeceğini görmüşlerdir. Yanardağ, Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni adlı yapıtında (örneğin sayfa 448’de) Kadrocuların sınıflarüstü tutumunu eleştirdiğini vurgular.

 

Yön Hareketinin kalkınma modeline ilişkin ana özelliklerini ve varsayımlarını aşağıdaki gibi sıralamak olanaklıdır:

 

a) Türkiye ciddi bir iktisadî bunalım içinde olup, bu toplumsal bunalımı da körüklemektedir: Geri bir tarımsal yapı, küçük ölçekli işletmeler, yoksulluk, işsizlik, evsizlik, açlık, kentlere hızlı nüfus göçü, topraksızlık, gecekondulaşma, bölgesel dengesizlik, ağalık, arsa vurgunculuğu, memurların yolsuzluğa batmaları vd. (Sanki bugün gibi değil mi?)
b) Toplumsal adalet içinde hızlı kalkınmayı sağlayacak yöntem toplumculuktur. Toplumcu yöntem aynı zamanda kapitalist bir gelişmenin özellikle azgelişmiş bir toplumda ortaya çıkaracağı aşırı sınıf çatışmalarını demokratik yollarla önlemenin tek yoludur.
c) Bu konuda Kemalist halkçı-devletçi- devrimci yöntemdeki toplumsal düzeltim yaklaşımı kuramsal olarak doğrudur.
d) Yoksul ve azgelişmiş Asya ve Afrika ülkelerinin (Libya, Mısır, Cezayir, Irak vb) toplumcu kalkınmaya yönelmeleri biçimindeki uygulamanın kaçınılmazlığı açıktır. (Anımsayınız: Nasır toplumculuğu, Cezayir toplumculuğu, Baasçılık).
e) Azgelişmiş ülkeler kapitalist iktisadî gelişme bağlamında geri bir düzeydedirler. Azgelişmiş ülkelerde gelişmeyi sağlamak (emekçilere dayanan onları geliştirmeye odaklanan bir yaklaşımdan ziyade) emekçilerin geriliğini ve örgütsüzlüğünü veri alan
–bu bağlamda onları dışlayan– yukarıdan aşağı tek yönlü bir müdahale esastır.
f) İktisadî kalkınmanın ana yaklaşımı hızlı kalkınmadır. Bu bağlamda esas taşıyıcı eksenler ileri uygulayımbilim (teknoloji) ve ağır sanayidir.
g) İşçi sınıfı iktisadî ve diğer hakları için mücadele vermemiştir.
h) Dış ticaret (dışalım ve dışsatım) devletleştirilmelidir.
i) Devletçilik salt iktisadi bir devletçilik olmayıp, özel girişime yer verilmekle birlikte sınıfsız bir toplum yaratma amaçlı bir toplumsal düzen düşüncesidir.
j) Bugün gerekli olan yeni devletçilik (Yön bildirisinde böyle geçer) yaklaşımında karma ekonomiyi reddetmeyen, milli sermayeyi yatırımlara yönlendiren halkçı ve milli bir ekonomi esastır.
k) Çiftçinin kooperatifleşmesi teşvik edilecektir.
l) Malların dağıtım ağlarında küçük birimler kaldırılarak, büyük birimler oluşturulacaktır. Devlet eli hem üretim hem tüketim halkalarında olacağından her iki kesimi de ezen aracı sınıf ortadan kaldırılacaktır.
m) Kilit sanayiler özel kesimin kâr odaklı kırılgan ellerine teslim edilmeyecektir.

 

Bu özellikler bağlamında Yön Hareketinde toplumculuğun (sosyalizmin) temel yaklaşım ve kavramlarının karıştırıldığı hatta çarpıtıldığı eleştirileri yapılmaktadır. Öyle bir çarpıtılma ki, bu yaklaşımda darbecilik kaçınılmaz hale gelebilmekte; yukarıdan aşağı yönlendirici ve yapılandırıcı önderlikle aşağıdan yukarı halkın doğrudan katılımı, insiyatifi ve denetiminin bütünleşmesi yerini Kadroculuğa atılı olarak söylenen ‘halk için, halka rağmen’ ilke ve uygulamasına bırakmaktadır.

 

Diğer yandan bir başka eleştiri de c şıkkındaki yapılanmaların o dönemdeki SSCB’nin toplumculuktan geriye dönüş sapmasına dayalı düşünsel çizgisine ve uluslararası yayılmacı çıkarlarına uygun bir yapılanma özelliği taşımaları biçimindedir. Vurgulayalım ki, kapitalist olmayan gelişme yolu terimi, 1960 Kasım’ında Moskova’da toplanan 81 ülke delegelerinin katıldığı Komünist ve İşçi Partileri Konferansı Bildirgesi’nde yer almaktadır.

 

Yöncülerin iktisadî yaklaşımının d şıkkındaki alanlara aktarılacak sermaye birikiminin azgelişmiş ülkelerde olup olmadığının sorgulanmaması da bir başka eleştiri konusudur. Gerçi Yöncüler dışa karşı bağımsızlığımızı yitirmemek adına ülke içinde hızlandırılmış ağır sanayi ile kalkınma modelinde toplumsal adaletten vazgeçilebileceği düşüncelerini ortaya koymamış değillerdir. Yöncülerin arada bir sınıf kavramından söz etmiş olmaları savladıkları toplumculuk kimliği adına adet yerini bulsun diye olduğu söylenebilir.

 

Yeri gelmişken kapitalist olmayan ve ağır sanayi odaklı kalkınma yolu yaklaşımının sol siyasa tarihimizde 1970’lerde de etkisini sürdürdüğünün altını çizelim. Bu konuda da yapılmış ve yayınlanmış ve her nedense Aydınlık Hareketiniyoksayan bir tez çalışmasının mevcut olduğunu da belirtelim: Zeynep Bursa’nın Türkiye Solunda Kalkınma Düşüncesi adlı çalışması.

 

Yöncülerin yaklaşımını iktisadî indirgemecilik (ekonomizm) olarak eleştirmek de olanaklıdır ve bu yaklaşımın Zeynep Bursa’nın tezinde de görülebileceği gibi daha sonraki yıllarda da izleri mevcuttur.

 

Kimilerinin görüşlerine göre, THKP-C’nin öncü savaş, yapay denge gibi kuramlarının köklerinde de Yöncülerin yaklaşımlarının etkilerini yakalayabilmek olanaklı gözükmektedir. Bu da Yöncülüğün 71 maceracılığının köklerini besleyip beslemediği sorusunu gündeme getirmektedir.

 

Sonsöz

 

Yöncülerin kalkınma yaklaşımı tarım, sanayi vd iktisadî kesimler arası dengeleri gözeten bir yaklaşım olarak gözükmemektedir. Bunun bizi götürebileceği yerin dış sermaye akışına bağımlı bir buyurgan devlet olma olasılığı çok yüksektir. Bir üst aşamada ele aldığımızda Yöncülerin kalkınma yaklaşımı iktisadî-toplumsal-ekolojik (İTE) üçgenindeki dengeyi gözeten bir yaklaşım olarak da gözükmemektedir. Özellikle ülkemiz gerçeği açısından önemli olan MDD yaklaşımı bağlamında bakıldığında Yöncülerin yaklaşımını MDD penceresinde bir yere oturtabilmek bir yana, o pencereden bakıldıkta görememekteyiz.

 

Anti-emperyalist duruşun zemininin salt toplumculuk olabileceği tezinden yola çıkarak, Yöncülerin toplumcu olduğunu savlamak bilimsel olarak tartışmaya açıktır.

 

Tüm bu söylediklerimizden sonra Yön Hareketi tarihimizde olumsuz bir rol ya da olumlu bir rol oynamıştır biçiminde bir vargıya varılabilir mi? Bu harekete yaklaşırken yararları ve sakıncaları ya da matematiksel deyimle artıları ve eksileriyle ele almak diyalektik açıdan bize daha doğru gözükmektedir. Bu yazı bu bağlamda yapılacak tartışmalara ilişkin iktisadî açıdan bir giriş taksimi olabilmesi amacıyla derlenmiştir.

 

Kaynakça

  • Ayşe Arslan: ‘Cuntacı inkılâpçılık ve devrimcilik arasında bir hareket Yön-Devrim hareketi’, Resmi tarih tartışmaları 11: Resmi İdeoloji ve Sol, Ed. M. Kaynar, Özgür Üniversite Yayını,2011, s.389-412.
  • Ercan Çankaya: ‘Doğan Avcıoğlu ve Yön hareketi’, Kırmızı Beyaz dergisi (TGB yayını), Sayı: Ocak 2009,s. 48-50.
  • Ergun Aydınoğlu: Türkiye Solu (1960-1980), Versus Yayınları, 2007.
  • Gökhan Atılgan: Yön-Devrim Hareketi, Yordam Yayınları, 2008.
  • Hikmet Kıvılcımlı: Devletçilik (kapitalizmin fideliği) üzerine bir küçükburjuva kuruntu fikri YÖN tezinin

doktrinleri ve parolaları (14.9.1966), Kuvayı Milliye dergisi, Sayı: Mart-Nisan 2002.

  • Hikmet Özdemir: Kalkınmada Bir Strateji Arayışı: Yön Hareketi, Bilgi yayınevi, 1986.
  • Hikmet Özdemir: Doğan Avcıoğlu Bir Jöntürk’ün Ardından, Bilgi Yayınevi, 2000.
  • Mehmet Ulusoy: Yön’ün yönü, Saçak, Sayı 41 (Haziran 1987), ss.11-16.
  • Merdan Yanardağ: Kadro Hareketi, Siyah Beyaz Yayınevi, 2008.
  • Mustafa Türkeş: Kadro Hareketi, İmge Yayınevi, 1999.
  • Muzaffer Ayhan Kara: Yön’ün Devrimi, Devrimin Yönü, Cumhuriyet Kitapları, 2008.
  • Savaş Açıkkaya: Solun Türk Devrimiyle İmtihanı, Paraf Yayınları, 2011.
  • Yalçın Büyükdağlı: Türkiye sosyalist hareketinin tarihi II (1960-1973), Teori, Sayı: Ekim 1993.