29 Ocak 2020 Çarsamba

Saçma’nın İktidarı

Prof. Dr. Kadir Cangızbay yazdı…

Türkiye’de her şey çok kabalaştı; o kadar ki sırf böyle bir söz sarfettiniz diye hakkınızda teröre destek, vatana ihanet ya da cumhurbaşkanına hakaretten dava açılabilir.

Şehir hastanesi işletmecesiyle yapılan sözleşme ticarî sır sayılırmış; oysa, taraflardan biri garantör olarak devlet; yani ben, siz, biz hepimiz; kısacası bütün vatandaşlar:

Böyle bir ‘sır’rın arkasına saklanmak vatandaşlık hakkımızın elimizden alınması, dolayısıyla
cumhuriyetin fiilen ilgası.

Bu arada ‘akıl’ı da yürürlükten kaldırıyorlar:

Şehrin merkezindeki, o şehre damgasını vurmuş hastaneleri kapatıp, şehrin kilometrelerce dışında dağ başına kurdukları hastanelere şehir hastanesi adını verirler; ki,  bu aklımızla alay etmek ve ortak hafızayı parçalayıp toplumu tarihsizleştirmenin yanısıra insanlara hem büyük ve masraflı bir eziyet, hem de, vaka acilse, hepimizin canına kast.

İnsanlara akıllarıyla izah edemeyecekleri ve kendi yollarını çizmeyecekleri bir düzen dayatılsın ki,
kendilerini kendilerine yabancı bir dünyada hepten çaresiz hissedip egemenlere kayıtsız şartsız teslim etsinler: ‘Saçma’, faşizm için arızî, tesadüfî değil, taammüden kurgulanan stratejik bir araçtır.

İşte bu doğrultudadır ki ‘yaz saati’nde ısrar ederek kreş çağı çocuklarından her yaştan yetişkinlere kadar on milyonlarca insanı “artık sabah oldu” diye gecenin kör karanlığında uyanıp yollara dökülmeye mecbur ederler.

Aklın yolu bir, ‘saçma’ ise namütenahi, daha doğrusu ‘sonsuz eksi bir’ sayıdadır:

Mecut düzende ne kadar uzun sure çalışıp, ne kadar fazla emeklilik primi ödersen emekli maaşın da o kadar düşük olacaktır.

Cansız nesnelere bile ruh atfeden animizmden kalma helal-haram ayırımına gittiğinizde saçma üretme yeteneğiniz daha bir genişlemiş olacaktır. Sigara da artık haram, insanların kendi arabalarında, camlar kapalı olsa bile içmeleri yasak, havayı kirletiyor diye; havaya  tonlarca zehir saçıp insanları kanser, tarımı da mahveden termik santraller ise bacalarına filtre (süzgeç)
takmadan da çalışabilirler.
.
Bu arada RTÜK de, Halk TV yayınladığı arşiv filminde Atatürk’ün elindeki sigarayı buzlamadığı için kanalı cezaya boğar.

Araba markası ya da mağaza adı tellafuz etmeyi yasaklayarak da toplumun bilincindeki ortak
nirengi noktalarını fiilen geçersiz kılma peşindedir.

İçki bardaklarını buzlatarak da içki içmeyi sanki bir suçmuş gibi gösterirken halkın bir bölümünü diğer bir bölümüne karşı düşmanlaştırıp kışkırtmış olmaktadır. RTÜK bu icraatıyla 15 Temmuz darbe girişimine ilk andan itibaren karşı çıkmış HDP’yi Yenikapı mitingine çağırmamak ya da kız-erkek karma eğitime darbe vurmaya mümasil, hatta onlardan da derin bir ötekileştirme ve bölücülüğün ajanı durumundadır ve de ‘saçma’yı olağanmış gibi göstermeye yönelik bir işlev görmektedir: RTÜK kapatılmalıdır.

‘Saçma’nın egemenliği taşa duvara da yansıyacaktır:

En son Osmaniye’de, sonradan camiye çevrilmiş 1800 yıllık bir Roma-Bizans tapınağının çatısı demir, çelik ve alimünyumla kaplanmıştır, restore edilmek adına: Mvcut görünümü, yere inmiş bir uzay gemisi. Bunlar, Atatürk’ün de elindeki sigarayı silip kendisine  astronot elbisesi giydirerek kendilerinin en çağdaş atatürkçüler olduğunu da iddia edebilirler:

‘Saçma’ dünyasına girince, insanda artık utanma da kalmaz. Bir sürü havaalanı yapılır, ama şehirlere o kadar uzak ve ulaşılması zor ki, insanlar gidecekleri birçok şehre karayoluyla daha kolay ve kısa sürede ulaşabiliyorlar. Ama bu saçmalıkların hiçbiri sadece bir cahillik ürünü olarak görülemez; zira, Sabri Çaklı’nın kültürümüze kazandırdığı özdeyişle ‘tarih hatalarla açıklanamz’.