Seçimin gösterdiklerine ilişkin birkaç not

Erdoğan çıtayı kendisi koymuştu: Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıklarını, hatta İstanbul’u kazanacaklarından o kadar emindiler ki, esas olarak Ankara ile uğraştılar.

Erdoğan çıtayı belirlerken kendisini de ortaya koydu. Yani Yıldırım ile İmamoğlu değil, Erdoğan ile İmamoğlu; Özhaseki ile Yavaş değil, Erdoğan ile Yavaş yarıştı.

Öte yandan Cumhur İttifakı sözcüleri Erdoğan ve Bahçeli, özellikle İstanbul ve Ankara seçimlerini bir belediye seçimi olmaktan çıkarıp iktidar hakkında bir halk oylamasına dönüştürdüler. Hem de bunu “beka sorunu” temasıyla yaptılar. Yani kazanıp kazanmamalarını, bir belediye, bir iktidar sorunu olmaktan da öte ülkenin varlık-yokluk sorunu olarak lanse ettiler. Seçimler -bizzat Erdoğan marifetiyle- böyle bir havada gerçekleşti.

Ve kaybettiler… Kendi koydukları çıtayı aşamadılar. Ankara ve İstanbul’un yanı sıra diğer birçok büyükşehri de yitirdiler.

Dolayısıyla seçimin mağlubu en başta Erdoğan ve AKP iktidarıdır.

***

AKP’nin ivmesindeki düşüşün başlangıcı 2013 Haziran Direnişi’ne kadar geri götürülebilir. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde ise gerileme somut olarak ortaya çıkmıştı. İktidar bu düşüşe -PKK’nın ve Allah’ın lütufları sayesinde- yeni bir atak ile karşılık verebildi ve zor da olsa başkanlık sistemini geçirebildi. Fakat asıl eğilimin ivmedeki düşüş olduğu kısa sürede ortaya çıktı ve bu olgu son yerel seçimlerde berraklaştı, belgelendi.

AKP eskiden baraj yıkan bir seldi, ama artık sele göğüs germeye çalışan bir baraja dönüştü. Son seçim ise bu barajda ciddi gedikler açtı. Belli ki bu süreç hızlanarak devam edecek.

AKP-Erdoğan iktidarı en güçlü olduğu noktada darbe yedi, en önemli kozunu yitirme sürecine girdi: Halk üzerindeki denetimi. Uluslararası arenada zorlanabilir, büyük burjuvazi ile sorunlar yaşayabilir. Ama iktidar bütün bu sorunları halk üzerindeki sıkı denetimi ile aşabilmişti. Bu koz ona diğer sorunları alt etme gücü vermekteydi. İşte bu noktadaki gerileme, asıl yıkıcı dinamiği ortaya çıkardığı gibi diğer sorunları aşabilme yeteneğini de zayıflatacaktır.

Bu süreci göz önüne alarak değerlendirdiğimizde son seçim Erdoğan-AKP iktidarı açısından “sonun başlangıcı” noktası olarak tespit edilebilir. Ama unutulmasın sadece “başlangıcı”…

***

Bir noktaya daha dikkat çekip bitirelim.

Toplumsal süreçler ve dönüşümler, kafamızdaki modellere ve şablonlara uymak zorunda değil, genellikle de uymaz. Ankara ve İstanbul belediye başkanlıklarını kazanan isimlerin “sağcılıklarını” aşırı vurgulamak veya seçim sonuçlarını “ama sermaye düzeni yerinde duruyor” diye küçümsemek, toplumsal dönüşümlerin diyalektiğini anlamamanın göstergesidir. Dahası, halkın önderlik edemediği ama hissettiği ve abandığı sürecin (aslında politik arenanın) dışında kalma tehlikesi yaratır.

İsimler ve partiler temelde akan sürecin o an için öne çıkmış figürleridir sadece. Halk o gedikleri bugün için o isimlerle açabilmiştir. Ancak o isimlerden bağımsız olarak akan temeldeki süreci hisseden, kavrayan ve birleşen bir politik odak, daha ileri adımların öncüsü olabilmeye hak kazanır.

Gericilik barajında açılan gediklere, elde edilen kazanımlara halkla birlikte sevinelim; ama bunun bir başlangıç olduğunu, oldukça zorlu bir yolun başlangıcı olduğunu da bilelim. Bugünkü sevinç, gelecekteki zorluklar için enerji yüklemek demektir.