Semih’in suçu ne?

21 Haziran 1993’te Malatya’da dünyaya geldi.
Babası tanınan bir ticaret erbabı, annesi ev hanımıydı.
İlkokulu, ortaokulu, liseyi başarıyla bitirdi.
“Büyüyünce ne olacaksın?” diyenlere hep aynı cevabı verdi;
-Asker olacağım dedi.
Kimsenin meslek seçimine de hayallerine de karışmasına izin vermedi.
Sık sık asker olan akrabasını ziyaret etti, uzun uzun kıyafetlerini seyretti, fotoğraflar çekildi.
“Bir gün ben de asker üniforması giyeceğim” dedi.

Dediğini de yaptı.
Çocukken kurduğu hayaline ilk adımı 18 yaşında; Balıkesir’de Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu’na başlayarak attı.
Okulu bitirdi, çakı gibi Jandarma Astsubay oldu.

*

Her yurtsever asker gibi canını ülkesine feda etmeye hazırdı ama sonu belirsiz bir karanlığa girdiğinde yapayalnız kalacağını bilmiyordu.
22 yaşındaydı Semih.
Rize’de görev yaparken annesinin kanser olduğunu öğrendi önce.
Hemen izin aldı, arabasına bindiği gibi Malatya’nın yol tuttu.
Ailesini bir daha göremeyeceğini hatta seslerini bile duyamayacağını,
üniformasını son kez giydiğini bilmeden çıktığı yol onu Tunceli’ye getirdiğinde takvimler
17 Eylül 2015’i gösteriyordu.
Pülümür yolunda PKK’lılar aracını durdurdu.
Sivildi Semih ama askeri kimliği de yanındaydı silahı da…
O an ne hissetti kimse bilmez…
Tam bin 498 gün önce aracını ateşe verip, kopardılar Semih’i sevdiklerinden.

*

O dönem Malatya Ticaret Borsası’nın Başkanıydı babası. Sadece oğlu Semih için değil, aralarında polis ve erlerin de bulunduğu, PKK’nın kaçırdığı 12 can için çalmadık kapı, aramadık insan bırakmadı.
Ne TSK’dan ne Cumhurbaşkanından, ne Başbakandan ne de bakanlardan bilgi alabildiler.
Sanki Semih hiç yaşamamış gibi, devletin askerinin hiç kıymeti yokmuş gibi..

*

Yüreklerini ferahlatan haber tam 105 gün sonra yılbaşı gecesi geldi.
PKK’nın yayınladığı bir video ile oğullarının yüzünü gören aile “En azından yaşıyor” diye teselli buldu.
Yorgun ama dimdikti Semih.
Kanserle mücadele eden annesinin ağlayarak izleyeceğini biliyordu çünkü.
Kendini tanıttı, devletten kendilerini kurtarmayı beklediklerini söyledi.
Aynı video PKK’nın kaçırdığı diğer asker ve polislerden de geldi.
Aileler yeniden toplandı, çağrı yaptı, TBMM’ye gitti, yalvardı…
Semih’in kız kardeşi Malatya’ya gelen Tayyip Erdoğan’a ulaştı.
Çıktı karşısına “Kardeşimi ve kaçırılan askerleri kurtarın ne olur” dedi.
“Yapabileceğim bir şey yok, sabredin” cevabı aldı.
Sanki herkes ağız birliği yapmıştı.
Çalınan her kapı ‘sabır’, ‘sabret’, ‘sabredin’ ile kapandı.
Velhasıl, ne sevgilisinden şiddet gören Sıla kadar, ne de Acun’dan boşanan Şeyma kadar gündem oldular.
Herkes sustu, unuttu.
Sanki Semih hiç yaşamamış gibi, sanki PKK’nın elinde 12 canımız yok gibi…

*

Dile kolay, 3 yıl geçti.
Ne siyasiler ağızlarına aldı ne de basın yazdı çizdi.
Ve PKK 5 ay önce Semih’in bir videosunu daha paylaştı.

Ben Semih Özbey. 21 Haziran 1993 Malatya doğumluyum. 17 Eylül 2015 tarihinde alındım. Yardımcı olacak herkesten yardım bekliyorum. 3 yıldır buradayım. Bizim için çabalanıyor mu, bir çaba var mı bilmiyorum. Bizim için mücadele etsinler” dedi.

*

Bugün tam bin 498 gün geçti.
Bir anne evladını 22 yaşında bıraktı, sarılamadı, koklayamadı, öpemedi…
“Ölmedim, iyileştim seni bekliyorum” diyemedi.
Tam bin 498 gündür 12 canımız PKK’nın elinde. Açlar mı, susuzlar mı, nerede tutuluyorlar belli değil.
Ne Alman’ın gazetecisi ne de Amerika’nın rahibi kadar pazarlık konusu oldular.
Hatta konu bile olmadılar.
Sanki hiç yaşamamışlar gibi…

***

Velhasıl,
Acun ve Şeyma’nın ayrılığı kadar konuşulur mu ya da Devlet Bahçeli af için bastırdığı kadar 12 canımız için bastırır mı bilmem.
Semih’in ailesinin tüm siyasilerden ricasıdır bu;

“Evlatlarımızı istiyoruz biz!”