• Yıl 1995 , İstanbul’u terkedip Antalya’ya yerleşeli 5 sene olmuş. Futboldan elimi ayağımı çekmişim, otel yöneticiliğine soyunmuşum. Ama futbol topu peşimi bırakmıyor… O zamanki Eğitim Dairesi Başkanı rahmetli Sahir Gürkan beni ve TFF Antalya İdari temsilcisi Sadık Deda’yı arıyor. Görev şu: Antalya amatör kümelerinde antrenörlük yapan 160 kişiyi, kurstan geçirip diploma vermek…

    Sadık Hoca ile hazırlanıyoruz. Ondan sadece organizasyon işini halletmesini istiyorum. Konaklama, salon, antrenman sahası, kobay takım vs… Ve ben grubu 80 80 ikiye bölüp 2 haftalık kursu başlatıyorum…

    Aylardan ocak, Lig takımları devre arası kampına gelmişler iklimi harika kentimize. Bunlardan biride 1995/96 sezonunda şampiyonluğa oynayan Trabzon Spor, teknik direktör de önceleri seminerlerden tanıştığımız Şenol Hoca. Falez Otel’de kamp yapıyorlar. Tamda benim kurs verdiğim tesisin karşısında…

    Birinci kurs döneminin son gününde söz veriyorum katılımcı antrenörlere,”Yarın diploma törenine Şenol Güneş’i getireceğim” diye. Hepsi seviniyor tabi, çünkü ne büyük değer ve hatıra onlar için… Trabzon takımının istirahat saatlerinde otele gidip resepsiyondan hocanın odasını arıyorum. derdimi anlatıyorum kendisine… Kem küm ederek ricamı geri çeviriyor… Öylesine utanmıştım, geriye dönerken öğrencilere durumu nasıl açıklayacağım diye…

    Geçen sene , 2018 Temmuz ayının sonları, Fatih Terim’in Türkiye Futbol Direktörü gibi “cafcaflı” kartvizitine son verilmiş, Demirören federasyonu Güneş’e teklif götürüyor, flört o zaman başlıyor… Ancak Beşiktaş’la konratı devam eden Şenol Hoca bir yandan 2 yıl üst üste şampiyon yaptığı, 3. sezondaki 4. lükten sonra tekrar “rüştünü ispat etme” hissiyle Beşiktaş diyor, ama aklı öbür tarafta da kalıyor açıkcası…

    1970’li yıllar, Türkiye’de Karadeniz fırtınası esiyor, Trabzon Spor, Kadir’i, Cemil’i, Necati’si Faruk’u, Ali Kemal’i, Hüseyin’i ve başlarındaki Ahmet Suat Özyazıcısı ile. Kalecisi de Şenol… Müthiş bir başarı öyküsü, 10 yıla sığan, 5 şampiyonluk, İstanbul dükalığına son vermek kimseye nasip olmamış o yıllara kadar…

    2012, Beşiktaş’ı borç batağına sokup Federasyon Başkanlığına kaçmış Yıldırım Demirören’den sonra benimde bir başkan adayının altında yönetime aday olduğum dönem, Fikret Orman büyük farkla Başkan oluyor… İlk sezon Samet Aybaba ile “feda “, sonra Slaven Biliç’le “vefa” ve sonra Şenol Hoca’yla stadsız “cefa” yıllarına geçiliyor… Ve takım , belkide dünya futbol tarihinde ilk kez tüm maçlarını deplasmanda oynayarak şampiyon ünvanıyla tarihe geçiyor, arkasından ikincisi geliyor… Alkışlanması gereken 2 sezon öyküsüne imza atıyor Karadeniz’li Şenol…

    Sezon 1995/96… Trabzon da bir maç oynanıyor son haftalara doğru Fenerbahçe ile, beraberlik halinde Trabzon şampiyonluğu garantileyecek… Teknik Direktör Güneş.Trabzon 1-0 önde , ikinci devre 70’lerde Oğuz serbest vuruştan beraberlik golünü atıyor… Kalan süre Trabzon’a şampiyonluğu getirecek ve o talihsiz an geliyo 90 dakikanın sonlarına doğru… Trabzon takımının kaleci dahil 6 adamla geride olduğu bir pozisyonda şimdilerde Malatya’nın hocası olan Erol Bulut soldan bir derin orta yaptı, top herkesi aştı ve bir çok savunmacıyı geçerek arka direğe yakın bir yerde pozisyon alan, o da şimdilerin Konya’nın teknik adamı olan Aykut Kocaman önüne düştü, o da galibiyet golünü attı…

    Bu gölü niye bu kadar detaylı anlattım sevgili ABC okuyucuları… Çünkü,

    1- Bu gol hala gözlerimin önündedir, kaybedilen şampiyonluktan sonra Şenol Güneş medya “çok bilmişlerince” beraberlik yeterken takımı hücum ettirdiği gerekçesiyle yıllarca haksız eleştirilmiştir…
    2- Belek’te yıllar sonra katıldığım bir seminerde bu golün çok adamla dahi kapanmanın bazen çare olamayacağının göstergesi olduğunu ispat etmiştim…

    Beşiktaş’ın yakın zamanda bir Antalya kampında , yöneticilerin de olduğu bir ortamda bu hikayeyi anlatırken geldi masaya Şenol hoca, tekrar ettim kendisine, futbol adamı gözlüğümle, “yıllardır süren bu haksızlığı” … Boş gözlerle bana baktı, hiç bir reaksiyon göstermedi, niye bilmemem hala…

    Yıl 2002 ,Dünya Kupası, büyük sürpriz, üçüncü oluyoruz Şenol Hoca ile… Aslında sürpriz değil, Şenez Erzik’in Hamdi Serpil Tüzün’e inanması sonucu Türkiye takım oyunlarında ilk kez Avrupa şampiyonu oluyor ,iki kez arka arkaya 1992, 93 ve 94 de ikincilik geliyor… Onun yarattığı alt yapı 5-6 yıl sonra Galatasaray’a UEFA Şampiyonluğunu getiriyor, Fatih Terim bunun nemasını yiyiyor ve Şenol Güneş de finalle sonuçlandırıyor…

    Dünya Kupası üçüncülüğü ülkede Taksim’de büyük kutlamalara neden olurken Şenol Hoca’nın berberi, terzisi , yetersiz antrenörlüğü medya maymunlarına malzeme oluyor, efendim Brezilya’ya neden iki kez yenilmişiz, aksi halde Dünya Şampiyonu olurmuşuz…

    Trabzon’un başındayken 96 yılında Fenerbahçe’ye karşı kaybedilen şampiyonluk Şenol Güneş’de kim ne derse derin psikolojik bir travma yaratmıştır… Bursa, tekrar Trabzon, derken hocanın yolu Beşiktaş’la kesişir… Artık büyük takım çalıştırmalıdır, özellikle Fenerbahçe ile başa çıkabilecek bir camia, kendi sosyal görüşleriylede örtüşecek bir kulüptür Baba Hakkın’nın BJK’si…

    1997 de Trabzon’dan dışlanan Hoca takım takım dolaşırken birden Ulusal Takımın başına gelir, 2002 Dünya Kupası ve 2003 konfederasyon kupalarında üçüncü olup kovulurken, federasyona dava açar alacakları için, meblağ alt tarafı o zamanki parayla 750.000 liradır…Yani kendisinden sonraları aynı görevi alıp, defalarca kovulan , ama toplamda 9.5 milyon lira tazminat alan “halefi” gibi değildir…

    Bu namuslu Karadeniz adamı kendisine kucak açan Beşiktaş ile 2 sene şampiyonluk yaşar, üçüncü sene de Şampiyonlar Ligi grubunda namağlup üste çıkar…

    2002 yılı, Şenol Hoca’nın saçıyla başıyla alay edenler, pelesenk üslubunu tenkit edenler , aradan geçen 17 yılda tonlarca Euro’lar döktünüz Yanal’lara , Avcı’lara, Hidding’lere, hele kaç kez gelip gittiği belli olmayan Terim’lere, Lucescu’yu bir tarafa bırakıyorum, çünkü o işini iyi yaptı, e şimdide Şenol’a verilecek galiba…

    Geçmişten esintilerle başladığım , son derece olumlu sürdürdüğüm Şenol Güneş’e birde bu satırlardan sonra bakın lütfen…

    – Hoca, Ulusal Takımdan sana gelen teklifler konusunda sorular sorulduğunda benimde anlamadağım ,kelimeler sarf ettin haftalardır. Hepsinin yalan olduğu meydana çıktı..

    – Seni bağrına basan BJK camiasını rencide ettin…

    – Senin kariyerine katkı yapan Beşiktaş Kulübüne saygılı biçimde ayrıl lütfen..

    -Bir İngiliz özdeyişi vardır…Türk gibi başla İngiliz gibi bitir… Şenol Güneş öyküsünün finali biraz böyle oldu ne yazıkki….Ülke insanımızın bu mentalitesi ne zaman değişir,bilemem. Ama bildiğim bir şey var, Şenol Güneş yarım asırlık futbol kariyerini güzel tamamlamak istiyorsa bir iki yıllığına tekrar Güney Kore’ye gitmeli, hayat jübilesini orada yapmalı.