Cumhuriyet Kitap ekinde liberalizm rüzgarı

Cumhuriyet Kitap ekinde liberalizm rüzgarı

Sevim Kahraman 

Cumhuriyet Gazetesi’nin kitap ekini yıllardır takip ederim, zaman zaman eleştirsem de almadan duramam. Ancak son zamanlarda Cumhuriyet kitap eki beni epey rahatsız etmeye başladı. Geçen hafta karşı-gerçekçi yazar Selim İleri’nin kapak yapıldığı kitap eki, Cemaat gazetelerinde yazmış, bu ilkesiz yazarın ne işi var derken, bu hafta yine şaşırttı. Bu kez Elif Batuman adlı yazarı kullanmış kapağında. Tam ortasında da Ek’in Yayın Yönetmeni Turgay Fişekçi’nin Batuman’la söyleşisi var. Demek ki, çok önemli bir kişi. İşte o kadar olabiliyormuş. Gördük..

Elif Batuman kim bilmem, internet arama motoruna göre Amerikalı yazarmış. Kendisi Türkiye’den göçmüş bir ailenin çocuğu… Ünü de epey varmış. Kitap ekinin söyleşi de yapma nedenini metinden alıyorum;

“Elif Batuman, Amerika’da ‘Yılın En İyi Kitapları’ listelerinde yer alan ilk kitabı Ecinniler’den sonra ilk romanı Budala ile de, Pulitzer(*) Ödüllerinde finale kalan üç kitaptan biri oldu. Elif Batuman’la romanın Türkiye’de yayımlanışı nedeniyle konuştuk.”(1)

Batuman’ın kitaplarının adları eminin dikkatinizi çekmiştir. “Ecinniler” ve “Budala” Dostoyevski’nin ünlü kitap adlarıdır. Batuman, aldığı Rus Edebiyatı eğitiminden etkilenip Rus yazarlarının da aynı adlarda farklı yapıtları olduğunu belirterek, bu yoldan gittiğini söylüyor. Ne kadar yaratıcı olduğu tartışılabilir, o ayrı bir konu. Bu arada kitaplarını İngilizce yazdığını ve Türkçeye çevrildiğini
söyleşiden anlıyoruz. Dahası, bu söyleşi de İngilizce yapılmış sonra Türkçeye çevrilmiş. Arama motorları boş yere, “Amerikalı yazar” demiyor yani.

Asıl üzerinde durmak istediğim konuysa, yazarlık ve gerçekçilik üzerine edilen sözler. Fişek’çinin, yazar olmak için edebiyat eğitimi ve “yaratıcı yazarlık” okullarının gerekli olup olmadığına ilişkin sorusuna verilen yanıt şöyle;

“… Bence yazar olmanın yolu çok fazla çaba ve zamandan, ayrıca destek ve yüreklendirilmekten geçiyor… İyi bir yazar olmanın tek yolu on binlerce saat okumak ve yazmaktan geçiyor…” (2)

Buraya kadar bir sorun görünmüyor. Bundan sonra ise;

“Genel bir felsefi gerçekliğe erişmenin tek yolunun farklı bireysel deneylerden ve hikayelerden geçtiğine inanıyorum kesinlikle. (Öznel ve nesnel gerçekliğin birbirinden ayrılması, ‘nesnel’ kurallara duyulan tutku konusundaki Aydınlanma deliliği, ahlaki duyarlılığımızı bir parça sakatladı.) Bu anlamda, edebiyatın bireysel deneyimlere daha geniş bir tarih arasında aracılık eden en değerli
düşünme biçimlerinden biri olduğuna inanıyorum.”(3) Öznel ve nesnel gerçeklik birbirinden ayrı olduğu gibi hem birbirlerinin karşıtı hem de tamamlayıcısıdır. Diyalektik bir ilişkidir bu. Dolayısıyla diyalektik bilinmeden de kavranamaz. Tıpkı bu pek ünlü “Amerikalı” yazarımız gibi. Bu kavramlardan öznel gerçeklik ilişkin Ahmet Cevizci Felsefe Sözlüğünde şöyle diyor;

“Kişinin kendi kendisiyle, öznel varoluş alanıyla ilgili olup doğruluğu o kişi için apaçık olan hakikat türü.”(4)

Aynı yapıtta nesnel gerçeklik için ise;

“Genel bir çerçeve içinde, kullandığımız dilin, algı ve düşüncelerimizin gönderimde bulunduğu dış gerçeklik; gerçek varlık ya da varoluşa ait olan gerçeklik türü; fiili varoluşa sahip olan, fiilen, gerçekten varolan bir şey için söz konusu olan gerçeklik tarzı.”(5)

İki kavramın birbiriyle ilişkisindeki göreli özerkliğini ihmal etmeden belirtirsek eğer; öznel gerçekliği son çözümlemede –başlangıçta- belirleyen nesnel gerçeklik alanını reddederek, dahası onu bir “Aydınlanma deliliği” diye aşağılamaya kalkarak, ancak, yeni ortaçağın ideolojisi ve bir cehalet çukuru olan post-modern gericiliğin içine düşülür. Bu çukura “ünlü Amerikalı yazarın” düşmesini anlayabiliriz, ama Cumhuriyet Kitap Ekinin yeni yönetimine ne demeli?

Doğrunun en önemli kaynağı olan nesnelliğe böyle yaklaşılması, aşağılanması, neredeyse bütün sözcüleri ve teorisyenleri hayattayken yüz kızartıcı şekilde yanlışlanan, demode olan post-modernist edebiyatı ısıtıp yeniden piyasaya sunmanın anlamı ne? Söyleşinin bütününde post-modern yaklaşımın etkilerini görebiliyoruz. Örneğin “yaratıcı yazarlık” programlarında “bir sürü utanç ve öz nefret öğretiliyor, sanki yazmak rahatına düşkün, dizginlenmesi, disipline edilmesi gereken bir şeymiş gibi” dedikten sonra bu programa katılanların “mutsuz ve aşırı stresli” olduklarını söylüyor. Umarım alıntıladığım son kısımda bir çeviri hatası vardır, yoksa bu kadar cehalet fazla..

Sormak gerekiyor, “nesnel” kurallara, gerçekliğe, yaşama, yaşamın yeşiline, teoriye pratik ilişkisine, praksise duyulan tutku nasıl oluyor da bir “Aydınlanma deliliği” olarak ahlaki duyarlılığımızı parçalıyor? Buradan yazarın son derece öznel yapıtlar ürettiği, yaşamı umursamadığı, sadece kendisini tatmin etmek için yazdığı, dünyaya, bu dünyada olup bitenlere aldırmadığı sonucunu çıkarabilir miyiz? Dünyada yaşanan adaletsizliklere, savaşlara, ABD’nin büyük Ortadoğu Projesi üzerinden Irak ve Suriye’de işlediği cinayetlerle çağımızın edebiyatının ilgilenmemesi gerektiği görüşünü savunabilir miyiz? Yazara göre pekala böyle yapabiliriz. Tersi, Aydınlanma deliğidir çünkü.. Amerikalı neo-con hareket siyasal İslamcılığı tam da bu kafayla destekledi zaten.

Yazarın bu sözlerle belki kendini temize çekmeye, yazdıklarını aklamaya çalıştığını düşünebiliriz. Ama bu durum, olsa olsa Amerikalı yazarımızın gerçek bir “yazı” namusu ve “edebiyat” ahlakına sahip olmadığını gösterir, başka şeyi değil. Bu kişisel tercihin bizce bir sakıncası yok, kendi bilir. Ama kimseyi de “hakikatin sözcüsü” pozunda kendi çukuruna çekmeye çalışmasın, işte orada
hadise bizi ilgilendirir.

Batuman’ın sözleri keşke bu kadarla kalabilseydi ancak bitmiyor; “Öğrencilere; gereksiz sözcükleri çıkartmaları, zarflardan kurtulmaları, eylem sözcükleri kullanmaları, anlatmaları değil göstermeleri, metni acımadan düzenlemeleri vs. söyleniyor” (6) diyor. Yazar bu biçimde yazmak da istiyor olabilir, açıkçası bu bir yazın sorunu olsa da hadi bizi ilgilendirmiyor diyelim. Peki Cumhuriyet gazetesi Kitap Ekine ne diyeceğiz? Pulitzer ödülüne aday diye böyle bir cehaleti yüceltmesine, sayfalarını açmasına göz mü yumacağız? Liberalizm ve post-modern gericiliğin egemen olduğu bir kurumdan ödül almanın anlamı post-modern bir yapıt üretmekten geçtiğine göre, elbette gerçekçiliği ve Aydınlanmayı böyle aşağılayacaktır.

Ne diyelim, liberalizm yağmurundan kaçarken doluya yakalanmış Cumhuriyet gazetesi..

* Pulitzer Ödülü, New York şehrinde, Columbia Üniversitesi tarafından gazetecilik, edebiyat ve müzik gibi alanlarda verilen bir ödüldür. Pulitzer Ödülü, 19 yüzyılda Musevi ve Macar asıllı Joseph Pulitzer adlı gazeteci tarafından kuruldu.
1 Cumhuriyet Kitap Eki, 3 Ekim 2019
2 Aynı yerde.
3 Aynı yerde.
4 Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul 2010, S.1238
5 age, S. 1152
6 Cumhuriyet Kitap Eki, 3 Ekim 2019

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR