Sıkıntı teorisi

Aşağıda sıralayacağım önermeler kesin hükümler değil. Her koşulda doğru oldukları iddiasında da bulunmuyorum. Bunların dostça uyarılar ve bir deneyim aktarımı olarak okunmasını isterim. Kaldı ki deneyim dediğimiz şey, yaptığımız hatalardan, yediğimiz haltlardan çıkardığımız derslerin damıtılmış ifadeleridir. Yani en başta kendi politik pratiğimden ve elbette yaptığım gözlemlerden çıkardığım önermelerdir bunlar. Her biri ayrı yazı konusu olabilir ama biz formüller halinde sıralamakla yetinelim.

– Kitlesel düzeyde, şimdiye kadar aynı safta olduğunuz ve benzer duyguları paylaştığınız kesimlerle şimdi duygudaş olamıyorsanız, hele zıt duygular içindeyseniz sizde bir sıkıntı var demektir. Dostunuz olan geniş kitlelerin toptan hatalı, sizin ise doğru olma ihtimaliniz -sıfır değildir ama- çok küçük bir olasılıktır. Tutumun yeniden gözden geçirilmesinde fayda vardır.

– Bir politikayı (hem de en yakınınızdakilere) sürekli açıklamak zorunda kalıyorsanız ve bunda zorlanıyorsanız politikanızda bir sıkıntı var demektir. En azından iyi ifade edilmemiş ve açıkları bulunan; çok büyük olasılıkla da nesnelliğe uymayan yanlış bir politikadır. Sonuç, sürekli savunma pozisyonunda kalmak ve propaganda çalışmasının zulme dönüşmesidir. Propaganda yapacağınıza, sürekli laf yetiştirmek ve saldırılara göğüs germek zorunda kalırsınız.

Örneğin 31 Mart İstanbul seçimlerini iptal ettiren AKP’nin düştüğü durum budur. Bir türlü iptal kararını açıklayamadılar. Sonuç ortadadır.

– Düşman sizi övüyorsa sıkıntı var demektir. Elbette her koşulda doğru olan bir önerme değildir bu. Ama bu duruma düşüldüğü zaman insanın (veya örgütün) durup bir kez daha düşünmesinde fayda vardır. Hele düşman güç, sizden çok daha etkili ve oyunu çok daha kapsamlı oynayabilecek kapasitedeyse…

– Çok radikal bir politika önermenize karşın, pratiğiniz sonuç olarak zayıf ve pasif kalıyorsa sıkıntı var demektir. Büyük olasılıkla nesnelliğe çalım atmaya çalışıyorsunuzdur; daha kötüsü radikalliğiniz aslında bir şey yapmamanın kılıfına dönüşmüştür. Buna “açı ilkesi” de diyebiliriz: Söylenen ile yapılabilen arasındaki açı fazla (90 dereceden fazla) büyümemelidir.

Örneğin bir seçimi boykot kararı alıp, sonuç olarak seçim günü evde oturmaktan başka bir şey yapılmıyorsa büyük olasılıkla alınan karar yanlıştır.

– Örgüt içinde ayrıntı konularda dahi tartışma çıkmıyorsa, herkes bu konularda dahi yönetimle veya liderle aynı şeyi söylüyorsa örgütte (yönetimde zaten) sıkıntı var demektir. “Tarikatlaşma tehlikesi ilkesi”dir bu.

Programatik konularda veya temel politikalarda örgüt aynı refleksi verebilir, örgüt olmanın gereğidir bu. Ama günlük siyasetlere ilişkin veya yeni gelişen bir olguya dair herkes bir anda yönetim veya liderle aynı şeyi savunmaya başlarsa bir yerde bir sıkıntı var demektir.

– Bir örgütte politika tespit ediliş yönü sürekli yukardan aşağıya (tepeden tabana) ise sıkıntı var demektir. Hele bu yön dıştan içe doğru ise sıkıntıdan daha vahim bir durum söz konusudur.

– 9 köyden de kovuluyorsanız sıkıntı büyük olasılıkla köylülerde değil sizdedir. Bundan daha sıkıntılı bir durum ise 9 köyde birden benimsenmektir.

– Sistemli olarak güç kaybediyorsanız veya güç kazanamıyorsanız sıkıntı var demektir. Israrlı olmak yerine, konum, politika, hatta programın gözden geçirilmesinde fayda vardır.

– Değerlendirmelerde (özellikle başarısızlığın nedenleri üzerine yapılan tartışmalarda) nesnelliğe vurgu yapma eğilimi süreklilik kazanmaya başlamışsa sıkıntı var demektir. Burada şöyle bir paradoksa düşülür: Suç nesnelliğe atılarak durum idare ediliyormuş gibi gözükebilir, ama aslında gereksiz ve işlevsiz olduğunuzu itiraf etmiş oluyorsunuz. Nesnellik suç işlemez!

– Nesnellik duvarına çarpma süreklilik kazanmışsa sıkıntı var demektir. Hele bunun ayırdın da olmamak ve sil baştan yapmak daha büyük sıkıntı işaretidir. Siyasette Sisyphos (Yunan mitolojisinde, sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkum edilmiş kral) durumuna düşmekten kaçınmak gerekir.

– Propaganda temalarında genel ilkelerin ve kuramın tekrarı ile yetinmek esas eğilim olmuşsa, yani kuramın politikaya, teorinin pratiğe indirgenmesinde zorluk yaşanıyorsa sıkıntı var demektir. Dahası, bu durumda büyük olasılıkla sıkıntı pratikte ve politikada değil, kuramdadır.

– Seçenek kısıtlılığı süreklilik kazanmışsa sıkıntı var demektir. Bazen, özellikle kritik dönemeçlerde böyle durumlar yaşanabilir, ama “ya siyah ya beyaz” açıklamaları alışkanlık haline gelmişse durup düşünmekte fayda vardır. Böyle durumlarda sıkıntı büyük olasılıkla nesnel konumunuzda değil, sizin kendinizi soktuğunuz konumdadır.

Yaşam bu kadar tekdüze, olasılıksız ve determinist değil. Olgu, olmadan önce, çok sayıdaki olasılıktan sadece biridir. Dolayısıyla olasılıkları değerlendirmekte ustalaşmanın faydası vardır.

– Son olarak bireysel bir önerme: Arkadaşlarınızla, dostlarınızla, yoldaşlarınızla, gün gelip yollarınız ayrılsa / zıtlaşsa bile, en azından “cenazesine gidebilme/gelinebilme” pozisyonunda kalmanın faydası vardır. Cenazesine gidemeyeceğiniz (veya cenazenize gelemeyecek) tanıdıklarınız artmışsa, kibirde ısrar etmek yerine kendinizi bir parça gözden geçirmeniz daha doğru tutum olacaktır.

– Pardon, son önerme şu: Politika, hele sosyalist politika bu kadar sıkıntısız bir etkinlik değildir. Moda deyimle: Sıkıntı yoksa sıkıntı vardır. Hatta belki de doğruya en yakın önerme budur.