• Tanrı’nın insan yüzünde tecelli ettiğini savundu.  Vücudun bütün organlarını harflerle izah etti… Ve katledilişine giden yolu da böylece hazırlamış oldu.

    Mende sığar iki cihan men bu cihana sığmazam/ Cevheri lâ-mekân menem, kövn ü mekâne sığmazam

    Bu şiiri söyledikten sonra softaların düşmanlığı daha da arttı. İki cihan nasıl içine sığardı bir insanın ve nasıl iki cihana da sığmazdı bir insan? Allah’ın verdiği nimetleri reddetmek… Varlığın Birliği de neydi! Yaratanla yaratılan nasıl aynı olabilirdi… Bu kendini Tanrı saymak değilse ya neydi?  Böyle düşündü kara softa…

    Bir kuşluk vakti, Mısır Çerkes kölemen Hükümdarı El Müeyyed emir verdi ve saltanat naibi, bir kara cahil; Emir Yeşbek fetva aldı bir softadan ve buyurdu; derisi yüzülerek öldürülmesi caizdir!

    Mazdek’i, Hürrem Bint-i Kade’yi, Kâb bin Eşref’i, Babek’i, Hallacı Mansur’u ve gerçek insanı, aşkı, aşkınlığı arayan pek çok şairi, düşünürü, eylem insanını yok eden karanlık, O’nu da katledecekti. Tarih 1417’ydi.

    Ölüm tezgâhını kurdular, Nesimi’yi çırılçıplak soydular… İlk bıçak darbesini vurdu cellat, dersini baştan aşağı yüzmeye başladılar… Fışkırırcasına akıyordu o kutsal kanı ve sapsarı oldu yüzü.

    Emir Yeşbek sararan yüzünü görünce bağırdı: “Hakka (Allah’a) gel

    Nesimi söyledi: “Hak bendedir”. (En El Hak)

    Yeşbek biraz da alay etmek için tekrar bağırdı: Hak sen isen, niçin yüzün sarardı?

    Nesimi yanıtladı: Ey zalim, ey bedbaht; senin gözünde perde var. Ben ebediyen doğacak olan aşk güneşiyim. Güneş de gurb edende (batarken) sararır.

    Bu beklenmedik söz karşısında Yeşbek değil de, ölümüne fetva veren kara softa, kimi hadis ve surelerden örnekler de vererek öfkeyle söylendi: Bu o kadar melundur ki, bunun kanı nereye düşse orası mundar olur, orayı kesip atmak lazımdır…

    Bu arada cellat derisini yüzmektedir ve bıçağı alnına çalınca, kan fışkırır o güzelim canından… Fışkıran kandan bir damlası bu kara softanın parmağına sıçramasın mı? Bunu gören cemaat söylenir: Fetva buyurdun ey molla, mademki bunun kanı mundardır düştüğü yerin kesilip atılması gerektir, o vakit parmağının kesilmesi şarttır. O kadar korkar ki bu kara softa, söylediği her sözü inkâr eder. Bu korkaklığı gören bütün zamanların ışığı Nesimi, kan yatağından şöyle söyler;

    Zahidin bir parmağın kessen dönüp Hak’tan kaçar/ Gör bu Hak aşığını ki, serpa soyarlar ağrımaz”

    Ölümünün ardında çok rivayet gizlidir. Dediler ki yedi kapının yedisinden birden çıkıp gitti. Dediler ki yüzülen dersini sırtına vurup gitti… Ve dediler ki; ölüm kuşu zihninin üstünde uçmaya başlayınca, bütün zamanları kanatan şu sözleri fısıldadı: “Sırrı selhinden Nesimi’ye sual ettim dedi ki, reh-neverde Kâbe’yi ışkız, budur ihramımız…” (Derisinin yüzülmesindeki sırrı Nesimi’ye sordum, dedi ki; aşk Kabesi’ni tavaf ederken ehram niyetine giymiştik, şimdi çıkarıyoruz.)

    Başı vücudundan ayrılmış o güzelim bedeni Halep’de yedi gün teşhir ettiler. Sonrasında vücudunu yedi parçaya ayırıp, her bir parçasını, sözde inançlarını bozduğu düşünülen Dulkadiroğlu Ali Bey’le kardeşi Nâsırüddin ve Kara Yülük Osman’a ve kimi kara/kanlı softa beylere gönderdiler!

    Şiirlerinde her zaman cehaleti eleştirdi, insanları bir bütün olarak hayatın güzelliklerinden, iyilikten beslenmeye çağırdı. Onun aşkı konu alan şiirleri, yaşadığı coğrafyayı, doğayı anlatan şiirleri zamanımızda ve bundan sonraki zamanlarda da varlığını, okunuşunu sürdürecek… Zulme başkaldırışı bundan sonra da insanlık vicdanının en özel haykırışı olmayı sürdürecek, çünkü “Rızkı veren Hüdâ’dır kula minnet etmeyecek” insandır onun öznesi.

     

    *Yazının 2. Bölümünü ve şiirlerinden örnekleri önümüzdeki haftaya sunacağım.