• Ankara Düşerken Erzurum ve Bardezbaldooruk Ailesi

    Cengiz GÜNDOĞDU

    Onbaşı Halil, Öner Yağcı’nın Kir adlı romanın karakteri. Cevval Bey de Tekin Sönmez’in Ankara Düşerken adlı romanın karakteri.
    Hem Kir, hem Ankara Düşerken beni etkiledi. Roman tekniği… kuruluşu… izlek iki romanda da yaşamdan çıkıyor… her iki romanda da canlı.
    Daha önce Halil’i anlatmıştım… Şimdi bir kez daha anlatmalıyım.

    Halil, Osmanlı İmparatorluğu için savaşa sokulan biri. Savaş sonrası Osmanlı, parça parça edilir. Halil evine döner.

    Halil’in bütün mal varlığı soygunda gitmiştir. Bu koşullarda Mustafa Kemal Kuvayı Milliye hareketini başlatır.

    Mümtaz Albay bunun için Halil’in evine gelmiştir. Ancak “Halil umutsuz bir karamsardı. Ailesinin içinde bulunduğu durum, evini yağmalayanlardan hesap soracak güçte olmaması, aç halde yaşamaya çalışırlarken bir Allah’ın kulunun kapısını açıp hatırını sormaması, onda tam bir düş kırıklığı yaratmış, bütün umutları sönmüştü. ‘Hırsızların, katillerin kölesi olacaksak, kirleneceksek öyle bağımsızlık olmaz olsun’” der.

    Mümtaz Albay, buna şöyle karşılık verir. “Halil, seni anlıyorum. Ama bir iki kötü yüzünden tüm topluma aynı gözle bakamazsın. Herkes aç ve perişan. Asıl suçlu, insanlarımızı bu hale getiren, devleti hesapsız kitapsız savaşa sokanlardır. Kötülükten kurtulmanın yolu meydanı bırakıp gitmek midir? Neden işin kolayına kaçıyorsun, onların istediği de bu değil mi?”
    Halil Onbaşı sonunda Kuvayı Milliye hareketine katılır… Mustafa Kemal’in önderliğinde savaş kazanılır. Daha sonra Cumhuriyet’in kuruluşu… burda Bardezbaldooruk Ailesi gündeme gelir. Bunu Tekin Sönmez anlatır.

    Emperyalist Kuşatma

    Türkiye’nin emperyalist kuşatmadan kurtulması kolay olmadı. Mustafa Kemal’in önderliğinde halk bu Kurtuluş Savaşı’nın içindeydi.
    Ancak halkta kurtuluş coşkusu yoktu. Niye savaştığını halk bilmiyordu. Bunu söylüyorum çünkü devrimin en zayıf noktası burasıdır.

    Nice uğraşlardan sonra Türk yurdu düşmanlardan temizlendi. Şimdi ne olacaktı.
    Şunu söylemek zorunlu; Amasya Bildirgesi’ni imzalayanların bile, Mustafa Kemal dışında,
    beklediği şuydu; Mustafa Kemal gidecek.. huzura kabulünü bekleyecek.. kabulde bel kıracak, kılıcını verecek.

    -Efendim yurt kurtarılmıştır diyecektir.
    Mustafa Kemal bunu yapmadı. Peki n’aptı. Bu topraklarda aydınlatma hareketini başlattı. Aydınlanmış, özgür, laik bireylerin oluşturduğu yeni bir ülke kurdu. Bu ülke “şeyhler, şıhlar ülkesi olmayacak”.

    Mustafa Kemal, aydınlanmış, laik bireylerden oluşturacağı bir ülke amacıyla yola koyuldu. Bunun sonucu, ülkede bir savaşım başladı. Bir yanda şıhlar, şeyhler, hoca efendiler.. beri yanda laik, özgür, bireyleşmeyi, yeni toplumun savunucular…

    Tekin Sönmez Ankara Düşerken adlı romanında bu çatışmayı gösterir.

    Tekin Sönmez başarılıdır. Başarı için şunu söylemek zorunlu; Hegel der ki; “Sokratesci ilkeye göre tinin tanıklık etmediği bir şeyin insanlar açısından herhangi bir değeri yoktur. İnsan onda özgürdür, kendi evindedir ve bu da tinin özelliğidir… İncil’de etimin eti, kemiğimin kemiği deniyorsa benim tarafımdan hakikat ve doğru olarak görünen şey de tinimin tinidir. Ama tinin kendisinden ürettiği şey tutkularına küskünlüklerine ve kendi arzularına göre değil de evrensel bir biçimde eyleyen tinden geliyor olmalıdır.” (Hegel Felsefe Tarihi çev. Doğan Barış Kılınç, Nota Bene Yayınları, İstanbul, 2018. y. 368) Tekin Sönmez’in başarısı Hegel’in söylediği gibi sorunun evrensel bir biçimde ele alınmasıdır.

    Aydınlanmanın hem öznesi hem nesnesi

    Cevval üst düzey bir bürokrattır. Aile, kuruluş sürecinde destek vermiştir Ankara’ya.
    Cevval Bey, köylüyü aydınlatmak için birçok kitap yazmıştır. Bundan böyle kendisini yazmak istiyordu.

    “Kendisini kendi efendisi olarak, kendi gölgesini yine kendisi yazmak isterdi. Fakat hayır, inanılmaz gayretine karşın günlerdir tek satır yazamadı nedense bu konuda bu kez (…) Neden yazamadı? Karısının ölümüyle nadas isteyen şöyle ki, boş tarla gibi ıssızlaşan ömrünü yazma kararı ile gözyaşlarına boğuluyordu. / Ankara mı, karısı mı onu gözyaşlarına boğuyordu.” (y. 77)

    Duygularını belli etmez. Durgun bir su gibi duruk. Aslında niye yazamadığını bilir Cevval Bey “Olan neydi aslında, evet olan neydi aslında diye usulca mırıldanırken, günlerdir sürdüğü inanılmaz gayretinin tek satır yazmasına yetmediğini acı acı düşünüyordu. Bu kesin bir düşüştü.” (y. 12)

    Türkiye’de Mustafa Kemal’in başlattığı aydınlanma hareketinin düşüşüydü Cevval Bey’in yaşadığı…
    Cevval Bey, bu aydınlanma hareketinin hem öznesi, hem de nesnesi oldu…

    Bir koroda assolist olmak

    Aydınlanma karşıtları Mustafa Kemal’le başa çıkamayacaklarını hemen anladılar. Siyasal bir savaşıma girişmediler. Ailenin içine girdiler.
    Cevval Bey, Doğu Ekspresi’nin, tiz düdük sesleri arasında, yer sarsıntısını andıran gümbür gümbür geçişlerinde belirli bir noktaya doğru gitti. “O uzun kış gecelerinde, okul öncesi beş/taş oyunu ile oyalanırdık” dedi.
    “İlk ayrılış bir kopuş.. o yıl oldu. Abla Ortaokula verilmedi. Cevval Bey içte tarifsiz kırıklık, gözyaşlarını kimseler görmesin diye gözlerini avuçlarının içiyle sile sile yitti.” (y. 84)
    Aydınlanma karşıtları kadını bırakmaz. Erzurumlu Rahmi Efendi’nin selamıyla şu kişiyle evlenecektir, abla.
    Abla sorar Cevval’e haber gitti mi. Yanıt yok. Abla “Cevval beni unuttu, sözünü yuttu” der. Görücü gelenlere kahve yapar. Kahveleri odanın ortasına döker.
    Direniş boşunadır. Evlenecektir.
    Abla… “O narin aklibas ipek tenli ablası yapa yapa, kocasının mührünü bir ömür boyu taşıyacak beş çocuk yapmıştı ki, yani o kapı gibi iri adam da, ablasına Ankara’da bilmem kaçıncı katta yıllar yılı yatak odası, mutfak, banyo üçgeni arasında bir hapishane hayatı yaşatmış,…” (y. 40)
    Ablanın beş çocuğu… enişte beşe katlanmış bir durumda karşısına çıkacaktı.
    Çok yazık, aydınlanma sürecinde konservatuarı bitirir, bir koroda assolist olurdu ablası.
    Peki bu aile Cumhuriyet’i korumaya adanmamış mıydı. Nifak girsin diye komplo mu kuruldu bu aileye.
    Hitabeti yüksek enişte oğluna
    -Git oğlum, laik dayını, onun kim olduğunu gör, fırsat işte, Londra’ya gidiyorsun sana bilgi verir. ( ironik, alaylı, nüktesi dikenli bir şekilde, mürşit olan dayın irşat etsin seni demiş… sonra kahkahalarla gülmüş olabilir miydi)
    Türkiye Cumhuriyeti’nde devrimci atılım… laiklik kahkahalarla küçük düşürüldü.
    “İyi de böyle bir durum… Abla bir tepki vermez miydi?”
    Hayır, onlar kız kardeşlerimiz, birbirinin benzeri çocuklar doğurmakla yükümlüydüler. O çocuklar daha sonra
    -Dayı, bu memlekette Müslümanlar eziyet çekmedi mi noktasına geldiler…
    Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı tutuklandıkta… o gün, bu ülkede aydınlanma kavgası verenler, bir dakika olsun kendi yüzlerine bakamadılar.

    Cevval Bey karakteri

    Dört kardeştiler… “Son tekne dipleri. Salim ve Nihan kardeşler birlikte yaşama sarılan bir düzine kardeşti arada ölümlerle neredeyse yirminin çok üstünde doğurmuş olan yaşadığı için ebrulu hatmelere benzer güzelliği solan anne”.
    Bu ülkede devrimci olmak zordur. Ülkenin bir bölümü “ayyaş”, kızgındır.. bu katman aşılmalıdır önce… daha sonra.. aile “anti /marksçı anti /laik yeğenler.. kardeşler.. kuzenler.. amca çocukları, antika komşular üzülmesinler.. Cevval Bey’in bir ‘ateist’, bir laik olma takıntısı yok! Cevval Bey’den bir ateist olamaz.”
    Cevval, ihtilali… sivil darbeyi istemedi.
    Hayal kurar Cevval Bey “İnsan hayal kurduğu müddetçe yaşar.” Baba buna karşılık düş kurmaz, parçalar. Aile, Ankara’nın kuruluşuna katkı yapmıştır. Bu noktadan sonra babanın Darwin okutanlarla bir uzlaşması yoktur.
    Sanatın içine edilen bir kente çevirir Ankara’yı efendi baba.

    Cevval Bey’in Yazgısı

    Cevval Bey’in kader çizgisi üçlü ayrı esrar sonucu oluştu; “bir, yarı şaman büyük/ ana, ve iki, efendi baba tarafından yapılan iki ayrı, zıt yönlere çeken büyülü ayna gösterisi, üçüncüsü on dokuz mayıs günü…” (y. 229)
    Kız çocuklarını okutmayan aydınlanma karşıtları dünya devrimci kültürüne de karşı çıkıyor.
    “Liselerde tanrıtanımaz Darvin adında bir zındık vardı, ‘kafiri ekber’ oralardan dini/tam genç yetişmez diyen baba; kurban verdim! Cevval’im gitti.. bir oğul daha mı? Vermem, diyerek gizli gündemini açık ediyordu. Bunu bir kez de en büyük oğul olan kendisine ve ailede en yüksek değeri bulan Cevval’in yüzüne seslendirmişti.
    – Selim’i Cılavuz’dan neden aldın? Ahırda hayvanlara yemi, otu dökecek, boku küreyecek aç adam mı kalmadı, boğaz tokluğuna kime gel beri deseydin. Selim okusaydı, kötü mü olurdu, efendi baba demişti.
    – Ben bu Ankara nizamına bir kurban verdim, bu da sensin, bu yeter! Senin için geçti, ben geç kaldım yönümü çevirmeye; sen yoluna git haydi, engel de değilim ama… onları kardeşlerini bırak bana, benim nizamım, intizamım o ne ise olacak, onlar için ki bu Ankara’ya yeter, onlara da yeter! sana yetmeyebilir ama… bana da yeter” (y. 272-273)

    Ankara’nn Düşüşü

    “gençlikte yükselen Ankara ile yükselen ve gençliğinde işte o günler, yükselen Ankara gibi kendisini daha çok narsist, biraz da burnu havada arogant, şımarık algılamış olabilirdi ve bu da çok masum bir algılama sayılabilirdi ki, Ankara’da yaşayan bütün bürokrasi dahil siyasetçiler, hekimler, generaller, üniversite proflarıyla, sosyalbilimciler, teknokratlar, hatta öğrenciler de ve hatta kuyumcular, manavlar, kapıcılar, hastabakıcılar, çöpçüler orada yaşayan işsiz, güçsüz, bıçkın hergele takımı hemen tümü narsist eğilimlerden pay almışlar, arogant kumarcı parti liderleri gibi kaymaklı bir pastadan pay alırcasına bankerler gibi pay almışlar, sahip olmuşlardı Ankara’ya. Ya Abla! Osmanlı kavuklusu da ablaya sahip olmuştu… işte… öyle de Ankara’nın yükselişinin doruk noktası işte orada bardağı taşıran son damlacık gibi düşüş eğrisine geçivermiş, hızlı çöken cumhuriyet asansörü, ve taşradan gecekondularıyla gelip Ankara’yı çin setleri gibi oyarak saran yemyeşil makamlar dola dola dolarlar ki, dünyevi hem ruhani mistik parasal kaynakları oluşmuştu.” (y. 124-124)
    Ankara düşmüştür.
    Romantik aydınlanmacı Cevval Bey, şöyle düşünür. “İşte böyle benim gibi verdiği sözü unutarak, kafasında kavak yelleri esenlerle ülke/ilke birliği Ankara olmaktan çıktı, kendi ellerimizle teslim ettik Ankara’yı yani ablayı”.
    İhtilaller.. darbeler aydınlanmacılara vuruş üstüne vururken Cevval Bey iç dünyasına çekilir.
    Aydınlanma hareketi… devrimle çelişkisini aşamaz.
    Aydınlanma karşıtları tam doğru yerden saldırdılar.
    Mustafa Kemal’in başlattığı Cumhuriyet devrimleri.. aydınlanma.. bu hareketi ilerletecek kadrolar yetiştiremedi…
    Evlad-ü iyalciler Cumhuriyet devrimlerini yaşatamadılar.
    Peki Halil Onbaşı n’oldu. O Evlad-ü iyal demedi savaşa koştu.. Savaştan sonra olanları gördükte konuşursa ya öldürülür, ya komünist diye içeri tıkılır.

    Ankara Düşerken Romantik Aydınlanmacı

    “Yaşamında ilk kez bir köpeği, üç kedisi, iki büyük bir minnacık kaplumbağası bahçesindeydi, karpuz kabukları bahçenin öteki köşesine dökülmüştü daha dün ve, ve bu sabah kaplumbağaların, karpuz kabuklarını kemirişlerini orada izledi hoşnutlukla, ‘daha ne olsundu, daha ne, ne…’ diye mırıldanarak yürüyüşünü hızlandırdı ve öteden istim atarak kükreyen gece yarısı marşandizinin varlığını fark edince iyice coştu, ‘işte böyle, yaşam budur; değerinin farkındalığına ermek isteyenlerden emek isteyen hayatın, verdiği şeyler, biri gider ve yiterse, ötekisi gelir…’ dedi. (…) Doğu Ekspresi’nde bir yataklı bileti almış, onu doğduğu yere doğru götürüyordu. Kırklı yıllar, tren en güvenilir kimilerine göre belki biricik ulaşım aracıydı. Ankara’ya gitmek, Ankara olmak ve Ankara romansı yaşamak için ve hem yükselmek hem Ankara’nın yükselişini görmek hem de bu yükselişe harç vermek, bir köşe taşı olmasa da bir balkonda payanda olmak ve arkaik Hitit rüzgarını estiren seyirlik pembe taş/başlı, tonozlarıyla incelikli bir yapının zarif avlusunda insanları kucaklayan, onlara açık, onlara açılan bir açıda durmak… ve kapıda alınlık olmak, olamıyorsa… bilge bir eşik olmak isterdi. Ankara, Ankara güzel Ankara, seni görmek ister her bahtı kara, diye bir ses çınladı, çın, çın, çın öttü kafasının içinde o sırada uzun süre… otomatiğe takılı gibi öttü, öttü, öttü neyse ki, sonunda bir el, anahtar haznesi gibi görünen yere ustaca bir dalış yaparak bu kabloyu kopardı.” (y. 132-133-134)

    Romantik aydınlanmacı Cevval Bey, evcil aydınlanmacı (Kemal Bekir’in karakteri) Mustafa Bey ikisi de Ankara’nın düşüşüne engel olamamıştır.