Türk romanlarında devrimlerin önünü kesen tipikler – 6

Müfettişler Müfettişi – Orhan Kemal

Neşe Baştürk, bu roman için şöyle bir değerlendirme yapar, “Bir dolandırıcılık çetesi olan Kudret Yanardağ’ın serüveni üzerinden ülkenin politik, toplumsal, kültürel yapısını, halkın politikacılara, bürokratlara bakışını boyutlu bir yaklaşımla işleyen roman roman, karakter ve olay zenginliğiyle Türkiye’nin gerçekliğini açığa çıkarır” (1)

Müfettişler Müfettişi, çok yanlı bir romandır. Bir yanıyla komedyadır. Kendimize güldüğümüz bir komedya. Bir başka yanı trajik oluşudur.

Müfettişler Müfettişi, trajiktir. Ancak bu trajedi tek kişinin trajedisi değildir. Bu trajedi, bir halkın milyonların trajedisidir.
Orhan Kemal bu romanda halkın kendi kendini karanlıkta nasıl boğduğunu gösterir.

Roman olağan anlatımla başlar, şöyle ”İstasyon çok kalabalıktı / Günlerden beri İstanbul’dan gelen ekspreslerle posta katarlarına bakmak için halk istasyona iniyor <memleketi mantara bastıran kalantor>u, jandarmalar arasında kelepçeli elleriyle görmek istiyordu. Yalnız görmek mi? Yanlarında getirdikleri çürük domates, yumurta, patates, çakıl taşlarıyla bir güzel donatacaklardı: ‘Deyyus, kendine Müfettişler Müfettişi süsü verir miydi?”

Gazetelerin yazdığına göre, İstanbul’da lüks bir otelin lokantasında kafayı çekerken yakalanmış.

Şimdi görecek gününü.

Kudret Yanardağ ilde ilk karşı karşıya geldiği kişi, mahalle şarapçısıdır. İlk “sapartayı” o şarapçı yemiştir. Şimdi yumurtayla Yanardağ’ı beklemektedir.

Olağan gidiş yine şarapçıyla bozulur.

Kudret Yanardağ heybetli bir adamdır. Öyle paldır küldür, “Para verdim” denecek biri değildir… gerçi az sonra trenden indikte herkes elindekini, domates, yumurta, çakıl taşı atacaktı… atacak mıydı… hele bir atsın bakalım sonra arabacı Kel Mıstık… Halkı deneme olmasın bu…

Halk, başındakilere ne kadar bağlı, denemeye kalkmaz mıydı.

Neler yapmazdı devlet, “Herifi önce o biçim vazifelendirir, paralar sızdırır, sonra boktan bir tevkif, gazetelerde resim resim, jandarmaların arasında suç işlediği şehre yollar / içini yepyeni bir korku yalayıp geçti / Evet ardından da taşlatıp, sonra da taşlayanları yakalatıp, analarına karlar yağdırmaz mıydı?” (3)

Garsona da güvenilmezdi. En iyisi çekip gitmekti. Domatesi garsona verdi, çekti gitti.
Garsonun durumu daha kötüydü. Bir asker kaçağıydı.

Karakola düşerse işi bitikti. Şöyle düşündü “Herif gelse bile belki de atmazdı elindeki yumurtayı ‘Ne bilecek patron? O kadar kalabalığın içinde benim atıp atmadığıma mı dikkat edecek? Herif dolandırdıysa dolandırdı. Helal olsun. Beni dolandırmadı ya. Dünya kadar para kazanıyorlar. Güzellikle istesen vermezler. Metazori olmaz. Eee… biçimine getirip kafese sokmuşsa sokmuş. Bana ne?’” (4)

Kel Mıstık’a geldikte… Garsondan kuşkulanır. Patronun verdiği domatesi saklamıştır. Öfkeyle domatesi niye sakladığını sorar. Bunun üzerine çözülür garson.

“Boğaz tokluğuna çalıştığı patronun sırrını ne diye gizleyecekti? Her şeyi olduğu gibi anlattı.”

Patronu bir rüya görmüştü. Herif, başımızdakilerin adamı. Taşlarsak suçlu düşeriz.

Kel Mıstık kendine gelir. Kalabalığa dikildi, anlattı, “Müfettişler Müfettişi’nin İstanbul’da Boğaz’daki bir otelde arkadaşlarıyla keyif çatarken yakalanması filan dümendi, başımızdakilerin siyaseti.”

Böylece fakir fukarayı büyük bir dokuncadan kurtarıyor.

Trenden törenle indi Kudret Yanardağ. Önde o, yanında jandarma kalabalık yürümeye başladı.

Halk gülüşüyordu. Faka basmadılar işte. Baştakiler tilkiyse, halk ne oluyor. Tilkinin kuyruğu oluyor.

Allah halkla birlikte. Dalavereyi açıkladı halka.

Yürüyüş… nereye

Başta dolandırıcı Kudret Yanardağ, bir yanında jandarmalar… bir yanında Mıstık arabaya doğru yürürler… Ama bu yürüyüş orda bitmeyecek…

Bu yürüyüş nereye…

İlk elde şunu söylemeli… Kudret Yanardağ, başarılı çizilmiş bir karakterdir. Korkutucu bir gücü vardır.

Aydınlanmamış bir halka sırtını dayadı. Aydınlanmanın üstüne yürüyecek…

Halk, bir dolandırıcının önderliğinde başına çorap örecek…

Yürüyüşün ikinci aşaması
”Müfettişler Müfettişi’ adliyenin alt katındaki jandarma nezarethanesine olanca heybetiyle girdi. Gayet iyi biliyordu ki burada, bugünkü muhakemeleri için getirilmiş tutuklular vardı. Enikonu gideceği cezaevi buradan başladığına göre, kendini buradakilere saydırmalıydı ilkin.” (46)

Orda Kemal’le tanışır. Kemal oranın ağasıdır. Karşı partiden olduğu için içeri atılmıştır.

Dolandırıcı Kemal’le yolunun açılacağını anlar.

Kemal’in bir de çok varsıl baldızı vardır. Yanardağ gözüne kestirmiştir.

Dolandırıcı Kudret, otelleri, fabrikaları dolandırmayacaktır. Amacını büyütmüştür.

O, halkın ne istediğini biliyordu.

“Yüzyıllar boyu her yerde olduğunca, burada da ‘gerçek bir kurtuluş’ arayan kalabalıklar, önceleri cezaevi duvarları içinde ‘aradığını bulmuş’çasına ona dört elle sarılmış, pireyi deve yaparak onu göklere çıkarmış, sonraları bu tevatür ve hayal gücü cezaevi duvarlarını aşarak şehre yayılmaya başlamıştı. İşte bu adamdı aradıkları. Bunu seçer, Ankara’ya gönderir, meclis’ sokarlarsa ‘Saçı bitmedik yetimlerin hakkını söküp almakla’ kalmaz, milletin işlerini yoluna sokar, ekmeği, yemi yiyeceği bollaştırırdı. Herif dinine diyanetine de sağlammış.

Camileri onartır, şapkayı attırıp fesi, kalpağı getirir, hilafeti ihya ederdi. O zaman Cenab-ı Allah da kaç vakittir esirgediği rahmetini üzerlerine serper, dünya daha güzel, daha yaşanası, daha da bol olurdu.” (152-153)

Dolandırıcı Kudret hapishanede amacına doğru bir adım daha atar. Koğuşta bir sabah Kudret uyanır. Koğuşu gözden geçirir. Kahvaltı hazırlanıyordur.

“Kudret Yanardağ önce derin derin inledi. Bu öyle bir iniltiydi ki, maveradan geliyor izlenimi uyandırıyor, koğuş bakıyordu. Ne oluyordu beyefendiye? / Ne türlü davranılmasının uygun düşeceğine henüz varılmamıştı ki, beyefendi ‘Laaa ilahe ilallah, Muhammeden Resulullah!’ diye inledi.”

Koğuş taş kesilmişti…

Böylece dolandırıcı Kudret din dünyasına girer. Hapishanedeki Mesten hocayla ilişkiye girerler. Hoca, fiili livatadan hapistedir.

Dolandırıcı Kudret, hocayı da kurtaracaktır. Çünkü bu kara çalmadır hocaya karşı.

Dolandırıcı Kudret Yanardağ, 1950’nin Nisan ayında adliyeye çağrıldı. Duruşmayı beklerken, bugüne kadar geçtiği aşamaları düşündü.

”Cebinde sigara parası yoktu bu şehre tutuklu olarak getirildiği gün. Jandarma komutanlığı, ardından cezaevi… ‘Hayır’ diye geçirdi, ‘cezaevinden önce burası, şu nezarethane. Nefise’yi burada tanıdım ilk. Kara gözleriyle ateş gibi bakıyordu. Sonra cezaevi. Bacanağın himmetiyle Nefise, Nefise’nin aşkı, aşkının doğurduğu elli bin, ondan sonrası çorap söküğü. Fakat… Evet fakat mahkum ederlerse kim bilir ne kadar yatarım daha. Oysa seçimlere yetişmeliyim. Hem de beraat yoluyla! Hakkıyla beraat edebilir miyim? Sanmıyorum. Olsa olsa delil yetersizliği. Bütün mesele buradan çıkmakta!” (178)

Büyük Vuruş

Dolandırıcı Kudret salıverilir. Doğruca yeni partinin il binasına gider. Partinin il başkanı bir avukattır.

Tanışırlar… kanları birbirine ısınmaz. İl başkanı, Kudret’in demagog olduğunu anlamıştır.

Başkan, Kudret’le kavga edemez.

Kudret, il binasında şöyle konuşur.

“Vatan, millet, memleket sağolsun. Gerekirse bir değil, beş, beşyüz defa da düşülebilir. Hapishaneler korkulacak yerler değildir. Orada da insanı bağrına basan evlad-ı vatan var. Memleket koca bir denizse, hapishaneler o denizin suyundan birer göldür.” (189)

İl başkanından başkaları “Hakkı aliniz var” dediler.

“Binanaleyh, hazret-i Yusuf mekanıdır orası…” dedi il başkanı elinde olmayarak. “Namık Kemal mekanı desek daha doğru galiba…”

Bakmadan gene azarladı. “Önce hazret-i Yusuf sonra Namık Kemal!”

Yerinden kalktı, il başkanına hışımla baktı:

“Şu milletten oy almak, iktidara gelmek istiyorsanız, dininden, diyanetinden bahsedeceksiniz. Üst tarafı laf-ü güzaftır bay Başkan!”

“Evet ama, din… malum-u aliniz…”

“İsteriz isteriz Kudret beyi isteriz

İsteriz isteriz Kudret beyi isteriz.”

İl başkanının sözleri silinip gitti.

İl başkanının odasında başlayan bu tartışma… Hazreti Yusuf, Namık kemal tartışması Türkiye’nin geleceği açısından önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir devlet olacak…

Gazi’nin önderliğinde hızlı bir atılımlı laik demokratik bir cumhuriyet… ne yazık, Gazi’nin son döneminde devrimci atılımlar tartışıldı.
Gazi’nin ölümünden sonra da devrimlere saldırılar başladı.

Bozkırdaki Çekirdek’i incelerken gördük. CHP’nin Genel Sekreteri… değiştirilen Milli Eğitim Bakanları bile aydınlanmaya karşıdır.
Müfettişler Müfettişi’nde il başkanı avukat. Kudret’in saldırısına direnemez.

Orhan Kemal, namuslu aydının edilgenliğini çok güzel gösterir. Savaşımdan kaçan namuslu aydın, başını avuçları içine alır. Karşısına bir demagog çıkmıştı.

Şöyle düşünür “Herif korkunç bir demagogtu. Demagogtu ama ne yapabilirdi?”
Namuslu aydın hiçbir şey yapmadı. İçine çekildi. Derin bir üzüntüyle yaşadı.

Demagog da konuştu, “Dinsiz millet yaşamaz arkadaşlar / Bunca yıl aziz ve kutsal olan, mubarek dinimizi elimizden alıp mukaddes camilerimizi depo olarak kullanan, oralara askerleri dolduran bir iktidarı Cenab-ı Allah elbette kahhar ismiyle kahredecektir!” (193)

Dolandırıcı Kudret bu kente iki jandarma eşliğinde getirildi. Elleri kelepçeli… Kudret, varsılları dolandıran sıradan bir dolandırıcıydı.
Kudret Yanardağ namuslu aydın gibi yazgısına boyun eğmedi. Savaştı… yazgısını değiştirdi.

Milletvekili oldu. Namuslu aydınları halkın gözünde yerle bir etti…

Namuslu aydın kendi edilgenliğinin bedelini yalnız kendi ödemedi. Halka ödetti…

Halk, demagogları alkışlaya alkışlaya aydınlanma yolunu kararttı.

1.Neşe Baştürk, Romanda Estetik Kalkışma -3, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2018.