darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Necdet Saraç

1993: Bitmeyen Bir Yıl!

25.01.2016 22:00

Türkiyenin en karanlık yıllarının bir dökümü yapılsa 1993 yılı tereddütsüz en başa yazılacak yıllardan biridir. Çünkü;1993 yılı, müthiş siyasi değişikliklere paralel siyasi cinayetler ve halen adı tam konmamış ölümler yılıdır. Bütün taşları yerinden oynatan 1993 yılı, fiili olarak 1996ya kadar bitmez. Neredeyse dört yıla yayılan uzunca bir yıl olur.

1993te cinayet perdesi 24 Ocakta Uğur Mumcu ile açılır. 24 Ocakta arabasına konulan bir bombanın patlatılmasıyla öldürülen Uğur Mumcudan sonra, 5 Şubatta ANAPlı Adnan Kahveci trafiğe kapalı bir yolda geçirdiği trafik kazasında, 17 Şubatta ise Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis bir uçak kazasında ölür. Tesadüf bu ya 17 Nisanda da, bu kez Cumhurbaşkanı Turgut Özal geçirdiği bir kalp krizi neticesinde ölür. DYP Genel Başkanı ve DYP-SHP koalisyon hükümetinin başbakanı Süleyman Demirel 16 Mayısta Cumhurbaşkanı olur.

24 Mayısta Bingölde 33 silahsız asker öldürülür. Haziranda Tansu Çiller önce DYP Genel Başkanı, sonra Başbakan olur. Hem de, İsmet Sezgin ve Köksal Toptan gibi merkez sağın değişmez iki önemli ismini yenerek! Çillerin başbakanlığı ile birlikte bin operasyon devreye girer. Mehmet Ağarın yetkisi arttırılır, Özel Harekât kurulur. Ekibin başında Korkut Eken vardır. Abdullah Çatlı da ekibin çok önemli bir adamıdır.

2 Temmuzda Sivas katliamı yapılır… 5 Temmuzda ise Başbağlar. 14 Temmuzda Halkın Emek Partisi kapatılır. 12 Eylülde, Erdal İnönü özel nedenlerle SHP Genel Başkanlığından ve Başbakan Yardımcılığından istifa eder. Siyasetten çekilir! Ekim ayında Cem Erseven öldürülür. Çiller PKKya yardım eden Kürt işadamları listesini açıklar ve sonra Bolu-Adapazarı-Sapanca üçgeninde meçhul ölümleri beraberinde gelir. Özgür Gündem Gazetesi bombalanır. Sonra bir başka güç daha devreye girer; Hizbullah!

Sayıları bugün bile tam bilinmeyen ve aralarında çatışmada öldü ya da intihar etti denenlerin de olduğu faili meçhul cinayetler arttıkça artar… Savaş değil, barıştan söz edilmeye başlanan bir dönem hızla geride kalır. Tam 1.500 Kürt köyü bu dönemde boşaltılır… Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kumarhane rantı da yine bu gelişmelere paralel büyür.

***

Ne dönem değil mi? Bana sağcılar cinayet işliyor, dedirtemezsiniz diyen biri Cumhurbaşkanı, Devlet için kurşun atan da şereflidir, kurşun yiyen de diyen biri Başbakan. Ve adları kendilerinden de devletten de büyük olan isimler: Tansu Çiller, Doğan Güreş, Mehmet Ağar, Necdet Menzir, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Veli Küçük…

Onca cinayete, onca karanlık noktaya ve aradan geçen 31 yıla rağmen, bir Türkiye klasiği yaşanmaya devam eder. Kanlı Pazardan bu yana, hatta 5-6 Eylül yağmasından bu yana, aklınıza gelecek bütün siyasi cinayet ve katliamlarda olduğu gibi, bu dönemle ilgili olarak bir tek siyasi sorumlu yani Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar veya Genelkurmay Başkanı yargı önüne çıkmaz.  Çıkanlar ise sanık değil, tanık sıfatıyla çıkarlar! Çünkü; Türkiyede sanık olması gerekenleri hep tanık olarak dinleten, adı konmamış bir gelenek vardır!

Böyle bir dönem aydınlanmadan, bu ülkede adalet ve vicdandan bahsedilebilir mi? Devletin demokratik olmayan, hukuksuzluğu öne çıkaran ve en önemlisi devleti ele geçirenleri koruyan yapısı değişmeden Faili Meçhuller çözülür mü? Bu anlayış değişmeden de, ne 1991-1996 arasındaki dönemin, ne 2007de Hrant Dinkle başlayan cinayetler dönemi, ne de 17 Aralık 2013te ortaya çıkan Yolsuzluk ve Rüşvet dönemi siyasi sorumluları yargı önüne çıkmaz! Birileri korunmaya ve kollanmaya devam eder. Korunanın adı bazen Evren, bazen Çiller, bazen de Erdoğan olur…

Biliyorum, bugün Türkiyede devlet erkanının tamamı ve siyaset erbabı Uğur Mumcu için övgüler dizecek, öldürülmesini bir kez daha kınayacak ama gerçeklerle yüzleşmekten de bilmem kaçıncı kez kaçacak!

***

Sağcıları, muhafazakarları, İslamcıları anlamak belki bir yere kadar mümkün. Ama bu dönemle ilgili anlaşılması mümkün olmayan bir başka yan daha var; bu kadar karanlık iş yapılırken, DYPnin koalisyon ortağı SHPdir. SHP ki; Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihinin görüp göreceği en ciddi sosyal demokrat bir partidir! Programıyla, söylemleriyle, yönetici kadrosuyla, milletvekilleriyle…

SHP için özgürlük ve eşitlik temel prensip olurken, emek en yüce değerdi. Kürt sorununda bugün bile telaffuzu zor söylemleri daha 1989da yazan parti SHPydi. Ve böyle bir parti 1991-1996 karanlığının ortağıydı! Bir tek bakanı görevinden istifa etmedi. Üstelik; SHP milletvekillerinin neredeyse tamamı sırasıyla 3 ay, 5 ay bakanlık da yaptılar…

Daha önce de birkaç kez yazdım, ısrarım devam ediyor: Dönemin SHPlileri artık konuşmak zorundalar!

(Not: 2014 yılında yazılmış bir yazı)

Eğitim