unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

20. yüzyılın zorlamaları ve zortlamalar

10.12.2015 07:21

Özellikle muhafazakâr strateji uzmanları, jeopolitikçiler daha sık yazmaya başladı: 20. yüzyıl bir zorlamaymış, 21. yüzyılda 19. yüzyılın yarım kalan işleri tamamlanacakmış, Türkiyenin de eski imparatorluk refleksleriyle davranması gerekiyormuş. Başı AKPnin ideologları çekiyor. Bunlardan biri de, biliyorsunuz, ülkenin başbakanı.

20. yüzyılın zorlamaları derken kastettikleri, üç büyük devrimle ortaya çıkan üç büyük devlet: Çöken Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları arasından Anadolu devrimiyle çıkan Türkiye Cumhuriyeti; çöken Rus Çağlığının yıkıntılarından bir sosyalist devrimle çıkan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ve Asyada emperyalist tahakkümün kırılması sonucu -yine büyük bir sosyalist devrimle- ortaya çıkan Çin Halk Cumhuriyeti.

Ve tabii, bütün ezilen dünyayı saran anti-emperyalist ulusal kurtuluş mücadeleleri ile irili ufaklı sosyalist devrimler (Doğu Avrupa halk cumhuriyetleri, Yugoslavya, Kore, Küba, Vietnam, Laos, Kamboçya…). 

Bizim proletarya devrimleri ve ulusal kurtuluş mücadeleleri çağı dediğimiz 20. yüzyılda ortaya çıkmış sosyalist ve ulusal devletler.

İşte onların zorlama dedikleri budur.

Aslına bakılırsa son yirmi yılda hemen hemen hepsini hallettiler (ya da hallettiklerini sanıyorlar) ve artık 20. yüzyılın başında yarım kalmış işlere devam edecekler.

Son derece naif, hatta -bizim muhafazakârlar göz önüne alındığında- aptalca analizler bunlar. Neden?

***

Öncelikle şu zorlama tespiti üzerinde duralım.

20. yüzyıl sadece sosyalist ve ulusal devrimler çağı değildi. Emperyalizm çağıydı ve dünya iki kez emperyalistler arası paylaşım savaşları sonucunda kana bulandı. Soğuk Savaş da cabası…

Devrimler yaşandığı için savaşlar çıkmadı; savaşlar yaşandığı için devrimler oluştu. Sovyet ve Türkiye devrimleri Birinci Dünya Savaşından sonra, Çin, Doğu Avrupa ve Hindiçini devrimleri de İkinci Dünya Savaşından sonra gündeme geldi.

Kapitalizmin sömürüyü dünya çapına yayma eğilimine (emperyalizm), halklar da devrimlerle karşılık verdiler.

Halklar durup dururken devrime kalkışmaz. Son çaredir devrim; çaresizliğin çaresidir.

Sen geleceksin ülkeleri işgal edeceksin, bölüp parçalayacaksın, sömürüyü katmerleştireceksin, dünyanın bütün kaynaklarına el koyacaksın, talan edeceksin, milyonlarca insanı öldüreceksin, bu zorlama olmayacak, doğal gidişat olacak; halkların bütün bunlara yeter deyip ayaklanmasına ise zorlama, doğal gidişatın yarıda kesilmesi diyeceksin… Yok öyle dünya!

Uzun lafın kısası, 20. yüzyılda zorlamayı yapanlar halklar değil, emperyalistlerdi.

Şimdi bu devrimleri boğduklarını sanıyorlar ya, başladılar yine zorlamaya.

***

Şimdi gelelim bizimkilerin aptallığına, yani zortlamalara…

Sanıyorlar ki emperyalistler aralarında anlaşacaklar, kardeş payı yapıp dünyayı bölüşecekler, hani bana, hani bana diyen küçük kardeşlerinin önüne de birkaç kemik atacaklar.

Emperyalist zorlama, savaş demektir; savaşsız paylaşım olmaz. Emperyalistler birbirleriyle savaştıktan sonra masaya otururlar. O masada da taşeronlara, piyonlara yer yoktur. Onlar paralı askerlikleriyle ve vatana-halka ihanetleriyle kalırlar.

Türkiyeyi yönetenlerin Yeni Osmanlıcılık, imparatorluk haritasına dönmek, alt bölgesel düzen, Ortadoğu hamiliği, Kürtlerle büyümek gibi hedeflerinin fantastik düşüncelerden öte bir değeri yoktur. Bırak büyümeyi, Sevri bile mumla aratırlar.

Bu dalaştan emperyalistlerle uzlaşarak bağımsız bir devlet, kanton, devrim vb. çıkarabileceklerini sanan Kürt hareketi liderleri de çok yanılırlar. Eğer izin verilirse bir devlet kurabilirler belki; ama o devletin yanında İsrail bile bağımsız kalır. Etrafı en ufak tökezlemede onu yok etmeye hazır devletlerle çevrili bir emperyalist üs olabilir sadece.

Emperyalist paylaşım savaşlarından nasıl başı dik bir toplum olarak çıkılabileceğini Mustafa Kemal, Lenin ve Mao Zedung göstermiştir.

Çağımızda, özellikle bizim gibi ülkeler için vatanın tarifi, emperyalizmden kurtarılmış toprak parçasıdır.

 

 

 

Eğitim