unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

7 Hazirandan 1 Kasıma (2)

10.11.2015 11:53

Geçen yazıda 1 Kasım seçim sonuçlarını anlamak için, AKPnin 13 yıllık genel stratejisine ve bu stratejiye ulaşmak için her seçim döneminde geliştirdiği referandum karakterli taktiklere değindik.

Buna göre, laiklikle ve ilerici Cumhuriyet kazanımlarıyla zıtlık fikrinden kuvvet alan, eski rejimin kriz alanlarını kendisi için fırsata çeviren ve bir Saray Rejimi hedefi etrafında gelişen AKP stratejisinin taktik hamlelerle bu dar çekirdeğin cephesini mevzi kazana kazana genişlettiğini; her seçimde seçimin temel zıtlık eksenini kendi asli gündeminin ötesinde, ama bu gündemin hizmetinde kurarak seçimi bir referanduma dönüştürdüğünü, kendisini daima bu referandum karakterli seçimlerde iki tercihten birinin tek temsilcisi konumuna yerleştirdiğini ve bu sayede her seçimde yüzde 50ye yakın oy aldığını ifade etmiştik.

Oyun önce Haziran 2013te sokakta; sonra 7 Haziran 2015te sandıkta bozuldu. Yıpranan, ittifakları dağılmaya başlayan, içeride ve dışarıda sıkışan AKP 7 Haziranda ilk kez seçimin asli siyasal zıtlığını belirleyemedi. Seçimin temel gündemi Sarayın otoriter başkanlık projesine karşıtlık üzerinden gelişti; seçmen bu zıtlık etrafında politikleşti. AKP savunmaya geçti; ezberi bozuldu ve sonuç olarak tek başına iktidarı kaybetti.

1 Kasım sonuçlarını anlamak için, asıl olarak AKPnin 7 Haziranda yaşadığı bu kaybı iyi anlamak gerekiyor. AKP bunu kavradı; kaybın büyüklüğünü de. Ardından yaşanan gelişmeler; aslında 1 Kasımın ön sonuçlarına dönüştü. Hatırlayalım ve AKPnin 7 Haziran sonrası taktikleri ekseninde 1 Kasım sonuçlarını anlamaya çalışalım.

AKP uzun yıllardır üzerinde tepindiği milli irade, çoğunluk iradesi propagandasını, argümanını yitirdi; panik büyüktü.

Önce Bahçeli eliyle yüzde 60lık AKP karşıtı zemin dağıtıldı. AKPsiz bir iktidar seçeneği imkansızlaştırıldı. HDP karşıtlığı üzerinden belirlenen 7 Haziran sonrası siyasette, AKP MHPyi bu zeminde yanına çekti; etkisizleştirdi.

Ardından Baykal aracılığıyla Saray yeni denkleme müdahil oldu.

Açalım: Seçimden sonra ana siyaset kriterini HDP karşıtlığı olarak belirleyen MHP; AKP ile sahne önünde kavga eden, sahne arkasındaysa AKPnin yeniden kaybettiği iktidarı fiilen tek elde toplayarak kullanmasının önünü açan bir taktik izledi. Buna devletçi ve devletiçi koalisyon da diyebiliriz.

Bunun doğal sonucu; Meclis Başkanlığı seçiminin AKP adayına armağan edilmesi oldu. Böylece Davutoğlunun ifadesiyle yüzde 60lık blok dağıtıldı. Not edelim: AKP dağıtmadı; MHP armağan etti.

7 Haziranda yitirdiği inisiyatifi yeniden ele alabildiğini gören Saray-AKP; karşıda bir blok olmadığını seçmene gösterip yarma operasyonunu tamamlarken; diğer taraftan da tüm koalisyon seçeneklerinin içine kendisini zorunlu şık olarak yeniden kattı.

Önce Saray Davutoğlunu koalisyon kurmak için görevlendirme işini uzattıkça uzattı, görevi Davutoğluna verdiğinde ise bu kez Davutoğlu görüşmelere başlama işini zamana yaydı. Amaç, süreyi olabildiğince uzatmak ve 7 Haziran sonrasındaki tabloda koalisyon kurulamadığına, istikrarın bozulduğuna, terör olaylarının arttığına dönük algıyı yaygınlaştırmak ve bu algı etrafında 1 Kasım taktiğini örerek yeniden tek başına iktidarı ele geçirmekti.

Koalisyon görüşmeleri geç de olsa başladı. Ve koalisyon görüşmeleri için tanınan 45 günlük sürenin tüketilmesini sağlayacak bir taktik adım daha atıldı; CHP masaya çekildi; uzun görüşmelerle ortada bir koalisyon görüşmesi olduğu izlenimi yaratıldı. Adına da istikşafi dediler.

Oyalamaydı; tek parti iktidarı dışındaki seçeneklerin zaman kaybı olduğunu; koalisyon kurulamadığını gösterme amaçlı görüşmelerdi. CHP uyumlu parti imajı yaratmak; kavgacı olmayan, önce Türkiye diyen parti görüntüsünü kalıcılaştırmak için bu oyuna bilinçli olarak katıldı. Ve elbette 35 günün sonunda koalisyon kurulmadı.  Ardından Bahçeli kapıyı yeniden kapattı ve 45 günlük süre de tamamlandı.

Artık AKP koalisyon seçeneklerini imkansızlaştırmıştı. Seçmen 1 Kasımda yine koalisyon çıkarsa yine hükümet kurulamaz, yaşananlar devam eder mesajıyla, korkutma siyaseti etrafında AKPye çağrılmaya başlandı.

7 Hazirandan Sonra AKPnin İki Taktiği

7 Hazirandan sonra AKPnin birinci taktiği; yüzde 60lık 3 partinin AKP dışı bir iktidar seçeneği yaratma imkanını ortadan kaldırmak; karşı cepheyi dağıtmaktı. Bahçeli-MHP ittifakı sayesinde bunu başardı.

Karşı bloğu dağıttıktan sonraki ikinci taktikse koalisyonun kurulamayacağını göstermek; seçmene zamana yayarak, işi uzatarak koalisyon olmuyor, tek parti iktidarı dışında seçenek, kötü gidişten çıkış yok mesajını vermekti. Ve ikinci taktik de tuttu. Ağustos sonuna geldiğimizde artık AKP 7 Haziran sonrasında AKPli ya da AKPsiz tüm koalisyon seçeneklerini taktik olarak bertaraf etmişti. Yeni seçim için referandum minderini şu soru etrafında kurmak mümkündü: Tek parti iktidarı mı, koalisyon mu?

Buna karşın referandum minderini sadece bu soru üzerinden kurmak, 7 Haziranda kaybedilen oyları geri getirmeye; yeniden tek parti iktidarını sağlamaya yetmeyecekti. Bu kez Ağustos sonundan itibaren seçimin kutuplaşma zeminini yeniden tarif edecek bir başka ek taktik devreye sokuldu ve 1 Kasımda ortaya çıkan sonucun temel nedeni de bu sopalı taktik oldu.

Buna göre 7 Haziranda seçimin referandum-kutuplaşma minderini kuramayan ve kaybeden AKP/Saray; bu kez ön alarak seçim kampanyasını bayrak-milliyetçilik çevresinde, teröre karşı birlik ve güvenlik siyaseti/vaadi etrafında örmeye başladı. Eylül ayında İstanbulda Erdoğan, Davutoğlu, İsmet Yılmaz ve Diyanet İşleri Başkanının katılımıyla gerçekleştirilen Teröre Karşı Birlik Mitinginde Davutoğlu ve Erdoğan AKPyi milliyetçi birlik-güvenlik cephesinin temsilcisi olarak inşa ederken terörle özdeş kılınmak istenen diğer kutba da HDPyi yerleştirdi. Teröre karşı AKPde birleşin, HDPyi baraj altında bırakın sözleriyle özetlenebilecek bu taktiği, Erdoğanın 550 yerli ve milli vekil istiyorum sözü tamamladı.

Artık 1 Kasımın asli kutuplaşma minderi belirlenmişti. Koalisyon kurulamıyordu; ülkede terör yayılmaktaydı; bir yanda tek parti iktidarına birkaç puan mesafede olan AKP; diğer tarafta ise bu zor dönemde koalisyona yanaşmayan MHP vardı. MHPnin Bahçeli siyasetinin katkısıyla denklem dışına itilmesi ve seçimin milli birlik-güvenlik X terör zıtlığı ekseninde kutuplaştırılması taktiği için şartlar zaten uygun hale gelmişti. Milli Birlik cephesinden MHPyi eksilten AKP; karşıtlığı terör ve HDP üzerinden kuruyor; bu zıtlık zemininin güvenlik kanadının tek temsilcisi konumuna kendisini yerleştirerek seçimi referanduma, bir tür 2. tura çeviriyor ve özellikle milliyetçi, muhafazakar sağ seçmeni güvenlik tercihi etrafında kendisini genişletmeye çağırıyordu. Sonuçlar gösteriyor ki bunu başardı.

1 Kasım seçimlerinin sonucunu işte bu minder belirledi. AKP yeniden 7 Haziranda yitirdiği inisiyatifi geri aldı; karşı bloğu dağıttı; ardından asıl büyük kaybını telafi etti; yani yeniden ülkedeki temel siyasal zıtlık minderini belirleme ve kendisini bu zıtlıklardan birinin tek temsilcisi haline getirerek her seçimde kendi tabanı dışında kesimlere ulaşma, seçim kazanma inisiyatifini eline geçirdi.

1 Kasım seçimi, 7 Hazirandan sonra bir 2. Tur seçimine dönüştürülmüş; sadece iki seçenek belirlenmiş ve AKP seçeneklerden birinin tek temsilcisi konumuna yerleştirilmişti. MHP oyundan düşmüştü; CHP ise bu minderi görmesine rağmen bozamadı. Geliştirdiği strateji yetersiz kaldı; seçimin milliyetçilik-terör algıları; ya da AKP cephesi-HDP cephesi özdeşleştirmeleri ekseninde kurulmasını önleyemedi.

AKP seçim süreci boyunca özel olarak CHPyi hiç hedef almadı; çünkü bu yeni zıtlık minderinin muhatapları bir tarafta MHP, diğer tarafta HDP seçmeniydi. CHP denklem dışı kaldı. 7 Haziranda aldığı oyun hemen hemen değişmemesinin temel nedeni de buydu. 1 Kasımın temel siyasal zıtlık zeminine müdahale edemedi. Kendi sahasında kaldı.

Sonuç olarak AKP-Saray merkezli bu yeni taktik; bir yandan bölgede çatışmaların yeniden yükselmesi; her gün gelen şehit cenazeleri; diğer yandan Ankara Katliamı sonrasında güvenlik vaadi ve beklentisi etrafında AKPnin kurduğu minderin sağdan konsolidasyonu ile birlikte kuvvet kazandı. Sağ, muhafazakar, milliyetçi seçmen kuvvetin toplandığı yere baktı; AKPnin çıkış yolu gibi gösterdiği, 7 Hazirandan sonra muhalefetin de katkılarıyla adım adım inşa ettiği ben gidersem, ben olmazsam bak neler oluyor? mesajını, tehdidini, sopasını gördü. Sol seçmenin 7 Haziran-Başkanlık eksenli seçim kutuplaşmasında AKP karşısında geliştirdiği taktik esnekliği bu kez sağ seçmen AKP için gerçekleştirmiş oldu.

Özetlersek: 7 Hazirandan sonra ülkenin daha da kötüye gittiği fikrinde uzlaşan geniş halk kitlelerine AKP bir açıklama; kendisini dışarıda bırakan, aklayan bir algı sunmaya çalıştı ve sonuçlar da gösteriyor ki bunu başardı: Sorun AKPden kaynaklı değildi; yaşananlar AKPnin tek parti iktidarının bitmesinden kaynaklıydı.

Bilinçli bir süre uzatımı, kasıtlı bir türbülans algısı; amaçlı bir istikrarsızlık vurgusu hep bu mesaj içindi. Kartlar böyle dağıtıldı; 7 Hazirandan 1 Kasıma uzanan süreçte beliren hemen her gelişme; bu zeminde, bu sopalı siyaset ekseninde yaşandı. Ve devletin hem baskı hem de ideolojik aygıtları bu Saray stratejisi etrafında, terörle mücadele ortamının ve konseptinin sağladığı rüzgarın da etkisiyle kenetlendi. Artık bu strateji AKP stratejisinin ötesinde, devlet stratejisiydi.

AKP 1 Kasıma yitirdiği Kürt oylarını telafi etmesini sağlayacak yeni siyasal ittifaklarla girmedi sadece; devletleşmiş bir parti ve onun aygıtlarının ortaklığı temelinde bir ittifak olarak sundu kendisini. Yeni dönemde asıl belirleyici unsur; bu olacak.

Tartışmayı önümüzdeki yazılarda sürdüreceğiz.  

Not: Bugün 10 Kasım. Bağımsızlık Savaşının ve Cumhuriyet Devriminin önderini unutmadık; unutmayacağız. Teslimiyet yok; yeni, halkçı, laik ve demokratik bir cumhuriyet kuracağız. 

Eğitim