darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Analiz: AKP Hükümetinin Kürt stratejisi mi değişiyor?

03.04.2017 12:57

Tayyip Erdoğanın dünkü Diyarbakır konuşmasını dikkatle dinleyenler mutlaka konuşmanın içeriğindeki köklü farklılığı farketmişlerdir. Referandum kampanyasının başlamasından bu yana Kürtlere dönük söylemlerde büyük oranda değişikliğe gidileceği sinyalleri veriliyor.

Öyle ki, Kürt halkının siyasal ve kültürel yaşamında, yok sayılanlar da içinde, sembolleşmiş önemli şahsiyetler kullanılarak bir söylem geliştirilmeye çalışılıyor. Bunların içinde Ahmet Kaya gibi, Kürt kimliğiyle bugüne kadar özdeşleştirilip, yok edilmeye çalışılanlar da yer alıyor.

Hele, Kürt bölgelerinde yaşananlar belleklerde tüm canlığı ile dururken, HDPli 11 milletvekili ve 5 bin Kürt kökenli politikacı cezaevlerindeyken, doğu, güneydoğu illerinde ve özellikle köylerinde baskı hat safhaya gelmişken "Söyleyecek sözü, projesi, derdi olan herkesle konuşmaya, yol yürümeye hazırız" denilerek, Kürt siyasal hareketine, HDPye şirinlik yapılmasına ne demeli.

Bu gelişmeyi "Ne varki bunda, bunlar Erdoğanın klasik pragmatik tavrı, dün çıkarına öyle geliyordu, bugün böyle" diyerek açıklamanın pek gerçekçi olmadığını söylememiz lazım. Hemde, Referanduma 15 günlük bir süre kalmışken. Hele bu süreçte kendilerine sınırsız destek veren ve kendilerine koltuk değneği olan Devlet Bahçeli ve çevresinin tepki gösterebileceğini bile bile.

Asıl görülmesi gereken, Erdoğanı bu noktaya getiren nedenleri iyi irdelemek gerekiyor.

1. Erdoğan ve AKPde tam bir telaş ve panik havası yaşanıyor. Henüz net bir söylem oturtabilmiş değiller. Bugün söylenen bir gün sonra yok sayılarak yeni bir söylem dillendiriliyor. Kendi tabanlarını, oylarını konsolide edebilmiş değiller. Bu durum onları çılgına çeviriyor. Eveti savunacakların hemen hemen hiç mantıklı argümanları yok. Bu nedenle ilk defa bu seçime dezavantajlı olarak girdiklerinin farkındalar. Topyekün devletin olanaklarını kullansalar da tabloyu değiştiremiyorlar. Kamuoyu yoklamalarından istedikleri sonuç bir türlü çıkmıyor.

2. MHP ve milliyetçi diye tabir ettikleri tabandan umutlarını büyük oranda kestiklerini gösteriyor bu durum. Bu çevreler referandumda "ülkenin geleceğinin oylanacağını, evet çıkarsa ülkede tek adam diktatörlüğünün kurulacağını, bunun da ülkeyi yıkıma götüreceğini" görüyorlar.

3. Uluslararası arenada tam bir çıkmaza girmiş bulunuyorlar. Avrupada, Almanya ve Hollanda ile girdikleri suni kavgalarla mağduriyet yaratmaya çalışarak puan toplayacaklarını düşündüler. Sonuçta olgu tersine döndü ve tüm Avrupayı net bir şekilde karşılarına almaya başladılar. Olay derin bir şekilde ekonomiyi vurmaya başladı. Amerikadaki yeni yönetim, devlet bankası olan Halkbankası genel müdür yardımcısını tutuklayarak AKP iktidarına karşı tutumunu netleştirmeye başladı. Büyük umutlarla "önünde yerlere kadar eğildikleri" Putin yönetiminin pek de "kendilerine yar olamayacağını" görmeye başladılar. Suriye ve Irak politikalarında tam bir çıkmazda olduklarını " Fırat kalkanı harekatı bitmiştir" açıklaması ile kabul etmişe benziyorlar. Oysa yakın süre öncesine kadar bu harekatın Rakka ve Musul alınıncaya kadar devam edeceğini söylüyorlardı. Kısacası artık bölgede yeni durum var. Türkiye tamamen dışlanmış, oyundan atılmış gözüküyor.

4. Milliyetçi çevrelerle bağların önemli oranda kopmasına yol açabilecek yeni olgu olarak Kerkükteki resmi kurumlara Kuzey Kürdistan bayrağının çekilmesi olayında Türkiyenin kısmi desteğinin olduğu algısının ortaya çıkması. Bu algının ortaya çıkmasında Barzaninin Türkiye ziyaretinde göndere Kuzey Kürdistan bayrağının çekilmesinin de payı olsa gerekir. Tüm bunlara Suriyedeki alan boşaltmayı da eklersek görüntüyü tamamlamış oluruz. Bu gelişmelerden Devlet Bahçelinin önceden haberinin olup olmadığını henüz bilmiyoruz. AKPye desteğinin ana nedenlerinden biri olarak bu şartı da ortaya koyduğu düşünüldüğünde bu gelişmelerden sonra hala evet cephesinde yer aldığına göre "bu duruma göz yumduğu" söylenebilir. Bu noktada evet oyu verebilecek olan bu çevrelerin nasıl tutum alacağı, referandumda evet oyu oyu verip vermeyeceği merak ediliyor.

Burada altını çizerek bir saptamayı yapmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana bir seçim ya da referandum kampanyasında ilk defa siyasi partiler ve çevreler belirleyici noktada değiller. Hayır kampanyasını yürütenler, ülke ve toplumun geleceği konusunda duyarlı olan bireyler ön planda.

Bu durum "HAYIR" dan sonra geleceğin şekillenmesinde özellikle dikkate alınması gereken bir faktördür.

Eğitim