darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Burak Cop

Bir türlü başlatılamayan iki kampanya

17.11.2017 15:00

Geçen ay OHAL mecliste beşinci kez uzatıldı. Her zaman olduğu gibi 3 aylığına. Böylece 2018e OHAL altında gireceğiz. AKP-MHP ikilisinin gelecek Ocak ayında bunu bir kez daha uzatmaları değil, uzatmamaları sürpriz olacaktır.

Böyle böyle Türkiye, başkanlık rejimine resmen geçeceği tarihe (yani milletçe heyecanla beklediğimiz müteakip genel seçime) kadar fiili olarak başkanlık rejimini tecrübe edecek gibi görünüyor. Zira OHAL KHKları pratikte, henüz hayatımıza girmeyen Başkanlık Kararnamelerinden farksız. Adeta bu kararnamelerin provası yapılıyor.

Meclisi baypas eden bu KHKları bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi de denetlemeyeceğini ilan etti. Yani ortada şekilsel olarak dahi bir denetim mekanizması yok.

İktidarın ülkeyi seçime kadar OHALi her üç ayda bir uzatarak yönetmesi, kimilerince çok umut bağlanan (fakat adil seçim koşulları sağlanamadığı müddetçe nasıl olup da bazılarına bu kadar umut verdiğini benim bir türlü anlayamadığım) genel seçime olağanüstü koşullar altında gireceğimiz anlamına geliyor. Tıpkı geçen referandumda olduğu gibi.

Bunun ne kadar mahzurlu bir şey olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım.

***

Gövdesini CHPnin oluşturduğu, ancak kesinlikle CHPden ibaret olmayan cumhuriyetçi/demokrat muhalefet bloğunun yurt genelinde bir OHALe son! kampanyası başlatması için yalnızca koşullar fazlasıyla olgunlaşmış değil, bu aynı zamanda tarihsel bir görev. Vakti gelip de geçmekte olan bir görev.

Yaz sıcağında adalet talebi etrafında harekete geçen, heyecanlanan bir halk kitlesi ve türlü siyasi aktörlerin, OHALe son! başlığı altında, gene hiçbir partinin sembolünü, sloganını taşımayan kapsayıcı bir kampanya ile güç gösterisinde bulunması; gündemi belirleme imkânının muhalefetin eline geçmesi anlamına gelecektir.

Parti içi tasfiyelerle, gülünç Atatürk açılımıyla, yan kuruluşu MHPnin genel başkanının çıkışlarıyla inisiyatifi yapay bir şekilde de olsa eline geçirmiş olan RTE/AKP iktidarının böyle bir meydan okumadan hiç hoşnut olmayacağı açıktır.

Kaldı ki OHALin sona erdirilmesi demokrasi güçleri için gerçekten yaşamsal bir ihtiyaç. Yasama ve yargı yolları tamamen kapalı olduğuna göre bunu zorlamanın yegâne yolu da, Erdoğanı bile Atatürkçü yapmayı başaran halk yığınlarını harekete geçirmektir.

***

Erdoğanı bile Atatürkçü yapan kitlenin en büyük kaygılarının başında eğitim sisteminin dinselleştirilmesi, iktidarın sistematik bilim düşmanlığının müfredattaki yansımaları geliyor. Laik eğitim için Maltepe Meydanında düzenlenecek bir mitinge, aynı yerde adalet için Temmuzun ortasında toplanan 2,5 milyon kişiden daha az sayıda insan gelmeyecektir.

Laikliği savunmayalım mütedeyyin seçmen rahatsız olur gibi bir öğrenilmiş çaresizlik tavrının, ilkesel yanlışlığı bir yana, pratikte de hiçbir karşılığı olmadığı tecrübeyle sabit. Ana muhalefetin son yıllardaki pek çok tartışmalı açılımının seçim sandığında ne kadar randıman verdiği ortada. Israrlı denemelere rağmen göl maya tutmuyorsa, o zaman o gölde başka bir şey yapmak gerekir.

Laikliği, daha belirginleştirerek söylemek gerekirse laik eğitimi toplumu mobilize edecek bir kampanyanın konusu haline getirmemek, CHP için, varlık sebebinin reddi olur. Elbette Türkiyede laikliği savunan siyasi güçler CHPden ibaret değil, ancak diğerlerinin de Adalet Yürüyüşü (ve mitingi) benzeri, o denli kitlesel bir halk hareketini gerçekleştirecek gücü yok.

***

AKP iktidardaki ilk yıllarında siyasal İslamcı toplumsal dönüşüm gündemini bütünüyle saklamıştı. 2002-2007 döneminde laikliğe kurumsal bir zarar verilmedi. Hatta 2007-2011 arasında da, imam hatip liselilerin üniversiteye girişteki katsayı sorununun giderilmesi, imam hatiplerin ve buralarda okuyanların sayısının arttırılması gibi birkaç şey dışında önemli bir anti-laik atılım yapılmadı.

AKPnin bu konuda amiyane tabirle gaza basması 2011den itibaren gerçekleşti. Artık kendilerini yeterince güçlü hissediyorlardı ve laiklik sadece kurumsal bir saldırı altına alınmadı; aynı zamanda çeşitli sembollerle, alternatif tarih anlatısıyla, Arap Baharı ile kabaran İslamcı bir ihtirasla, iktidarın söyleminin açıkça İslamcılaşmasıyla; cumhuriyete yönelik topyekûn bir cihat başlatıldı.

Uzun lafın kısası AKP zamanında yeterince sabırlı davrandı. Erken harekete geçmedi. Şayet günümüzde muhalefet saflarında AKPnin geçmişte yaptığını tersten yapma eğiliminde olanlar varsa, yani 2019da RTE/AKPyi iktidardan indirmeden evvel laikliği savunmanın bir zamanlama hatası olacağını düşünüyorlarsa, o zaman biz de 2019da işlerin yolunda gitmemesi ihtimaline binaen bir B planları olduğunu umarız. 

Eğitim