darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Burak Cop

İtirazın iki tarzı

27.09.2017 12:17

Irak anayasasındaki resmi adıyla Kürdistan Bölgesel Yönetiminde (KBY) yapılan bağımsızlık referandumundan %92-93 civarında Evet oyu çıktığı anlaşılıyor. Arap ve Türkmenlerin boykot ettiği, bu yüzden de söz gelimi Kerkükteki katılımın Duhoktaki kadar yüksek olmadığı referanduma dair kabaca şunu söylemek mümkün: KBYdeki her 3 seçmenden 2si bağımsızlığa evet dedi. Sandığa gidenlerin üçte ikisi değil, tüm seçmenlerin üçte ikisi.

Hal böyleyken KBY halkının bağımsızlık iradesini ortaya koyduğunu teslim etmek gerekir. Ancak ortada bir direnç olduğunu da gözden kaçırmadan. Güney Sudanın Sudandan ayrıldığı referandumdaki gibi sandığa giden neredeyse herkesin Evet demediği ortada. Boykot edenlerin sayısının dikkate değer oluşu bir yana, az sayıda da olsa bağımsızlığa hayır diyen Kürdün olduğu anlaşılıyor.

Bu referanduma iki şekilde karşı çıkmak mümkün. Bunlardan ilki referanduma, içinde yer aldığı bağlamdan ötürü karşı çıkmak. İkincisi ise Irak Kürt halkının kendi kaderini tayin etmesi fikrine karşı çıkmak.

İlkine dair söylenecek çok şey var. Her şeyden evvel, KBY Irak anayasasına göre var olan bir özerk bölge. Ama Bağdattaki hükümet oylamanın anayasa-dışı olduğunu savunuyor. Irak Yüksek Mahkemesi de bu iddiayı incelemek için referandumun askıya alınmasına karar vermişti. Fakat bu karar dikkate alınmadı.

Ayrılık referandumlarının dünyadaki örneklerine baktığımızda, meşruiyet açısından bize bir şey söylemese de mevcut durum hukuken bir zayıflık. Güney Sudan (2011) ve İskoçya (2014) referandumları merkezi hükümetlerle varılan anlaşma ile düzenlenmişti. İskoçların yüzde 55i birliğin devamına karar verdi ama aksi olsaydı herhalde birkaç gün içinde başta İngiltere olmak üzere dünyanın bütün ülkeleri yeni devleti tanıyacak ve İskoçyanın AB ve BM üyelik süreci başlayacaktı.

Anlaşmalı referandumun yokluğunda ne olur? KBY kendi topraklarını çitle çevirip fiili egemenliğini yüzde yüz tesis etse bile, topraklarında Iraka dair tek bir unsur kalmasa bile, Bağdatın bu devleti tanımayın çağrısına kulak tıkayacak pek az ülke çıkar, belki de hiç çıkmaz. Irak Kürdistanı ikinci İsrail olmayı beklerken olur size ikinci Tayvan.

***

Referanduma, bağlamından ötürü itiraz edilmesini makul kılan ikinci nokta ise tartışmalı bölgeler. Bunu deyince de akla gelen ilk yer Kerkük. Bu şehir KBYnin resmi sınırları içinde değil. Bunu unutmamak lazım. Kürtlere göre Kerkük aynen Erbil gibi Kürdistanın parçası olabilir ama Kerküklü bir Arap veya Türkmene sorarsanız Erbil başkadır, Kerkük başka.

Irakın merkezi yönetiminin zayıflığı, 2005ten beri kâh kabarıp kâh durulan Şii-Sünni çatışması ve bilhassa da IŞİDin bölgenin başına bela edilmesi gibi bir dizi faktörün sonucu; KBY şu anda kendi resmi topraklarının yarısı kadar daha bir bölgeyi fiilen kontrolü altında bulunduruyor. Kerkük de bu bölgenin parçası.

Kürt milliyetçilerine göre Kerkük Kürdistanın parçası olabilir ama öyle sanıyorum ki herkes bu görüşe katılmak zorunda değil. Kerküklü Türkmenler Kürtleri şehri kolonize etmekle (2003ten beri köylerden kente göç ederek) ve etnik temizlikle suçluyor (Türkmenlere yönelik bombalı saldırılarda aralarında lider kadrolarından iki kişinin de bulunduğu çok sayıda insan öldü ve Türkmenler bunların kendilerini şehirden göç ettirme amaçlı hamleler olduğunu savunuyor). Kürt tarafı ise Kerkükün Kürtleştirilme iddialarını reddedip göçün, geçmişte buradan sürülen Kürtlerin geri dönmesinden ibaret olduğunu öne sürüyor.

Hem Suriye hem de Iraktaki çatışma koşulları sayesinde, bunlardan ilkinde YPG ikincisinde KBY kendi bölgelerini aşan bir alanı kontrol altına almış haldeler. Suriyede Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu yerler belli, ancak YPG (Suriye Demokratik Güçleri adıyla) Deyrizora, Rakkaya bile uzanmış durumda. KBYnin genişlemesinden de az önce bahsettik. Bunu söyleyince bazıları alınabilir ama bu yapılanların İsrailin 1948den beri peyderpey genişlemesinden, yayılmacı politika ve eylemlerle topraklarını alenen genişletmesinden temelde bir farkı yok. Eğer meseleye gücü gücü yetene diye bakılacaksa şayet, o zaman da (görünürde öyle bir olasılık olmasa da) sözgelimi Türkiye ve Irak ordularının el ele Kerkükü işgal etmesine de itiraz etmek herhalde mümkün olmayacaktır.

***

Referandumun bağlamındaki sorunlu konulardan biri de ABD ve İsrailin rolü. Bu ikisinin Irakta ve Suriyede (muhtemelen İranda, ve acaba Türkiyede de mi?) Kürt devletleri veya devletimsilerinin oluşmasında kendileri açısından nasıl bir yarar gördükleri başka bir yazının konusu. Ancak şunu belirtmek gerekiyor ki Kürt ulusal hareketlerinin bu ikilinin desteğiyle amaçlarına ulaşması ya da ulaşmayı denemesi gerçekten de bölgenin Kürt, Arap, Türk, Türkmen, Fars ve diğer (Ezidi, Hıristiyan vb.) halkları arasında kalıcı düşmanlık tohumları ekebilir, hâlihazırdaki ayrımları derinleştirebilir. Irak Kürdistanına ilişkin sıcak çatışma olasılığı şu anda yüksek olmasa da işlerin karışmayacağının hiçbir garantisi yok.

İsrail demişken birkaç hatırlatma yapmak gerekiyor ama okuduğunuz metin çok uzamasın diye onu bir sonraki yazıda ele alalım.

Bu yazının başlarında şunu demiştik: Referanduma iki şekilde karşı çıkmak mümkün. İlki referanduma, içinde yer aldığı bağlamdan ötürü karşı çıkmak. İkincisi ise Irak Kürt halkının kendi kaderini tayin etmesi fikrine karşı çıkmak.

İlkine dair epey kelam ettik. İkincisine dair ise şunu söyleyelim. Bu konuda söz hakkı yalnızca ve yalnızca Iraklı Kürtlerde, daha doğrusu KBY halkında olmalıdır (bu ikisi aynı şey değil; KBY halkı, Iraklı Kürtleri kapsayan küme).

Referandumun bağlamından esasına doğru kayan bir itiraz ya Kürt milliyetçiliğine rakip durumdaki milliyetçiliklerden birinin etkisi altında olmaya işaret eder, ya da Kürt karşıtlığına. Bunlar Türkiyenin ve Ortadoğunun ilerici demokrat insanlarından uzak olsunlar.

 

 

Eğitim