YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

İttifaklar dizilişinde tamamlanan halka: 1 Kasım

25.11.2015 09:57

İlk 2 yazıda AKPnin 13 yıllık ittifaklar dizilişini ele aldık. Önce tasfiye devri ittifaklarını; ardındansa tasfiye devri ittifaklarının bittiği, ancak inşa devri ittifaklarının henüz kurulamadığı geçiş sürecini, yani fetret devrini tartıştık. Fetret devri; ittifaklar düzleminde, 1 Kasım ile birlikte tamamlandı.

Siyasal İslamcı partinin yerleşme, kendini güvence altına alma ve bu temelde yeni rejimin inşasının önündeki engelleri tasfiye devrinin taktik ittifakları liberallerle, cemaatle ve Kürt Hareketi ile kurulmuştu; artık bu ittifakların yerini, harcını mililik ve yerlilik vurgularının oluşturduğu; İslamcı siyasetin dümenindeki gemiye katılan milliyetçi, faşist ve milisleşmiş-mafyatik ittifak aldı. Ancak Erdoğanın 7 Hazirandan sonra sarf ettiği sistem değişti, anayasa buna uyarlanmalı cümlesinden de anlaşılacağı gibi; fetret devri, rejimin Saray etrafında anayasallaşması gerçekleşene kadar sürecek. Bu açıdan Sarayın inşa ittifaklarını bu anayasallaşma süreci doğrultusunda kurduğunu hatırlatarak 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki sürece bir de ittifaklar dizilişi düzleminden bakmaya geçelim.

Her şeyden önce 1 Kasım 2015, 2011 seçimlerinden farklı olarak, tasfiye döneminin değil, yeni rejimi Saray etrafında inşa döneminde AKPyi içine düştüğü fetretten/bunalımdan çıkarma stratejisinin seçimidir. Diğer bir deyişle; 7 Haziranda sandıkta kaybedilen iktidarın, sandık dışında geri kazanılmasını sağlayan, AKP etrafında devletçi ve devletiçi bir milli koalisyonun kurulmasıyla birlikte işleyen 7 Haziran sonrası kaos iktidarının 1 Kasım seçimleriyle sandık meşruluğuna kavuşturulması ve bu yeni ittifaklar dizilişinin sandık aracılığıyla AKP etrafında yeniden iktidara taşınmasıdır. İzlenen strateji ve taktikler de; ideolojik-siyasal ittifaklar dizilişi de buna uygun olarak yeniden yapılanmıştır. Tasfiye döneminin taktik ittifakları (liberallerle, Cemaatle ve Kürt Hareketiyle) sona ermiş; fetreti bitirme, inşa döneminin önündeki engelleri temizleme yönündeki taktik ittifaklar ise çoktan oluşmuştur.

İdeolojik düzlemde ve aygıtlar bazında bakalım. Tasfiye döneminde alanını liberal ittifaklarla genişleten Siyasal İslamcılık inşa döneminde milliyetçilikle, liberal söylemden doğan boşluğu telafi etmeye başlamıştı. Önce Gezi/Haziran Ayaklanması; ardından 17-25 Aralık operasyonları AKP tarafından dış güçlerin milli iktidara kumpası olarak yansıtılmaya çalışıldı. AKP bu yeni milliyetçi İslamcı strateji temelinde, verdiği mücadeleyi İkinci Kurtuluş Savaşı olarak göstermeye çabaladı. Bunun nedeni 17-25 Aralık sonrasında baş düşmanın Cemaat olarak belirlenmesi ve Cemaat operasyonlarından mağdur olan ulusalcı-Kemalist kesimlerin ve en çok da TSKnın bu savaşa AKP etrafında dizilerek dahil edilmek istenmesiydi. Bu İkinci Kurtuluş Savaşının en açık kanıtı; Erdoğanın CB seçim kampanyasını Samsundan başlatmayı tercih etmesi oldu. Aynı şeyi 1 Kasım seçimleri öncesinde Davutoğlu da tekrarladı.

Cemaatle ittifakın sona ermesinin ardından Silivri davalarının çökmesiyle birlikte yeni söylem ve ittifaklar siyaseti ilk işaretini milli orduya kumpas kuruldu ifadesinde buldu. Millilik vurgusu öne çıkıyor; buna uygun ideolojik propaganda Siyasal İslamcı iktidarın Cemaatten yönelen tehditlere karşı daha geniş bir cephe/dayanak oluşturması için imal ediliyordu; bu arada polis aygıtındaki Cemaat örgütlenmesinden ve onun kumpaslarından mağdur olan askeri aygıt da bu yeni ortak düşmana karşı ittifaka çağırılıyordu. Önce Cemaate karşı millilik, ikinci kurtuluş savaşı söylemleri etrafında Kemalist-ulusalcı duyarlılık, Cemaat mağduru aygıtlar ve siyasetler AKPnin yeni ittifakına katılmaya çağrıldı. Buradan alınan kuvvetle, polis aygıtında ve bürokraside Cemaatten boşalan ittifak ise milliyetçi kadrolarla doldurulmaya başlandı. Bu açıdan, inşa devri ittifakları önce devlet içinde kuruldu. Cemaate karşı önce zor aygıtları yeniden yapılandırıldı. İttifaklar zor aygıtları içinde ve aracılığıyla yapılandı.

İslamcılığın tasfiye döneminde liberallerle geliştirdiği kullan-at ilişkisinin yerini, inşa döneminde milliyetçi ittifak dizilişi almaya başlamıştı. Buna karşın bu cephenin inşa dönemi AKPsi etrafında kemikleşmesi; toplanması açısından sadece Cemaat tehdidi yeterli değildi. AKPnin özellikle zor aygıtlarında Cemaatten boşalan güvenlik bürokrasisi kadrolarını MHP kadrolarıyla telafi etmeye başladığı; yargıda bu boşluğu kısmen ulusalcı kadrolarla ittifak içine girerek doldurmaya çalıştığı görülüyordu. Bu ittifaklar dizilişinin kemikleşmesinde, devlet içi yeni koalisyon siyasetinde asıl belirleyici ise çözüm sürecinin duvara toslamaya başlaması ve bunun 7 Haziranda AKPye iktidarı kaybettirmesiydi.

Tasfiye döneminde, Kürt Hareketini ve bölgeyi özellikle Gezi gibi kritik dönemeçlerde süreç üzerinden eylemsizleştirmeyi başaran AKP; tasfiye sonrasında, yeniyi inşa sürecinde Kobane gerçeği ile karşılaştı. Çözüm süreci en başından beri din kardeşliği temelinde bölgesel emperyal fantezilere bağlanmıştı ve bunun uygulanma zemini AKPnin Suriye siyasetiyle doğrudan ilişkiliydi.  Ve sonunda izlediği Suriye siyaseti duvara toslayan AKP; bir taraftan da masanın diğer tarafında yer alan Kürt Hareketinin çözümü engelleyen güçler var, tasfiye etmeden olmaz diyordun, engel kalmadı, artık inşanın içeriğini konuşalım; bizim için içerik/model Kobanedir şeklinde özetlenebilecek pozisyonuyla çatışma içine girdi. Bu restleşme, Erdoğanın 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatını tanımaması ve ardından HDPnin Seni Başkan Yaptırmayacağız pozisyonunu ilan etmesiyle birlikte giderek Saray ile HDP arasında bir çatışma eksenine taşındı. Sonuç 7 Haziranda Sarayın başkanlığa giderken eldeki tek başına iktidardan olmasıydı. Bu durum, Sarayın 7 Haziran sonrasındaki stratejisini ve ittifaklar dizilişini de netleştirdi; hatta doğrudan belirleyici oldu.

Atlantik İttifakına Koşu

Diğer yandan 7 Hazirandan sonra içerideki güç kaybını emperyalist ittifaklara yeniden yaslanarak telafi etmeyi tasarlayan Saray; ABD ile yeniden ilişkilenmek için Suruç Katliamından sonra ilk hamlesini yaptı. Özellikle Suruç Katliamından sonra her türlü terörle mücadele konsepti eşliğinde, Atlantik ittifakıyla bozulan ilişkileri düzeltmenin yollarını arayan Saray; bunu İncirlik Mutabakatı ile gerçekleştirdi. Erdoğanın kendisiyle uzun süredir görüşmeyen Obama ile telefon görüşmesi yapması şartıyla belirlenen bu yeni mutabakat sonrasında bölgede IŞİD karşısındaki askeri koalisyona Türkiye de katıldı. Kerry bu yeni durumu başta Türkiye ve Ürdün olmak üzere ifadesiyle açıklıyor; koalisyonun ağırlık merkezinin Türkiyeye kaymakta olduğu ilan ediliyordu.

Kaldı ki 7 Haziran-1 Kasım arasında Suriyedeki tabloya Rusyanın doğrudan-askeri olarak dahil olması; Sarayı Atlantik merkezli ittifaka daha güçlü sarılma ihtiyacına yöneltmekteydi. Buna karşın bu ihtiyacın AKPnin yumuşak karnı olduğu; AKPnin daha da büyük çılgınlıklara girebileceği ve Atlantik sistemi açısından Suriye ve bölgedeki yeni durumu riske atabilecek kırılganlıklar taşıdığı dün Rus uçağının düşürülmesiyle bir daha görüldü. Saray merkezli rejimin saldırıya uğrayan kendisiymiş gibi hemen NATOyu toplantıya çağırması ise; Sarayın Atlantik ittifakına daha da bağımlı hale geleceğinin kanıtı. Saray-AKP, Rusyaya karşı düşmanlık pozisyonuna girdikçe Atlantik ittifakına daha da muhtaçlaşacak. Bunun Atlantik ittifakı açısından ne kadar sürdürülebilir olduğu ise ayrı tartışma konusu.

Dolayısıyla Sarayın 7 Haziran sonrasında dışarıda Atlantik ittifakına doğru rotayı yeniden çizdiği; hamlelerini bu çerçevede ilerlettiği ve iç ittifaklarının gelişimine de bu yeni durumun ivme kazandırdığı söylenebilir. Emperyalizmin gözetiminde, millilik ve yerlilik vurgusuyla. Sınırlarını emperyalizmin çizdiği bir millilik siyasetiyle; emperyalizmle uyumlu bir millilik ittifakıyla. Soğuk Savaş ittifaklarının hem askeri hem de ideolojik-siyasal düzlemde yenilenmesi anlamına gelen bu durum; 7 Haziran sonrasında yaşanan büyük paniğin, iktidarı kaybediyor olma hissinin ve kaybetmemek için her şeyi göze alabileceklerinin de göstergesiydi.

Bu açıdan AKPnin 7 Haziran sonrası dış ittifaklar dizilişinde belirleyici olan Atlantik şemsiyesi; bunun altında Körfez gericiliğiyle ekonomik-siyasal-askeri ittifak ve Suriyede ılımlı muhalif görüntüsü altında örgütlenmiş cihatçı çetelerdi. AKPnin iç ittifaklarını belirleyen; iç ittifaklarıyla uyum içinde olan işte dışarıdaki bu koalisyonudur. Dışarıda emperyalizmle; cihatçı çetelerle ve Körfez gericiliğiyle ittifak; içeride de bu kesimlerin tarih boyunca sopası olmuş kim varsa onlarla ittifak. Emperyalizm, faşizm ve gericilik koalisyonu da diyebiliriz. Sarayın 1 Kasım öncesinde emperyalist sistemin AB ayağına karşı mülteci kozunu kullanması ve ABnin bu durum karşısında Saray karşıtı pozisyonunu yumuşatmak zorunda kalması da bu tablonun tamamlayıcısıdır; emperyalist sistemin değerler değil, zorunluluklar etrafında işlediğini ve ittifaklarını bu düzlemde geliştirdiğini göstermesi bakımından anlamlı olan bu durum; 7 Haziran-1 Kasım arasında Saray ile emperyalist sistem arasında zorunluluklar etrafında yenilenen; ancak ilk günkü aşkın da izlerini taşımayan bir yeni ittifak dizilişinin kanıtıdır. Ve içerideki hukuksuzluklar, artan baskılar, milisleşme, çeteleşme, mafyatik ilişkilerin hakim hale gelmeye başlaması; bu yeni durumdan ve oradan alınan cesaretten bağımsız olarak asla okunamaz. AKPnin tarihi, ABD ile her yeni ortaklaşma ve mutabakat sonrasında, içerideki baskıyı arttırmanın tarihidir.

Nitekim 7 Haziran sonrasında İncirlik Mutabakatı ile birlikte ABD-Atlantik Sisteminin terörle mücadele konsepti içine kendisine yaklaştıran Saray Rejimi, bunun karşılığında içe dönük baskıyı da arttırdı ve IŞİD bahanesiyle her türlü teröre karşı geniş operasyonlar dizisi başlattı. Güvenlik aygıtı; terörle mücadele etrafında ve millilik ekseninde bu yeni dizilişe uygun olarak Saray etrafında toparlandı; Sarayın gündemine uyarlandı. Önce Cemaate karşı ağırlıklı olarak Kemalist milliyetçileri millilik, vatan savunması etrafında kendi çevresinde toplanmaya çağıran Saray; artık HDPye karşı, Kemalist olmayan, muhafazakar, sağ milliyetçileri de terörle mücadele stratejisi etrafında yanına çağırıyordu. Nitekim Cemaate ve Kürt Hareketine karşı milli ve yerli ittifak Erdoğanın 19 Eylülde İstanbulda gerçekleştirdiği Teröre Karşı Birlik Mitinginde bayraklar eşliğinde ilan edildi.

Siyasal İttifaklar

Bu durumun en açık şekilde yansıdığı siyasal sahne; 7 Haziran sonrasında kurulan geçici ama ittifaklar bakımından kalıcı seçim hükümeti oldu. Bir yandan MHPden Türkeş soyadının sembolik anlamını içerme hedefi doğrultusunda Tuğrul Türkeşin; diğer yandan 1 Kasım seçimlerinden sonra Abdullah Çatlının mezarına giderek görevini yerine getirmenin verdiği mutlulukla dua eden Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Yalçın Topçunun seçim hükümetine çekilmesi; 7 Haziran sonrasının İslami dozu (yerlilik) baskın hale gelmiş milliyetçi ittifaklar siyasetinin kanıtıydı. Öte yandan terörle mücadele konsepti kapsamında asli siyasal düşman hanesine HDPyi yazan Sarayın taktiğine MHP de uyum gösterdi. 7 Hazirandan sonra MHP hemen tüm siyasal karar ve hamlelerini AKPye-Saraya değil, HDPye karşıtlık temelinde belirleyerek; AKPsiz bir hükümeti engelleyerek; AKPli bir Meclis Başkanı seçtirerek; Suruç Katliamından sonra CHP ve HDPnin Terör Araştırma Komisyonu kurulması teklifini AKP ile birlikte reddederek, uyumsuz, koalisyon kurmayan, hayırcı parti imajı eşliğinde sağ seçmenin AKPye kaymasını temin ederek, sahne arkasından bu yeni Saray merkezli milliyetçi ittifak dizilişine destek verdi; Sarayın yeniden oyunu kurmasını ve 7 Haziranda yitirdiği iktidarı 1 Kasımda yeniden elde etmesini sağladı. Bu açıdan AKPnin yeni ittifaklar dizilişinin gizli ortağıdır; içindedir. MHPnin bu tutumu; devletçilikle; devleti kutsayan, düşmana karşı önce devlet diyen sağ siyasal gelenekle de uyumludur.

Özetle Saray 7 Haziran sonrasında, teröre karşı milliyetçi-muhafazakar güçleri kendi etrafında toplama ve oluşan bu yeni ittifaklar cephesinin yegane siyasal temsilciliğine AKPyi yerleştirme taktiği izledi; tuttuğunu ise 1 Kasım akşamı gördü. Şimdi Suriyedeki çete faaliyetlerini, Suriye halklarına karşı cihatçı düşmanlığını Türkmenlerin arkasına saklanarak gizlemeye çalışmasına ve dahası yine Türkmenleri korumak gizli mazeretiyle Rusya ile cepheleşmeye yönelmesine bakarak, bu milliyetçi ittifaklar siyasetine dönük Saray propagandasının daha da pekişeceğini belirtebiliriz. Saray, Türkmenler üzerinden Rusya-İran-Suriye karşıtı; Atlantikçi bir dış cephe; milliyetçi-faşist bir iç cephe siyasetiyle ittifaklarına tutunabileceğini ve genişletebileceğini hesaplıyor olabilir. Tutar mı, göreceğiz.

Muhalif Yaşama Karşı İttifaklar

Bunlar siyasal ittifaklar. 7 Haziran sonrasında ittifaklar düzlemini toplumsal-kamusal alanda, gündelik yaşamda belirleyen asıl kriterse; terör, çeteleşme, mafyalaşma, milisleşme ve faşistleşme oldu. Seçimle kaybedilen iktidarı bırakmamak; fiilen iktidara el koymak, ardından karşıtlar üzerinde terör evresi başlatmak, çeteleri-mafyatik yapıları muhalif güçlerin üzerine kontrollü bir biçimde salmak; faşist ve radikal İslamcı-cihatçı kuvvetlerle her alanda ittifakları güçlendirmek bu kapsamda devreye sokuldu.

7 Hazirandan 1 Kasıma bu eksende, kamusal alanda, gündelik yaşamda meydana gelen gelişmeleri hatırlayalım: bir yandan Osmanlı Ocakları adı verilen bir milis örgütlenmenin giderek sahneye çıkışı; diğer yandan AKP Gençlik Kolları Başkanı ve AKP milletvekili Boynukalın öncülüğünde Hürriyet-Doğan Medya binasının basılması; yine gazeteci Ahmet Hakanın evinin önünde dövülmesi, kontrollü bir biçimde teröre karşı protestolara göz yumulması; muhalif aydın, sanatçı ve yazarlara karşı hedef gösterme, tehdit ve linç kampanyalarının keskinleşmesi, bu sırada Kırşehirde bir kitap evinin yakılması; dükkanların yağmalanması; Sedat Pekerin Rizede Teröre Karşı gerçekleştirdiği mitingde oluk oluk kan akacak tehdidi ile ittifaklar dizilişini mafyatik karakteriyle görünürleştirmesi; 1 Kasım seçimleri öncesinde Mehmet Ağarın AKP çok güzel işler yapıyor, destekliyorum açıklaması yapması; özellikle Cizre, Nusaybin, Silvanda duvarlara yazılan Esedullah Timi (Allahın Aslanları) ifadelerinde görüleceği üzere; kontrgerillanın İslamcı radikalizm temelinde faşist konsolidasyon içine girmesi; önce Suruçta, ardından Ankarada muhalif siyasal-toplumsal güçlerin IŞİDin bir türlü üstlenmediği saldırılarla katledilmesinin engellenememesi.

Bütün bu olgular; hem siyasal alanda (seçim hükümeti); hem de toplumsal alanda, kamusal yaşamda 7 Hazirandan 1 Kasıma kadar geçen sürecin karşıtlara, düşmanlara karşı bir tür kontrollü terör evresi olduğuna ve ittifakların İslamcı-faşist temelde yeniden yapılandırıldığına işaret. Bir yandan devlet aygıtlarının (başta güvenlik olmak üzere); diğer yanda siyasal alanın sağ kuvvetleriyle onların denetlediği toplumsal tabanın adım adım AKP etrafına toplanmasını sağlayan bu stratejinin tuttuğunu görmeleri ise en büyük tehlike. Strateji tutmuştur; vazgeçmeleri için hiçbir neden yoktur.

Bu strateji sonucunda yeniden tek başına iktidarı elde eden AKP; yine demokrasi, açılım vaatleri eşliğinde anayasa tartışmasıyla rejimi Saray etrafında kurumsallaştırma stratejisine yönelecektir. İktidarı elde tuttuğu bu dönemde demokrasicilik ittifaklarını sahne önüne almaya, imaj tazelemeye çalışacak olsa da; 7 Haziran ile 1 Kasım arası kurulan ve tutan ittifaklar artık asıl belirleyicidir. Zira 7 Haziran – 1 Kasım ittifakları, AKPnin seçimle iktidarı bırakmamak için neler yapabileceğini, neleri göze aldığını göstermiştir. Bundan böyle asıl belirleyici olan ittifak; sahne arkasındaki bu diziliştir. AKP artık tek başına iktidardayken değil; iktidarı kaybettiğinde kurduğu ittifaklarla tartışılmalıdır. AKPsiz, demokratik bir Türkiye özlemi çekenlerin temel sorunu budur. İlerici güçlerin asıl meselesi; karşı ittifakların asıl belirleyicisi de bu olmalıdır.

Emek, özgürlük, laiklik, emperyalizme karşı tam bağımsızlık, iç ve dış barış, Cumhuriyet güçlerinin ittifakı ise bu nedenle zorunludur. 

Eğitim