darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Gaffar Yakınca

Kırmızı Kediyi savunmak, vatanı savunmak

11.02.2017 19:13

Sözünü edeceğim kedi" ile tanışmam, kendisine duyduğum hisleri daha üst mertebeden bir kavram bulamadığım için, ancak aşk sözcüğü ile ifade edebildiğim bir adam sayesinde oldu. Bu adamın adı Jose de Soussa Saramagodur. Gazete söyleşilerine varıncaya dek yazdığı her satırı okuduğum, onun gözüyle bakıp onun kalbiyle hissedebilmek için Lizbonu, Santaremi, Portoyu, Mafrayı ve Azinhagayı sokak sokak dolaştığım bir yazar; benim için bir yazar olmaktan ziyade bir bilge, bir kutup yıldızı…

Saramagonun kitaplarını anadilim Türkçede okumak yakın zamana dek pek mümkün olmamıştı. Çünkü tek tük yapılan çevirilere güvenmiyorum, bütün külliyatı çevirip yayınlama cesaretini gösterecek bir yayınevi de çıkmamıştı. Üstelik sanıyorum bu, sadece bir cesaret değil aynı zamanda bir ciddiyet meselesidir de. En azından bizim gibi, sevdiği yazara olağanüstü bir önem atfedenler, yayınevlerinin de ona benzer bir saygı ve özeni göstermesini isterler. Büyük yazarların yazdıkları herşey aslında tek bir eseri oluşturur, o bir bütündür; her kitabın, hatta her taslağın bu bütünün içinde ihmal edilemeyecek bir yeri vardır. Dolayısı ile, Saramago gibi, dünya edebiyatı içinde abideleşmiş şahsiyetler ancak uzun soluklu ve ciddi bir çaba ile anlaşılabilirler. Böylesi büyük isimleri başka bir dile kazandırmaya yeltenen yayınevinin de bu görev şuuruna sahip olması gerekir.

Türkçeye çevrilmiş sarı ciltli Saramago kitaplarını tek tük ciltler halinde raflarda gördüğümde hemen almadım, bir süre bekledim. O sarı ciltler çoğalmaya, aralarında kimselerin aklına gelmemiş bazı başlıklar belirmeye başlayınca yayınevinin ciddiyetine ikna olup birer ikişer almaya başladım. Bir zaman sonra vardığım sonuç şudur: Dünyanın en iyi yazarlarından biri, sadece aklımda değil, kalbimde de en değerli yerlerden birini işgal eden Saramago, bütün benliğimin yaratıcısı olarak nitelemekten çekinmeyeceğim bir dile, dünyanın en güzel dili olan Türkçeye ancak bu kadar özenle kazandırılabilirdi. Kendi öz dilimde aynı Saramagoyu bulmak, hiç değişmeden aynı hisleri yeniden yaşamak paha biçilmez bir nimetti.

Kediye geleyim, bahsettiğim Kedinin rengi kırmızıdır, hiç şüphe yok, en sevdiğim renk ve yukarıda sözünü ettiğim Saramago kitapları sebebi ile de en sevdiğim yayınevi, Kırmızı Kedi Yayınları. Sevdiklerimize saygı duyanları, özen gösterenleri biz de severiz, bundan doğal ne olabilir? Kırmızı Kedinin bastığı o sarı ciltler kitaplığımın en güzide köşesini oluşturuyor. Orada burada seyyar geçen bir hayatım olduğundan, bavullarımda hep bir iki tane Kırmızı Kedi işaretli sarı cilt bulunuyor. Bu belki on yıldır böyle. Üstelik, Saramago ile başlayan ilişkimiz giderek gelişti, birbirinden güzel başka yazarları Kırmızı Kediden takip etmeye başladım, bazılarını onların sayesinde tanıdım.

Açıkça terör saldırısı

Bütün bunları neden yazıyorum? Niyetim yayınevi tanıtımı yapmak değil, zaten bu istesem de becerebileceğim bir iş değil. Kırmızı Kedi, Sabahattin Önkibarın, Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey adlı kitabını basmıştı. Kitabı okuma imkanım olmadı, çünkü kitap hakkında toplatma kararı çıkarıldı. Belli ki kitapta başkanlık sistemi hevesi ile ülkeyi uçuruma sürükleyenlerin hoşuna gitmeyecek şeyler yazıyordu.

Kitaba ve yayınevine yönelik baskılar, dün yayınevine yönelik gerçekleştirilen fiziki terör saldırısına kadar vardı. Terör saldırısı demekten imtina etmiyorum, yüzlerini kar maskesi ile gizlemiş kişiler bir kitapçıya bu şekilde saldırıyorsa dünyanın her yerinde bunun adı terördür.

Ancak öte yandan, bu sıradan bir terör saldırısı değildir. Çünkü, en önce, hedef bir kitap ve bir yayınevidir. İktidarın fikir hürriyetini hiçe sayan tutumu ve muhalifler üzerindeki baskı artık gazete ve televizyon yayıncılığının sınırlarını aşmış, yayıncılık dünyasına kadar varmıştır. Kitaplar, gündelik gazete yazılarından veya TV yayınlardan daha derin bir üretim alanını temsil ederler. Bu alan eski tabirle diyecek olursak fikriyat alanıdır. Orada bir memleketin, deyim yerindeyse karakteri ve ruhu şekillenir. Bir milletin belki de en masun, en mahrem bölgesi bu alandır. Buraya tecavüz, bir tür soykırım gibi, affı mümkün olmayan bir suçtur.  Böylesi bir cürüm, sadece işgal veya faşizm koşullarında görülebilir, sadece işgalciler ve -halka düşmanlık anlamında onlardan geri kalmayan- faşistler buna yeltenebilir.

İkinci olarak, bu saldırı, Türkiyenin olağanüstü siyasi koşulları sebebi ile özel bir anlama sahiptir. Cumhuriyet rejimini yıkarak yerine kerameti kendinden menkul bir başkanlık diktası kurma niyetinde olanlar, bu saldırı ile referandum sürecinde girişecekleri fenalıkların haberini vermektedirler. Bu olay, yeni bir terör dalgasının ilk kıvılcımı olarak değerlendirilebilir. Onun için sıradan bir şiddet eylemi olarak görülmemeli, Cumhuriyet ve demokrasiye bağlı tüm kesimlerce takipçisi olunmalıdır.

Evetçi blok, toplumsal desteğinin %40ı aşamadığını görmüş, bunun için ABDden İngiltereye, İsraile varıncaya kadar yeni ittifaklar kurmanın peşinde düşmüştür. İçeride, halkın demokrasiye sahip çıkma yönündeki kararlılığını kırmanın yolu ise böylesi terör eylemlerinden geçmektedir. Aynı aktörler, aynı senaryoyu daha önceki seçimlerde de uygulamıştır, şimdi bu yöntemi bir kez daha denemeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Bu sebepten ötürü, bugün Kırmızı Kediyi savunmak vatanı savunmak anlamına gelmektedir.

Naziler kaybetti, bunlar da kaybedecek

Belediye meydanı ya da orijinal adı ile Römerberg, Frankfurtun az sayıdaki sevimli köşelerinden biridir. Burada, Adalet Çeşmesinin az ötesinde, tam belediye binasının karşısına gelecek şekilde zemine yerleştirilmiş, ilk bakışta rögar kapağı gibi duran büyük yuvarlak bir plaka bulunur. Her mevsim üzerinde bir kaç parça çiçek bırakılmış olan bu sade plaka, 1930lu yıllarda Naziler tarafından yakılan kitapların anısına yerleştirilmiş bir anıttır. Plakanın üzerinde Alman yazar ve düşünür Heinrich Heineye ait olan şu sözler yazılıdır: Bu sadece bir başlangıç. Şimdi kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklar. Aynı sözler, kitap yakma vandallığının zirvesini temsil eden 10 Mayıs gecesinde alevlerin göğe yükseldiği Berlindeki Bebelplatza yerleştirilen anıt plakada da yazmaktadır.

Bu sözler, Heinenin olaylardan yüz yıl önce yazdığı Almansor" adlı tiyatro eserinde Granadalı Müslüman Hasanın ağzından çıkıyordu. Hasan, Hristiyan fatihlerin pazar yerinde Kuranın el yazmalarını yaktıklarını duyunca geleceğin felaketlerini bu sözlerle haber veriyordu.

Hasanın öngörüleri maalesef doğru çıktı. En sonunda düşüncenin düşmanları, kitabın katilleri kaybetse de bunun Almanyaya ve insanlığa çok büyük maliyetleri oldu. Biz de eğer bugün, Kırmızı Kedinin vitrinlerini, raflarını sopalarla tahrip eden karanlık güce dur demezsek, yarın bizim gırtlağımıza yapışıp önce özgürlüğümüze, sonra ekmeğimize ve hatta canımıza kast edecektir, bundan şüpheniz olmasın.

Ancak diğer yandan, bu alçakları yeneceğimizden de hiç şüpheniz olmasın. Nedenine gelince, bakın Haluk Hepkon saldırının ardından ne yazmış: Arkamızda bu toprakların Namık Kemalden beri devam eden Aydınlanma birikimi var. Kırmızı Kediyi yıldıramazsınız. Altında kalacaksınız…  Evet, bizim gücümüzün asıl kaynağı bu birkimdir, bu köktür. Yerli olan da, milli olan da, tarihsel olarak haklı olan da biziz. Bu ülke, köksüz kabadayıların, kiralık zorbaların, türedi siyaset amigolarının değil, bizlerin, Namık Kemalin çocuklarının ülkesidir. Emin olun, daha önceki işbirlikçiler, teröristler, kumpasçılar nasıl altında kaldılarsa bunlar da kendi kötülüklerinin altında kalacaklar.

Eğitim