darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Necdet Saraç

Meydan okuyarak Hayır demeli!

17.05.2016 10:58

Bunların ipiyle kuyuya inen, kuyuda kalır, yapılanlar da unutulmaz!

Kağıt üzerinde unutulan vicdanlarda unutulmaz!

Bu kadar küfür bu kadar tehdit orta yerdeyken CHP tereddüt etmeden, AKPnin Anayasa oyununa meydan okuyarak Hayır demeli…

Geldikleri aşamada aynı partiye dönüşen MHP ve AKP ile arasına kalın bir çizgi koymalı!

"Evet açıklaması yapıp, Hayır demek CHPye de, CHPliye de yakışmaz!

Oylamaya katılmamak da kendisini solda, çağdaş sosyal demokrat sol bir partide yer alan bir milletvekiline yakışmaz!

Hem içeride hem de dışarıda kimin ne dediği, nasıl düşündüğü, bizi ne ile suçlayacağı önemli değil. Önemli olan bizim ne dediğimiz!

Meydan okuyarak Hayır demeli!

İster yalnızca dokunulmazlıkların kaldırılması olsun, ister Partili Cumhurbaşkanlığı, hatta isterse seçim barajının düşürülmesi olsun, artık parti bile olmayan AKP ile pazarlık bile yapılmamalı!

Sayısal olarak çok güçlü gözüktüğü bir ortamda, aman Bahçeli MHPnin başında kalsın diye MHPnin kongresine bile bu kadar müdahale etme zorunluluğu duyan AKP, tarihinin en güçsüz ve en şaşkın döneminden geçiyor…

Hiçbir şey siyaset kurallarına göre işlemiyor.

Siyasi analizlerin hiçbir hükmü kalmadı.

Çünkü gerçek anlamda AKP diye bir parti ortada kalmadı. Dünyadaki siyasi merkezler artık AKP demiyor, Erdoğan diyor!

Belli ki, bugün dokunulmazlıklar kalktığında; Başkanlık ya da partili Cumhurbaşkanlığını içeren çiftli referandum önümüze gelecek! Dokunulmazlık sandığı ile muhalefetin direnci kırılacak...

AKPnin demokratikleşme gibi bir derdi olmadığı, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla asıl olarak HDPnin, sonra da muhalif CHPlilerin hedef alındığı kesin!

Dokunulmazlıklar kalkarsa toplumsal çatışmaların derinleşeceği de, Türkiyenin daha da kaotik bir ortama gireceği de kesin!

Çünkü, bu ülkede demokrasi karşıtlığı her yükseldiğinde yargı hep siyasi linç için devreye girmiştir! Dengeleri hep iktidar lehine değiştirmiştir!

Yalnızca bu gerçekler bile, CHP milletvekillerinin bugün meclis kürsüsünden meydan okumaları için yeter de artar!
Korkmaya, çekinmeye, tedbirli davranmaya gerek yok!

Biz ne dersek diyelim, onlar bildikleri yalanları ve küfürleri söylemeye devam edeceklerdir…

KİŞİ DEVLETİ

Bırakınız yargıyı, kuvvetler ayrımını, devleti…

Devlet parti devleti olmuştu, Davutoğlunun görevden azledilmesiyle, şimdi ortada AKP diye bir partinin de kalmadığını gördük. Devlet kişi devleti olmuş durumda!

Kişi devleti, kural tanımaz, kişi de tanımaz!

Erdoğan dün belki takımı temsil ediyordu. Üsküdar ekibini ya da İstanbul ekibini! Ama artık bu iş de bitmiş gözüküyor…  Erdoğana ters bakan herkes harcanıyor ama bu yetmiyor, artık biat edenler de vadeleri dolunca harcanıyor. Tek adamlık böyle bir şey!  Abdüllatif Şenerden Ertuğrul Günaya, Gülenden liberallere, Kürtlerden bir zamanların kahraman profosörü olan ve önüne gelen herkese dava açan Sedat Laçinerine kadar bu böyle… Hüseyin Çelikten Bülent Arınça, Davutoğluna hepsi kullanım süreleri dolunca bir kenara atıldılar…

Siyasi emellerini Erdoğanla uzlaştırmak, birleştirmek, yemin billah etmek de yetmiyor! Tek adamlık uzak ara olsa da iyi bir ikinci, üçüncü adamlığı bile kaldırmıyor!

Bütün bunlardan dolayı, Hoca ile Reis arasında çelişki bulmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Çünkü ortada Hoca diye bir siyasi figür yoktur!

Bunlardan medet ummak, 7 TİPli gencin katili Haluk Kırcıyı muhalif olarak kabul etmek, Mehmet Ali Ağcanın Tek Çare İslam başlıklı konferansından medet ummak gibi bir şeydir…

Türkiyede rejim el değiştirmişken, halen rejimden, Cumhuriyetten bahsetmek kendimizi kandırmaktır.

Parlamento itibarsızlaşmıştır ve yalnızca Erdoğan için vardır. Yeni rejime yasal bir zemin hazırlamak için vardır. 367 vekil ısrarı da bunun için yapılmaktadır…

Ortada kurtarılacak, sahiplenilecek bir devlet değil yeniden kurulacak bir devlet vardır!

İstenen tek kişiye biattır, aranan da aslında Başbakan değildir!

Erdoğanın bugün değil ama yarın önce damadını, sonra da oğlunu Başvezir yapacağı kesindir!

Bu istek referansını, 16 yüzyılda Yavuzla başlayıp Süleymanla  kurumsallaşan dinden alır, İslamdan alır! Çünkü Erdoğan kendisini bazen 21. Yüzyılın Yavuzu, bazen Süleymanı bazen de Fatihi olarak görüyor!

Erdoğanın milli, milli diye ısrar ettiği aslında dindir, anasır-ı İslamdır, ümmettir! Yüzlerce yıldır hiç bitmeyen aydınlanma düşmanlığıdır, kinidir! Bu kin, binli yıllarda Şeyh Bedrettine, 16. yüzyılda Pir Sultana, 19 yüzyılda Mustafa Kemale, bugün de sola ve barışa duyulan kindir!

Bu yüzden bu kadar dini söylem tesadüf değildir!

ÖFKE BİRİKİYOR!

Yapılan her hamle toplumda öfkeleri biriktiriyor! CHP tabanında, MHP tabanında, HDP tabanında… Erdoğan mağdurları arttıkça AKP tabanında da öfke birikiyor… Bugünkü dokunulmazlık oylamasına girerken her milletvekili bunu artık görmeli…

Biriken öfkeleri örgütleyemeyen merkezin sağında ve solunda yer alan partilerin politikaları hızla çöküyor. Her yerde böyle… ABD Başkanlık seçimlerinde Trump ve Sandersin öne çıkması tesadüf değil. Latin Amerikada yaşanan yeni alt-üst oluş da… Almanyada CDUnun yüzde 30lara, SPDnin yüzde 20lere düşmesi, dün kurulan yabancı düşmanı, aşırı sağcı hatta ırkçı Alternatif Partinin eyalet seçimlerinde yüzde 24leri yakalaması tesadüf değil. İspanyada Podemusun ve Birleşik Solun, İspanyol Sosyal demokratlarını geçerek yüzde 25leri yakalaması da tesadüf değil…

Biriken öfkeleri örgütleyenler başarılı oluyor!

Bu gerçek Türkiye içinde geçerli…

AKP üstelik kendi yarattığı suni öfkeyi örgütlemiyor mu? Dün Çözüm Süreci diyenler bugün savaş illa da savaş diyerek biriken öfkeyi örgütlüyor.

MHPde ve merkez sağ, hatta ulusalcı kesimlerde Akşener şahsında sembolleşen umut bir biçimde hem MHP yönetimine, hem de Saraya karşı biriken öfkenin örgütlenmesi değil mi?

Ya HDP? 22 Temmuz sonrası PKK savaş deyince baraj tartışması ayyuka çıkan HDP, Surda, Cizrede, Yüksekova ve dokunulmazlıklar üzerinden öfkeyi örgütlemiyor mu?

Peki ya CHP?

Bütün dünya da sosyal demokrat partiler de yaşanan erezyon tesadüf değil! Çünkü merkeze yaslanan kaybediyor. Merkeze şirin gözükmeye çalışan da!

CHP de, bu gerçeklere rağmen merkeze yaslanmaya çalışıyor. Herkes için CHP tavrı devam ediyor!

Dert herkes için olunca, şirin gözükmek ya da şirin gibi gözükmeye çalışmak zorunluymuş gibi oluyor!
Olmayan devlet, yıkılan sistem varmış gibi sahiplenilmeye çalışılıyor...

Aman bizi PKK ile aynı safta görmesinler diye dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet deme hamlesi yapmak gibi…

Devletin her gün biraz daha dinin kontrolüne girmesine ses çıkaramamak gibi…

İmam Hatiplilerin sayısının 1 milyon 200 bine çıkmasını normal karşılamak gibi…

Davutoğluna hakkımı helal ediyorum demek gibi…

Böyle olunca CHP etkin muhalefet yapmıyor, yapamıyor, kendi içinde tartışan, eleştiren, küsen bir örgüte, mutsuz kadınların ve mutsuz erkeklerin olduğu bir partiye dönüşüyor… 

Bu sürece artık nokta koymalı. Meydan okuyan, ne söylediği belli olan, yüzü sola dönük bir CHP yaratmalı!
Yarın değil, sonra değil, tam da bugün!

Kılıçdaroğlunun TOBBda yaptığı direnişe çağrı konuşmasının CHP tabanında ve çevresinde etkili olmasının nedeni bu. Bu tür tavırlardan sonra, sürekli aşağılanan, itilen kakılan taban oh be diyor…

O zaman Erdoğanın küfürleri de, Cumhuriyet savcısının açtığı soruşturma da anlamsızlaşıyor…

Umut yoksa başarı gelmez...

Meydan okumazsan, gemileri yakmazsan, iş işten geçtikten hamle yaparsan sana kimse inanmaz…

Çekim merkezi değilsen, bırak geometrik büyümeyi, aritmetik büyüme bile olmaz!

Geçen gün bir yazı da okumuştum, başlık çok güzeldi:
Ejderhaya meydan okumadan kahraman olunmaz!

Eğitim