darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

MHPnin Hamlesi Ne Anlama Geliyor?

09.01.2018 18:09

MHP lideri Devlet Bahçelinin Pazartesi günü gerçekleştirdiği basın toplantısı haklı olarak gündemde. Hafta sonunu, yazı gününü beklemeden yorumlamak gerektiğini düşündüm.

Önce genel doğrultu, devletin dönüşümü üstünden bakalım. Sonra bu genel doğrultu içinde hamleyi değerlendirmeye çalışalım.

Uzun süredir yazdığımız, söylediğimiz üzere Türkiyede devlet Saray etrafında yeniden yapılanıyor. Bu yapılanmanın ekonomik, siyasal, ideolojik boyutları var. Güvenlik aygıtları da bundan bağımsız değil. Devlet, güvenlik aygıtları merkezinde olmak üzere Saray etrafında yeni bir hiyerarşik dizilişe tabi tutuluyor.

Bu çerçevede Saray dediğimiz yeni rejim, yine ısrarla belirttiğimiz ve yazdığımız üzere sadece AKPden oluşmuyor. Yeni rejim ya da Saray Rejimi merkezinde Erdoğanın olduğu bir koalisyondan oluşuyor. Buna yeni iktidar bloğu da diyebiliriz. Ve koalisyonlar artık olağan siyaset kanallarından kurulmuyor. İktidar ve iktidarın paylaşılması oyunu artık olağan kanallardan yürümüyor. Herkes pozisyonunu buna göre belirliyor.

Bu koalisyonda eski Demokrat Partili Soylu ya da MHP lideri Bahçeli, eski Cumhurbaşkanı ve AKPnin ilk genel başkanı Abdullah Güle ya da önceki Başbakan Davutoğluna göre çok daha ayrıcalıklı yer tutabiliyor. Artık AKP Rejimi değil, Saray Rejimi ile karşı karşıyayız dememiz bundandı. Dün Bahçelinin yaptığı aday göstermeyeceğiz, adayımız Erdoğan açıklamasıyla bunun resmi olarak tescillendiğini söyleyebiliriz.

Bu genel çerçeve içinde ittifakların güvenlik ideolojisi ve kadrolarına göre yeniden yapılandırıldığını, MHPnin bu eksende devlet aygıtları içinde kendisine yer açmaya çalıştığını da yeniden hatırlatarak.

Saray Rejimi kitabımdaki Saray Rejiminde MHP bölümünden bir cümleyle; Bahçelinin iktidar oyununda MHPyi yeniden 1980 öncesi strateji çerçevesinde yapılandırdığı; siyaseti olağan demokratik kanallar dışında, devlet örgütlenmesi içindeki müzakere ve pazarlıklar ekseninde yeniden yorumladığı görülüyor.

Nitekim ara-demokratik mekanizmaları 16 Nisan öncesinde komisyonda, Meclis Genel Kurulunda ve son olarak 16 Nisanda da referandum yoluyla ortadan kaldırdı AKP-MHP koalisyonu.

Öyleyse toparlayalım: Bir yeni güvenlik koalisyonu var; bu koalisyonda MHP olağan-demokratik kanallar dışından, devlet aygıtları içinde, özellikle de Emniyetteki pozisyonunu tahkim edecek şekilde iktidar oyununa katılıyor. Olağan siyaset, olağan-demokratik yollardan, aşağıdan ve halkın desteğiyle iktidar oyununa katılmak MHP açısından anlamsızlaşıyor.

Tam da bu nedenle MHP Sarayın her dediğine sınırsız bir destek, açık çek sunuyor. Hatta demokratik anlamda seçmen desteği elde etmek öyle anlamsızlaşmış durumda ki bu partiye göre, taşeronla ilgili düzenlemeyi kendisinin de geçirdiğini, kendisinin de pay sahibi olduğunu seçmene göstermek için KHK yerine Meclisten çıkarın demeye bile gerek görmüyor. Çünkü seçmen desteği birinci öncelik değil. Oyun artık halkoyuyla aşağıdan değil; yukarıdan devlet aygıtları içinde yürüyor.

BAHÇELİ, NEDEN ŞİMDİ?
O zaman ara soru: Madem öyle, Bahçeli neden basını topladı, bu açıklamaları yaptı?

Tam da burası önemli. Az önce söz ettiğimiz aygıtlar içi müzakere kanallarının tıkandığı bir noktaya denk gelindi ve Bahçeli bu tıkanmada kamuoyu önünde bir hamle yaparak Sarayı MHP lehine düzenleme yapmaya davet etti. Nitekim Bahçeli konuşmasında Saray ile bir görüşme olmadığını, davet gelmediğini söyledikten sonra aday çıkarmayacağız dedi. Yani, önümüzdeki günlerde yine devlet aygıtları içinde yürüyecek kapalı iç koalisyon görüşmelerinin sadece bir kısmına bizi dahil etmek zorunda kaldı; AKPyi bu konuda mindere çekti.

NEDEN ŞİMDİ?
Zamanlama önemli. MHP 16 Nisanda getirilen sistemin her yerinde kendisinin de izinin olduğunu düşünüyor ya da Saraya bunu göstermek istiyor. Ve şimdi bu yeni sistemle ilgili olarak, seçim yasalarından siyasal partiler kanununa kadar uzanan geniş bir yelpazede uyum yasaları Meclis gündemine gelecek. Nitekim Abdülkadir Selvi AKPde 5 ayrı komisyonun bu konular üzerine çalışmaları hızlandırdığını yazdı. MHP hem uyum yasaları gündemine müdahale etmeyi hem de Kasım 2019da olacağı söylense de erken gerçekleşme ihtimali giderek güçlenen seçimleri düşünerek ön almayı istiyor. Seçime neredeyse 2 yıl varken böyle bir açıklama yapılması, erken seçim olasılıklarını da güçlendiriyor. 3 Kasım 2002 seçimlerini önden ilan eden dönemin olağan koalisyon ortağı MHP, 16 yıl sonra bugün de koalisyon ortağı olarak seçim gündemini Türkiyenin önüne koymuş oldu. Takvimi yakınlaştırdı mı, anlayacağız.

Fakat şunu söyleyebiliriz: MHP 16 Nisana kadar taktik olarak içerildi, ama yeni mimari ve yasal altyapı oluşturulurken süreçten dışlandı. Uyum yasaları sürecine önce yüzde 10 barajı çok ağır diyerek, ardından Cumhur ittifakı gibi formüller önererek önden müdahale etmeye çalışmıştı Bahçeli; anlaşılan bunlar karşılık bulmadı ya da yapılan çalışmalara MHP davet edilmedi. Bahçeli basın toplantısıyla bir bakıma hem bunu ilan etti hem de adaylık konusunda Erdoğana açık çek vererek MHPyi oyunda tutacak formüller için oyuna davet beklediklerini gösterdi.

Demek oluyor ki; AKP ile MHP arasında varolan ve Saray Rejiminin omurgasını oluşturan koalisyonda ne zaman kısmi çatlaklar oluşursa bizi, kamuoyunu ve basını ancak o zaman hatırlayacaklar. Bunun dışında hiçbir bilgi alamayacağız.

Nitekim Bahçelinin bu çağrısının ardından Erdoğan bugün kendisine grup toplantısında teşekkür ettikten sonra Çarşamba günü görüşmek için Saraya davet etti. O halde şimdi yeniden siyasetin geleceğini ilgilendiren en temel konuların Saray koridorlarında ve halka kapalı şekilde belirleneceğini öngörebiliriz. Bu durumda MHP liderinin hamlesi karşılık da buldu.

MHP NE İSTİYOR?
Gelelim karşılık bulan bu hamlelerle MHPnin ne elde edeceği konusuna.

Siyaset Bilimine Giriş derslerinde siyasal partileri anlatırken partilerin diğer toplumsal örgütlenmelerden, sivil toplum kuruluşlarından en önemli farklarından birisinin iktidarı hedeflemek olduğunu ifade ederiz. Artık sistemin merkezinde Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu olmayacağına, hükümet Cumhurbaşkanı tarafından kurulacağına göre; bir siyasal partinin, hele de bu sistemi destekleyen iki partiden biri olan partinin yapması gereken, iktidarı hedeflemek doğrultusunda aday çıkarmasıdır. MHP dün bildiğimiz anlamda klasik siyasal parti tanımını ortadan kaldırmış oldu. Hükümet kurmak istemiyorum diyen bir partiyle karşı karşıyayız.

Böylece MHP yeni otoriter sistemde siyasal iktidar içinde pozisyon alma oyununu demokratik kanallardan, aşağıdan halk desteğine dayanarak oynamama eğilimini kesinleştirdi. Bu açıdan MHP sadece bir siyasal parti olarak değil, aynı zamanda 1980 sonrasında parlamenter kanallardan sisteme dahil edilmesine dayalı mutabakatı da yeniden ortadan kaldırdı diyebiliriz. Bu MHPnin sokak siyasetine döneceği anlamına gelmiyor şimdilik; ama kritik bakanlıklarda iktidar konumunu pekiştirecek bir kadrolaşmanın şartlarının hazır olduğunu ve birçok açıdan da zaten Sarayın kendi çizgisine geldiğini düşündüğünü gösteriyor.

Bu açıdan karşımızda bir ittifak ilişkisinden ziyade bir iltihak ilişkisi var. Yani Saray Rejimi içinde parti kimliğinin kaynaşarak erimesi de diyebiliriz. Eğer Bahçeli ilk turda adayımızı çıkaracağız, ikinci tura kalamazsak Erdoğanı destekleyeceğiz deseydi o zaman daha farklı bir yorum yapabilirdik. Oysa burada, henüz bu konuda görüşme bile yapılmadan, AKP bile Erdoğanın adaylığını resmi olarak açıklamadan MHP aday çıkarmayıp Erdoğanı destekleyeceğini ilan etmiş oldu. AKPyi MHP lehine hamle yapmaya, korumaya dönük bir ön alma hamlesiyle.

Bu nedenle komplo teorilerine dayalı açıklamaların işin ciddiyetinin anlaşılmasının önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Bu kadar basit değil.

Peki MHP bunun karşılığında ne istiyor? Görünen o ki, hem kurumsal varlığını sürdürmek hem de Sarayın hızla değişen koalisyon/ittifak tercihleri karşısında konumunu garantiye almak istiyor. Koalisyonu hukuki bir güvenceye kavuşturmak istediği için de uyum yasaları gündeme gelmek üzereyken müdahalesini ve uyarısını yapıyor. Saray barajı düşürmeye yanaşmıyor; parçalı bir Meclise yol açacağını biliyor; ittifak konusunda da netleşmiş değil. MHP ile ittifakın özellikle Kürt seçmen nezdinde oy kaybettirebileceğini düşündükleri ortada. Kaldı ki bu ittifakın 16 Nisanda kaybettiğini de adları gibi biliyorlar. Yavaşlık, MHPyi katmadan işi hızlandırma girişimleri bundan. AKPnin kararsız ve hamlesiz yakalandığını söyleyebiliriz.

Ve diğer yandan da MHP, AKPnin hızla değişen ittifak/koalisyon tercihlerine sahip olduğunu 15 yıldır tecrübe etti; önden iktidarın ittifaklar sistemini bağlamaya ve seçime kadar başka ittifaklar lehine MHPden yeniden vazgeçmemesine dönük tedbir alıyor. Bu anlamda MHPyi sadece belirlenen olarak gören yorumlara kapalıyım. MHP hem kendi siyasal varlığını korumaya hem de Saray ile kurduğunu koalisyonu yasal güvenceye kavuşturmaya çalışıyor.

MHP, kendi varlığıyla Mecliste olmayı, kurumsal kimliğini öyle veya böyle geleceğe dönük sürdürmeyi ve devlet yardımı almasını garanti edecek bir oran için yasal değişikliklerin yapılmasını istiyor. Görünen o. Bunlar AKP sonrası kalıcılık için planlar. MHPnin uzun vadede sistem dışında kalmaması, tabelanın açık kalması isteniyor. İYİ Parti karşısında ciddi oy kaybı yaşayacağını düşünen MHP, Saraya ben senin için bu bedeli ödüyorsam bu bedelin bir karşılığı olmalı, bu karşılıkları istiyorum diyor kamuoyu önünde. Ve açık çek vererek. Ve bir de yeni devlet mimarisi oluşurken kritik mevkilerde örgütlenmeyi, kadrolaşmayı ve kalan tabanını buna göre seferber etmeyi arzuluyor. Meclisin bir etkisi kalmadığına göre, asıl pazarlık noktasının buradan kurulacağını da söyleyebiliriz.

Ve muhtemelen Çarşamba günü bunları açıktan söyleyecek. Ve yine muhtemelen biz yakında kurulacak uyum yasaları komisyonlarında bunun izlerini göreceğiz. 

Eğitim