darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Nahit Duru

Paşanın bildirgesi ve Başkanlık gerilimi!

12.01.2017 19:01

Varmak istediğim netice, başlıca iki parti arasında temel şartın, yani emniyetin yerleşmesidir. Bu emniyet, bir bakımdan memleketin emniyeti manasını taşıdığı için, benim gözümde çok ehemmiyetlidir.

Muhalefet, teminat içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır. Büyük vatandaş kitlesi ise, iktidarın bu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı ile düşünebilecektir. Bu neticeye varmak için karşılaştığım güçlükler, çok zaman, yalnız ruhi mahiyette olan amillerdir.

Bu güçlükleri yenmek için, siyasi hayatımızı idare eden, iktidarda veya muhalefetteki liderlerin samimi yardımlarını isterim.

Bu satırlar Cumhurbaşkanı İsmet İnönünün 1947 yılında yayınladığı 12 Temmuz bildirgesinin son bölümünden alındı.

Ülkede, 21 Temmuz 1946 tarihinde  milletvekili genel seçimi yapılmış. Cumhuriyet Halk Partisi 395, Demokrat Parti 66 ve Bağımsızlar 4 milletvekilliği kazanmıştı.

12 Temmuz beyannamesinde İnönünün belirttiği gibi, muhalefet Recep Peker hükümetinin tutumundan yakınmaktadır.  İnönü DP Genel Başkanı Celal Bayar ile Başbakan Recep Pekeri 14 Haziranda Çankaya Köşküne çağırarak iki tarafı da dinler. Cumhurbaşkanı, DP Genel Başkanı Celal Bayarla17 Haziranda yeniden görüşür.

Dünya 2nci Dünya savaşından, Türkiye ilk kez çok partili seçimden çıkmıştır. Türkiyenin bütünleşmeye, iç barışa ihtiyacı vardır. İsmet paşa ülkedeki siyasi gerginliği yok etmek kararındadır.

Ve 12 Temmuz 1947de bu beyannameyi DP Genel Başkanı Celal Bayarı da bilgilendirdikten sonra yayınlar.

Bildirgede, muhalefet partisinin de devletin teminatı altında faaliyet göstermesi gereğine vurgu yapan İsmet İnönünün şu cümleleri de çok önemlidir:

…Bir kanuni siyasi partinin metotları ile çalışan muhalif partinin, iktidar partisi şartları içinde çalışmasını temin etmek lazımdır. Bu zeminde ben, Devlet Reisi olarak, kendimi her iki partiye karşı müsavi derecede vazifeli görürüm.

İsmet paşanın, uyarısının yanı sıra, muhalefete yaklaşımı ve tarafsız tutumu Recep Pekeri rahatsız eder. Bu gelişmenin ardından Peker, 9 Eylül 1947 tarihinde Başbakanlık görevinden ayrılmak zorunda kalacaktır.

Bugün ülke tam anlamı ile bir kaos içinde. İktidar partisi kendisi gibi düşünmeyen, davranmayan  muhalefet partilerini yok sayıyor, TBMMde konuşturmamak için her yolu deniyor, üzerlerinde baskı uyguluyor, seçilmişleri yargılatıp hapse attırıyor.

Ayrıca, İktidar, yetkileri tek adamda toplayan yeni bir Anayasa değişikliği için her türlü yolu deniyor.

AKPnin yoldaşı olan partinin Genel Başkanı da, milletvekillerine 40 satır mı, kırk katır mı örneği, Anayasa değişikliğine evet demezseniz, erken seçime gideriz diyerek milletvekillerini köşeye sıkıştırmak istiyor. Çünkü iki yıl milletvekilliği yapmayanlar, Milletvekillerine tanınan ayrıcalıklardan, haklardan yararlanamıyor. Bu genel başkan, Milletvekillerine; kişisel çıkarlarını, ülke çıkarlarının önünde tutmalarını ima ediyor.

Ülke bu halde iken ve henüz Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olması ile ilgili değişiklik kabul edilmemişken, Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefet partilerinin yakınmalarına yanıt vermediği gibi, onları suçlamayı sürdürmektedir.

 Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.

Cumhurbaşkanının bu tavrı karşısında, İsmet İnönünün 12 Temmuz beyannamesinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Her kesimi kucaklaması gereken ve görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine ant içen, Cumhurbaşkanı, en yakın zamanda tüm parti liderlerini bir araya getirip, gerginliği azaltmalı, Anayasa değişikliğinin, toplumun her kesiminin katılımı ile yapılması gereğini vurgulamalı, tüm siyasi partilere eşit uzaklıkta veya yakınlıkta bunduğunu kanıtlamalıdır.

Aksi takdirde, ülkede onlar ve biz ayrımı keskinleşecek, kaos daha da artacak, demokrasi elimizden kayıp, otoriter yönetim hakim olacaktır.

Şu unutulmamalıdır ki, siyasilerin kişisel kaygılarından geri adım atıp, Türkiyenin, halkın sıkıntılarına çözüm bulmak gibi görevi ve sorumluluğu vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğitim