YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Saray ve İstikrar: Siyah ve Beyaz

02.07.2016 09:33

Ölüyoruz. Hem de her gün; her saat. Acı girmeyen ev, cenazesi olmayan ilçe kalmadı. Terör saldırılarının ana üssü haline geldi Türkiye.

İstikrar mı? Evet, istikrar. Bir ülkenin ağır intiharının adı istikrarsa, evet istikrar.

7 Haziranda seçim sonuçlarını tanımayıp ülkeyi puslu bir planın himayesinde, kazanma garantili bir gayrimeşru ikinci seçime taşıyanların en büyük vaadiydi istikrar. Tek parti iktidarı giderse terör geliyor; ülke istikrarsızlaşıyor, ekonomi zora giriyor. Bütün tezleri buydu; halkımızın bir bölümü de bu teze ikna oldu; hem de önemli bir bölümü. Kuşkusuz bunda hiçbir Saray oyununu bozamayan muhalefetin de payı büyüktü.

Sonuç ortada. 1 Kasım seçimlerinin üstünden 8 ay geçti. 700den fazla şehit cenazesi; yüzlerce masum sivilin katledildiği canlı bomba eylemleri; şehirlerin en işlek alanlarını, meydanlarını, yaşamın aktığı her mecrayı hedefe koyan terör saldırıları. Arttıkça arttı. 8 aylık istikrar bilançosu bu. Sarayın 1 Kasım için en büyük vaadi çöktü. Çöktü de, beraberinde yüzlerce yitirilmiş can bırakarak.

Bu hafta bu istikrar tablosunu tamamlayan yeni gelişmeler yaşadık.

Bir yandan Atatürk Havalimanında IŞİDin gerçekleştirdiği ve 40tan fazla canı katleden terör saldırısı; diğer yanda uluslararası alanda sıkışan ve yalnızlaşan Sarayın bana mı sordunuz? diyerek İHHyı cephe dışına atıp Rusya ve İsraille ilişkileri yeniden başlatması.

Bu istikrar masalını geçelim. Dünya huzur endeksinde 163 ülke arasında 145.liğe gerilemiş bir ülkede istikrar değil, olsa olsa yaşam sorunu vardır. Bu ülkenin en büyük sorununu doğru saptayalım: birtakım sorunlar var da, bu sorunlar siyasi iktidar tarafından kötü yönetiliyor saptaması yanlıştır. Bugün yaşadığımız tüm sorunlar bizzat kötü bir iktidarın, Saray Rejiminin yarattığı sorunlardır, Saray Rejimi kaynaklıdır. Yani sorunların kötü yönetimi değil; yönetimin sürekli sorun üretmesi; asıl mesele burada yatıyor. Bu nedenle bu iktidar gitmeden, Türkiye gerçek anlamda yurtta sulh, cihanda sulh çizgisine geçmeden, Siyasal İslamcı anlayışın yerini yurttaş hukuku almadan huzur, istikrar, güvenlik tartışanlar gerçeğin üstünü örtme görevi görüyor. 

Dediğinizi duyar gibi oluyorum: ama yol yaptılar, köprü yaptılar.

Doğrudur; halkın parasıyla köprü yapmakla kalmadılar; halkın parasını yandaş firmalara aktarırken bunu icraat diye sunmakla da kalmadılar. Atatürk Havalimanındaki terör saldırısının üstünden daha iki gün bile geçmeden köprü açılışında buluştular.

Bir de ilan ettiler: bugün bir bayram günü; teröre verilmiş en iyi yanıt bu köprüdür.

Aklımızla alay ediyorlar; bu doğru. Fakat asıl doğru olan şu; çaresizlik, sıkışmışlık ve yönetememe göstergesi olarak müthiş saçmalıyorlar.

Şehitlerimiz var diyerek 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim kutlamalarını iptal eden Cumhuriyet düşmanlığı; Atatürk Havalimanı saldırısı sonrası köprü açılışını erteleyecek ya da bayram kutlamasına çevirmeyecek iradeyi kendinde bulamıyor. Bulamaması da normal. 23 Nisana, 19 Mayısa, 29 Ekime düşmanlar. Ana düşmanlık çizgilerini iyi saptamadığımızda, bu rejimin neye nasıl ve neden tepki verdiği konusunda daha çok sorular sorarız.

İç ve dış politikada yapılan büyük yanlışların, üretilen büyük sorunların bedelini ise topyekün bu halk ödüyor. Canıyla ödüyor; kendisinden sömürülen emeğiyle ödüyor; yoksullukla ödüyor.

Son Saldırının Hedefi

Son saldırıya bakalım. Olguları altalta yazarak gidelim.

Birincisi; IŞİD, Saray Rusyaya özür mektubu gönderdiği gün saldırıyor. Rusyanın basit bir özür ile yetinmeyeceği ortada. Sıkışmayı görüyor, hesaplıyor. Adım adım bugüne gelecek bir kuşatma stratejisi izledi ve kazandı Rusya cephesi. İyi görelim; o özür mektubu uçağın düşürülmesiyle ilgili değil; Suriyede izlenen dış politika çizgisiyle ilgili. Sonuçlarını göreceğiz. Ve Rusya kazanırken en büyük hamlesi, Sarayın Suriye politikasını kendi çizgisiyle uyumlulaştırmak olacak; İHH satışı bunun da göstergesi; sadece İsraille ilgili değil.

İkincisi; saldırının detaylarında saklı. Saldırganlar Rusya pasaportu taşıyor. Dağıstan ve Özbekistan kökenliler. IŞİD Türkiyede bugüne kadar saldırılarında ağırlıklı olarak Adıyaman-Gaziantep hattından devşirdiği teröristleri kullandı. Bu saldırının Rusyadan özür dilendiği gün Rus pasaportu taşıyan ya da Rusya kökenli teröristlerce gerçekleştirilmesi, tesadüf olarak yorumlanamaz. Mesajı vardır.

Son nokta: haberlere yansıdığı kadarıyla saldırganların terminal içinde bomba patlattıkları yer Rus havayolları şirketi Aeroflotun check-in masasının önü; eğer bir tesadüf değilse bu olgu da resmi tamamlıyor.

Üç olgu şuna işaret. Atatürk Havalimanında sivillere dönük IŞİD terör saldırısı; Sarayın Rusya ile anlaşmak zorunda kalmasına; Rusyanın Suriyedeki IŞİD karşıtı çizgisine katılma olasılığına karşı bir tehdit mesajı. Beni Rusyaya satarsan, ben de Türkiyeyi bu hale getiririm sopası.

Türkiye ikili bir sıkışmayla karşı karşıya: bir yandan iktidarda kalmak, uluslararası sıkışmaları ve suçlamaları aşmak için dış politikada her türlü tavizi verebilecek kadar kırılgan hale gelmiş bir yönetim; diğer yandan bu tavizleri verirken bugüne kadar bir şekilde desteklediği, yol verdiği unsurların şimdi satılmış, yarı yolda bırakılmış olma durumuna karşı Türkiyeyi daha da fazla kana bulayacak terör tehditleri. Bu ikili sıkışma düşündüğümüzden de büyüktür, önemlidir ve ülkenin geleceğini belirleyecek kadar kritiktir.

Sınır çizgisindeyiz. Böyle gitmez. Ülke bu iktidarla gitmez; ama bu iktidar bu muhalefetle de gitmez. Bir atılım, yeni bir derleniş ve halka umut, halkla umut verecek bir siyasi seçenek hayatın en büyük dayatması. Çare yaratmak, çıkış yaratmak; gidişin kötülüğünün farkında olup da Saray etrafından ayrılamayan kitleleri gerçek bir huzur, istikrar ve adalet rejimine kavuşturmak; asıl meselemiz bu.

Not: Bayramda eşinizi, dostunuzu dinleyin; komşularınızla konuşun. Ne yapmalı?yı hep birlikte bulalım. O güzel bayrama; bu iktidardan kurtulup onurlu, başı dik ve huzurlu bir cumhuriyet kuracağımız günlere kadar iyi bayramlar.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

Eğitim