unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İrfan Taştemur

SU-24 kumpasının tarihsel arka planı

06.12.2015 13:32

RTEnin Putine bıçkın bir edayla karşılık verip, Ailemi karıştırma! diye racon kestikten sonra Suriyeyi ve Rusyayı IŞİD ile petrol ticareti yapmakla suçlaması gerçekten tuhaf bir durumdu.

Petrol Suriyenin topraklarında, bütün barajlar, rafineriler ve elektrik santralları da öyle.

Başta Türkiye olmak üzere müttefik Batılılar bu toprakları IŞİDe işgal ettirtmiş.

İşgal altındaki bölgede kalan elektrik santralları hem işgal altındaki hem de Suriye rejiminin kontrol ettiği bölgelere, yerleşim birimlerine ve çalışan sanayi tesislerine elektrik veriyor.

Irak yönetimi Musulun düşmesinden sonra Musulun elektriğini kesmişti ve IŞİD bu yüzden jeneratörler kullanıyor. Suriye yönetimi ise bunu yapmıyor veya yapamıyor

Santrallerin ve petrol üretiminin alt yapısını ve uzman kadrosunu IŞİD işgalindeki tesislerinde tutmaya ve bunların maaşlarını ödemeye devam ediyor.

Elektrik üretiminde IŞİDin ve Suriyenin paylaşım oranları var. Suriye rejimi hayduta haraç vererek altyapısını korumaya ve vatandaşına hizmet etmeye çalışıyor.

Irak Kürdistanında da işler karışık. Bağdattaki merkezi yönetimi tanımayan ülkeler ve şirketler Kürdistan Yerel Yönetimi ile Türkler, İngilizler, Hollandalılar, Amerikalılar, Kanadalılar, Fransızlar ikili anlaşmalar imzalayarak ortaklık yapıları oluşturup kanunsuz ve rızasız bir şekilde kendilerine ait olmayan petrole el koyuyorlar. Irakın Sünni bölgelerinde de IŞİD ile Suriyedekine benzeyen karmaşık ticari ilişkiler kurulmuş durumda.

Bütün bu olanlara Rusyanın IŞİD ile Türkiye arasındaki petrol ticaretine ilişkin iddialarını da eklerseniz ticaretin, siyasetin, haydutluğun, terörün, silahın, gözyaşının ve kanın birbirine karıştığı bir coğrafyada yaşanıldığını anlarsınız.

Bu durumda bizim RTEnin Asıl Suriye kanlı düşmanı olan IŞİD ile petrol ticareti yapıyor iddiası da haklı olmakla beraber arada kaynıyor.

Aslolan ise Kerkük-Ceyhan boru hattı ile Ortadoğunun ve Güneydoğunun bütün kanlı coğrafyasını kat eden petrol yüklü tankerlerin E-90 karayolu hattı.

Kimin ne aldığı, kime ne sattığı bir yana bir kez daha yakın tarihi hatırlamakta yarar var.

CARTER DOKTRİNİ VE ÇEKİÇ GÜÇ

Kissingerın Orta Doğu ülkelerinin ulusalcı rejimlerini yıkmak için ortaya attığı Yeşil Kuşak projesi 1979da İslamcıların en İslamcılarından Ayetullah Humeyniden büyük bir darbe yedi.

ABDnin bölgede İsrailden sonra en yakın müttefiki olan İrandaki Şah rejimi devrilip yerine İslam Cumhuriyeti kuruldu. ABDnin en silik başkanlarından Jimmy Carterın  yönetimi önce paniğe kapıldı, ardından bunu fırsat bilip Carter Doktrinini ortaya attı. Bölge ülkeleri İran Devriminden cesaret alıp ABDye başkaldırmasın diye bir nevi korkutmaca olan bu doktrin, Orta Doğuyu ve Basra Körfezini "ABDnin Nüfuz Bölgesi" ilan etti. Artık ABD bölgede çıkarlarına karşı yapılacak her girişime ordusuyla karşılık verecekti.

Bu doktrin Kissingerın Yeşil Kuşak Projesini raftan indirip hayata geçirmenin de başlangıcı oldu. Carter bölgeye donanmayı gönderdi ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Carterdan sonra Başkan olan Ronald Reagan, bölgeye askeri müdahale yapmak için Çekiç Güç adında yeni bir askerİ birim oluşturdu. NATOdan bağımsız bir şekilde Çekiç Güçe komuta edecek CENTRAL COMMANDı  (Merkez Komutanlığı) kurdu. Katar yeni askeri gücün üssü yapıldı. Suudi Arabistanı da İrana karşı korumak amacıyla  bu ülkeye asker yerleştirdi. Bu defa Afganistandaki Sovyet destekli rejimi yıkmak için kurulan Suudİ kökenli El Kaide de ABDnin yeni İslamcı düşmanı oldu.

İSRAİLE VERİLEN GÖREV: ETNİK VE MEZHEPSEL PARÇALAMA

Bu zamana kadar ilgi, rejimlerin niteliği üzerine olup ülkeleri etnik ve mezhepsel temelde parçalama henüz gündemde yoktu. 1948 yılında kurulan Israilİn ilk cumhurbaşkanı Ben Gurion, "İsrailin güvenliği için bölgeyi etnik ve mezhepsel temelde ayrıştırmalıyız, aksi halde dünyanın gözü üzerimize olur" demişti. Buna rağmen ulusal devletlerin hamisi, 2. Dünya Savaşını kazanmış, ABDnin Vietnam yenilgisinde imzası olan Sovyetler Birliğinin en güçlü olduğu dönemde bunu telaffuz  etmek öyle kolay değildi. Zaten İsrailin aklında olanlardan Habeşistanın feodal Selasiye rejimi Vietnam Zaferinin yarattığı depremden sonra ulusalcı subaylar tarafından yıkılmıştı.

İsrailin üzerinde çalıştığı Kürtler ise bir türlü başarılı olamıyorlardı. İsrailin önde gelen gazetelerinden The Jerusalem Postun bir başmakalesine göre, "İsrailin Kürtlere yapmadığı yardım, vermediği destek yoktu; ancak Kürtlerde bir devlet kurma yeteneği yoktu." 

Sovyetler Birliği 1990da dağılıp arkasından Irak işgal edilince adım adım İsrailin stratejisinin uygulanmasına başlandı. Irakın kuzeyindeki Kürtleri Saddama karşı kollamak bahanesi ile 36. Paralel sınır oldu. Türk hükümetlerinin verdiği izin ile Çekiç Gücün himayesinde bir Kürt devleti yavaş yavaş kurulacaktı: PKK lideri Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiyeye teslim edildi. Irakta birbirini boğazlayan Kürt aşiretleri Washingtona çağırılıp barıştırıldı. İsrail de yeni Kürt devletin altyapısını kurmakla görevlendirildi. (Bu konuda eski MOSSAD ajanı Geyzinin anlattıkları çok önemli.(http://odatv.com/eski-mossad-ajani-geyzi-odatvye-konustu-0212151200.html )

BOP VE SURİYE

Ancak Kuzey Irakta Kürtler, Güney Irakta Basrada Şiiler örgütlerince Saddamın azınlık Sünni rejimine son verilebilirdi ve 2003deki ikinci Irak işgalinde bu plan tamamlandı. Ancak ABD, kolonileri etnik ve mezhepsel temelde parçalama konusunda  uzmanlaşmış İngilterenin tecrübesine sahip olmadığı için işi birazcık yüzüne gözüne bulaştırdı. ABDnin müdahalesi güneydeki Şiileri daha da güçlendirdi ve hatta Irakı ikinci bir İran yaptı. Halbuki İsrail, Irak Kürtler, Sünniler ve Şiiler olarak 3 parçaya bölünsün dolayısı ile can düşmanı İran ile arasında tampon olsun, bölge daha da  karışsın istiyordu. Fakat sadece Irakın ortasına sıkışmış kalmış, çöl arazisinde bir devletçiğin maddi  temelleri olamazdı.

Sonunda BOP projesi çerçevesinde sıra Suriyeye de gelecekti. O zaman Suriyedeki Sünnilerle birleştirip denize ulaştırılınca işgal sırasında küstürülen Sünniler de ( Bu ifade CIA analisti Michael Morrell aittir) "haklarını  almış olurlardı."  Böylece Iraktan sonra Suriye de üçe bölünür BOPUN öncülü olan Büyük İsrail Projesi (BİP) tamamlanmış olurdu. Hem Suudi Arabistan hem de Katar, İran baskısından kurtulurdu. Zaten Suudilerin İsrail ile gizli görüşmeler yaptığı ve bu konularda anlaştığı da açığa çıkmıştı.

ABDNİN SU-24 UÇAK KUMPASI

Bu plan Doğu Akdenize uzanan Kürt devleti kurulmasını da içerdiğinden en büyük sorun artık Türkiye idi. Peki Türkiye Kürtleri ne olacaktı? Bir NATO ülkesini bölmek hiç düşünülebilir miydi?

RTE petrol karşılığında Kuzey Irak Kürtlerinin hamisi olmaya ikna edilmişti ama o zaman durum farklı idi. Suriyenin kuzeyinde oluşan Kürt varlığı RTEyi panikletti. Öyle ki, Sünni Devleti kursun diye Batı tarafından kurulan İŞİDi ve İslamcı Cihatçıları Kürtlere karşı kullanmaya başladı veya öyle yaptığı iddia ediliyor(*).

Bu iddianın doğruluk payı olmalı ki hem Batı hem de Rusya Türkiyeye baskı yapmaya başladı. Üstelik Batı uçak düşürme olayını da son derece ustaca kullanarak Türkiyenin en büyük ticari ve ekonomik ortağı olmakta olan Rusya ile arasını onarılmaz bir şekilde açtı. Türkiyenin Avrupaya enerji dağıtım merkezi olmasına, dolayısı ile Almanyanın, daha genelde Avrupanın, enerji konusunda ki güvenliğine de ağır bir darbe vurmuş oldu. ABD zaten Orta Doğuya kendi enerji ihtiyacından ziyade rakiplerinin enerji konusundaki bağımsızlığını engellemek için egemen olmak istiyordu. Birinci Körfez Savaşının Almanya ve Japonyanın bölgede gittikçe güçlenen nüfuzunu engellemek için yapıldığı da Batı basınında sıklıkla dile getirildi. 

Başkan Carterın Ulusal Güvenlik danışmanı Brzezinski "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitabında Türkiye için şunları yazar:

"Türkiye, ABD için önemli bir ülkedir. Ancak Türkiyeyi kendi başına bırakırsak nereye gideceği belli olmaz. O nedenle onu ABye sıkı sıkıya bağlamamız gerekir."

Nitekim AKP iktidarı bu saptamayı doğruladı. Bir yandan İslam alemine lider olmaya kalktı, öte yandan Rusya ile sıkı ilişkilere girdi. TSKnın daha düşünce alanındaki yeni dünya arayışlarına Balyoz, Ergenekon, Casusluk, Poyrazköy davaları ile  kumpas kuran Batının şimdi bir de AKPye hepsinden daha büyük bir kumpas kurması gerekiyordu. İşte düşürülen Rus uçağı olayı budur, bu kumpasın adı da tarihe "SU-24 kumpası" olarak geçecektir.

 

BOPUN MERKEZİ VE YILDIZI DİYARBAKIR

Ve sonunda AKPnin istenmeyen yere gitmesini engellemek için işgal anlamına gelen askeri konuşlanma sağlandı. Sovyetler Birliği zamanında NATOnun güneyinde duvar görevi verilen Türkiyeye şimdi doğudan gelen insan göçünü engelleme görevi verildi

Ve Türkiye hem politik hem de askeri  alanda tam manasıyla kontrole alındı.  

Artık Çekiç Güçün ve NATOnun Merkez Komutaları (Central Command) Türkiyededir. 

RTE son uçak gezisinde yandaşlarına "İki başlıklığı ortadan kaldırmak gerekir" dememiş miydi? SU-24 kumpasının ardından Türkiye de doğrudan ABDnin Merkez Komutasına bağlanmıştır.

Sıra Merkez Komutanın Türkiyenin neresine yerleştirileceğindedir. Bu iş için de bölgeye hakim en uygun stratejik şehir Diyarbakırdır.

Ortadoğu uzmanı Graham Fullerin ve BOP Eşbaşkanı RTEnin öngörüleri de yakında doğrulanacak ve nihayet Diyarbakır Büyük Ortadoğu Projesinin merkezi ve parlayan yıldızı olacaktır.

_______________________

(*) İŞİDin yöntemini, terörizmini anlamak için ona verilen görevi bilmek lazım. Bir yandan sıfırdan bir devlet yaratmak başka yöntemle olamazdı. İkincisi ve daha önemlisi, Batının komünizm tehlikesi ortadan kalktıktan sonra askeri harcamalarına devam edebilmek için yeni tehdide ihtiyacı vardı. Işte radikal İslam ihtiyaç duyulan bu tehdittir. Nitekim bu "tehdit" bahane edilerek İngiliz hükümeti bir kalemde geçenlerde savunmaya bir çırpıda 17 milyar Sterlin ek para ayırmıştır. 

 

 

 

Eğitim