darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Toplumun kalp atışları neden duyulmuyor?

30.03.2018 12:56

Cumhurbaşkanı ve başbakanın AKP İl Kongrelerinde neredeyse her gün partililere ve seçmenlere seslenişi ve partinin büyük kongresini öne çekeceği sinyalini vermesi, ülkenin koşar adım seçimlere gittiğine işaret ediyor. Seçimlerin erken veya zamanında gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinden bağımsız olarak söylenmesi gerekir ki ülke gerçekten seçim sathı mailine girmiş bulunmaktadır. Sosyolojik olarak değerlendirdiğimizde, toplumun yaklaşan seçimlere ilgisinin önemli ölçüde düşük olduğunu görüyoruz. Ülke muhtemelen tarihinin en yaşamsal seçimlerine yol alırken, toplumun bir heyecan içinde olması, kalp atışının duyulması beklenir. Birçok faktörün birleşmesi sonucunda, öyle görünüyor ki, toplumun çoğunluğu, iktidarın değişmesinin olanaksız olduğu hissine sahip.

AKPNİN KİTLELERLE KURDUĞU İLİŞKİ
Mantıklı hiçbir çözümleme, günümüz Türkiyesinde, siyasal iktidarın (daha doğrusu cumhurbaşkanının) değişmesinin an meselesi olduğunu ve kolayca gerçekleşeceğini tartışamaz. Geniş kitlelerde yoksullaşmanın, işsizliğin yoğun yaşandığı; demokrasi-dışılaşma olarak tabir edilebilecek bir sürecin siyasal sahada hakim olduğu ve gittikçe çoraklaşan bir kültürel sahaya tanıklık edildiği bir dönemde siyasal iktidarın değişmesinin kaçınılmaz olduğu, bu yüzden, kolayca değişimin gerçekleşeceği farz edilebilir. Ancak, iki önemli faktör burada gözden kaçırılmamalıdır; siyasal iktidarın kitlelerle kurduğu güçlü ilişki ve muhalefetsizlik. Hem yoksulların önemli bir bölümünün hem de zenginlerin önemli bir bölümünün rızasını almış olan bir iktidar var ve onun karşısında deyim yerindeyse gerçek manasıyla muhalefet yok. Dolayısıyla, iktidar değişimine ilişkin koşullar uygun ama hem kalabalık kitlelerde iktidarın oluşturduğu algı hem de muhalafetsizlik bu değişimi bugün için olanaksız kılıyor. Şimdi bu iki faktörden birincisine yakından bakmamız gerekiyor. İkincisine bir sonraki yazıda bakacağız.

İktidarın kitlelerle kurduğu güçlü ilişki, defalarca seçim kazanmasının arkasındaki en temel iki faktörden birisidir. Yani seçmenlerin önemli bir bölümünü onlarla kurduğu ilişkiyle ikna etmiştir, onların rızasını almıştır ve bu ilişkinin üç sahada da iyi kurulduğunu görmemiz gerekir: ekonomik, siyasal ve kültürel sahalar.

EKONOMİK İLİŞKİ
Ekonomideki ilişkiye bakalım: Öncelikle, yoksulluğu çözülebilecek bir sosyal sorun olmaktan ziyade sürdürülebilir bir durum olarak anlayan bir yaklaşım üzerinden yoksullarla ilişki kurulmuştur. Yani yoksulluk aşılabilecek bir sorun değildir ama yoksullar aç ve açıkta bırakılmaz şeklindeki bir anlayış yoksulların önemli bölümü tarafından kabul görmüştür. Başka bir ifadeyle; sadece AKP ile bazı temel ihtiyaçlarının karşılandığı algısına sahip olan azımsanmayacak büyüklükte yoksul bir kitle var. Yoksulluğu aşmanın mümkün olmadığına bir şekilde ikna olan bu kitle için AKP iktidarı onun yaşamasının neredeyse tek güvencesi; bu iktidar gittiğinde bütün sosyal yardımların kesileceğine inanan bir kitle bu.

İkinci olarak, uygulanan hukuksuz, kural tanımayan kapitalizm, ciddi anlamda kısa sayılabilecek bir zaman diliminde yeni bir güçlüler kampının oluşumunu sağlamış durumdadır. İster yeni burjuvazi densin isterse hükümetin ortak iş adamları densin, gerçek apaçık ortadadır ki AKP hükümetleri döneminde hızlı biçimde güç kazanan; ihaleler alan; sermaye biriktiren; yatırımlar yapan bir toplumsal katman inşa edildi. Anadolu kentlerinin tüccarları kısa zamanda büyük iş adamlığına evrilmiş durumdadır. Bu katmanın AKP dışında bir siyasal hareketle veya partiyle ilişki kurması olanaksız görünüyor.

Üçüncü olarak, bu hukuk tanımayan, bir tür feodal mantığa dayanan vahşi kapitalizm koşullarında modernlik değerleri reddedildiğinden liyakate dayalı toplumsal tabakalaşma ve özellikle fırsat eşitliği çok büyük yara aldığından, hak etmeden, emek vermeden yükselen bir tür yeni orta katman (veya sınıf deyin isterseniz) da palazlandırıldı. AKP bu katmanla kurduğu ilişkide uzmanlığı, bilirkişiliği gerektiren orta-üst düzey pozisyonlara kendine yakın kişileri yerleştirdi. Dolayısıyla, bu grup için de AKP iktidarı vazgeçilmezdir, çünkü onunla kurduğu ilişki sayesinde şu anki pozisyonuna sahip olmuştur. Kısacası, yoksulların büyük bölümü, üst sınıfın önemli bir segmenti ve yeni orta katmanın çoğunluğu mevcut iktidarın ekonomi anlayışını adeta vazgeçilmez bir ekonomik çözüm olarak görmektedir.

SİYASAL İLİŞKİ
Siyasal saha açısından AKPnin kitlelerle kurduğu ilişki son derece yalın, doğrudan ve ortalamanın anlayacağı ve benimseyebileceği bir anlayış üzerinden kurulmuştur. Bu anlayış siyaseti hizmet sunmanın aracı olarak gören ve en çok oyu alanın yönetme kudretine sahip olduğunu anlatan bir anlayıştır. Çoğunlukçu ve araçsalcı bir demokrasi anlayışı yani meşruiyeti salt sandığa indirgeyen demokrasi anlayışı kalabalık kitlelerde karşılığını bulmuştur. Siyasal iktidarın hukuka tabi olması gerektiği, demokrasilerde yöneticilerin kurallar tarafından sınırlandırılması şartının bulunduğu anlayışı toplumun kuşkusuz belirli grupları için önem teşkil etmektedir, ama otoriteye itaati gündelik yaşamında da bir kural olarak içselleştiren kitleler için iktidar demek sınırsız güç demektir; yani seçilmiş yöneticilerin sınırsız biçimde dilediklerini hayata geçirme hakları bulunduğuna inanç üst düzeydedir. Bu kitlelere seslenen bir dili kullanan AKP iktidarları mutlak güç bağlamında kodum mu oturturum şeklindeki çıkışlarıyla adeta bu sözü edilen kitleleri coşturmaktadır.

Otoriteye sualsiz saygı duyma ve muhalifsizliği benimseme gibi pasif ve konformist bir duruş, bu sözü edilen siyasal anlayışın itaatle ilişkisini göstermektedir. İtaatkarlık, hegemonya sürecinin temel ön-koşullarından olduğu için, itaat uzlaşmacı ve yapıcı olmakla özdeşleştiriliyor. Meşruiyet, dolayısıyla, otoriteyi eleştirmeyen, kabul eden kitleler üzerinden sağlanıyor. İşte bu meşrulaştırma edimidir ki, sandığın mistikleştirilmesine yol açıyor. Seçmenlerin oyu her şeyin ölçüsü ve meşrulaştırıcısı olarak bir kere kabul edildiğinde, demokrasi için gerekli diğer hayati temellerin gözden çıkarılması gerçekleştirilmiş oluyor. Bu nedenle, hegemonya, halk dalkavukluğu olmadan kurulamıyor. Bir iktidarın kendisini halkın dolaysız ifadesi olarak sunması, dolayısıyla, ortalama olana, vasata, sıradana yaslanması anlamına geliyor ve böylece kalabalık kitleler ile iktidar arasında herhangi bir karşıtlığın veya çelişkinin olmadığı hissi bu kitlelere veriliyor. Sonuçta AKP siyasal olarak kitlelerle kurduğu bu biz aynı kökten geliyoruz; biz yoksuluz; eğitimsisiz; halkız biz anlayışı uzun bir zamandır onun iktidar olmasının arkasındaki çok güçlü bir faktör.

KÜLTÜREL İLİŞKİ
Kültürel saha açısından AKPnin kitlelerle kurduğu ilişki önemli ölçüde belirli bir İslam anlayışı ve belirli bir gelenek üzerinden kurduğu bir ilişkidir. Allahın kulları olmak; Müslümanlar olarak müşterekliklere sahip olmak, son zamanlarda da yerli ve milli olmak AKP için kendisiyle bu toplumun ekseriyeti arasındaki en güçlü ortaklıktır. Bu nedenle, toplumun gündelik yaşamını kültürel araçları kullanarak tekyönlü biçimde belirlemek AKP iktidarlarının temel hedeflerinden oldu hep. Kendi bildiği tek bir kültürel kodu, tek bir inanış biçimini, tek bir toplumsal yaşama modelini topluma dikte eden iktidar, geniş kitlelerle böylece oldukça güçlü kültürel bağlar kurdu. Kadınların giyimi, yapılması gereken çocuk sayısı, kürtaj, alkol gibi konularda geniş kitlelerin de üç aşağı beş yukarı paylaştığı yaklaşımları dillendiren iktidar için kültürel sahada seçmenlerle kendisini özdeş kılma konusunda çok zorlanmadı.

Yaşlılara hürmet, güçlü aile, yakın komşuluk ilişkileri gibi hususlarda kitlelerle ilişki kurmada büyük ölçüde rakipsiz kaldığının da farkında olan iktidar bu yüzden zaman zaman kendi dayandığı kitlelere aykırı görünen, görünebilecek olan adımları atmaktan çekinmedi. Aynı anda birbirinden çok farklı hatta birbirine karşıt gruplarla bir şekilde ittifaklar yaptı. Nasıl oluyor da hem milliyetçiliğe saldırdığında hem de milliyetçi ideolojiyi benimsediğinde aynı kitlelerden oy alabiliyor diye şaşırmanın bu nedenle çok alemi yok.

Kısacası, ülke tarihinin muhtemelen en önemli seçimlerine yaklaşırken iktidarın değişebileceğine duyulan bir heyecan yok; yani toplumun kalp atışları duyulmuyor. Bu durum, önemli ölçüde AKPnin geniş kitlelerle kurduğu sözünü ettiğimiz güçlü ilişkilerden kaynaklanıyor, ama hikaye elbette bundan ibaret değil. İktidarın ikna edemediği yani rızasını alamadığı büyük kitleler de var ama bu kitleler umutsuz ve karamsar. Yani meselenin muhalefetsizlik ayağı var ve bu daha vahim bir konu; gelecek yazıda da bu konuyu değerlendireceğiz.

 

 

 

 

 

Eğitim