darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Trumpın zaferi ve kitlelerin şaşkınlığı

09.11.2016 14:43

24 Eylülde Ya Trump Kazanırsa başlıklı bir yazı yazmış ve Umarım kazanmaz! diye bitirmiştim. Ama asla olmaz denen şey oldu ve Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı seçimini kazandı.  

Bu yazı Trumpın New Yorktaki seçim merkezinde yaptığı konuşmadan bir saat kadar sonra yazılıyor. Amerikada hala gece, seçim sonucunu öğrenen Amerikalılar bir kaç saat içinde yatacak ve yarın yeni bir güne uyanacaklar. 
Seçimde hiç ummadıkları bir yenilgi almış olanların nasıl uyanacaklarını tahmin edebiliyorum: Berbat! 

Ya oyunu Trumpa vermiş olanlar? Onlar ne hissedecekler? Düğün bayram kutlama mı yapacaklar yoksa içlerine bir şüphe kurdu mu düşecek:  
Dur yahu, ben ne yaptım?  Oylarımla mümkün kıldığımın sonuçlarına katlanmaya ne kadar hazırım?  

Tıpkı bundan altı ay kadar önce Büyük Britanyada Brexite Evet deyip referandumu kazanınca ne yapacağını bilemeyen ve Yahu, biz ne halt ettik? diyen milyonlar gibi.

Ne halt ettiklerini ve edeceklerini hala bilmiyorlar. Birçoğu pişman ama son pişmanlık fayda etmiyor.

Avrupa Birliğinden çıkışın faturaları bir bir gelmeye başlıyor.

Öfkeyle kalkan zararla oturur diye bir atasözümüz var ya, yaşanan tam böyle bir şey.

Avrupa Birliğine, Brükseldeki bürokratlara, egemenlik kısıtlamalarına kızıyorlardı ama öfkenin esrikliği ile, ABnin kendilerini bir çok olanaklar da sağladığını görmezden geliyorlardı. Niyetleri ceza vermekti ama tokadın bir şekilde kendi suratlarında da patlayacağından haberleri yoktu. 

Göreceksiniz Trump için de öyle olacak. Küreselleşmenin sonuçlarına, Washington bürokrasisine, işsizliğe ve Amerikanın demografik değişimine tarifsiz öfke duyanlar eski düzenin temsilcisi olarak gördükleri Hillary Clintonı reddettiler. Ama Donald Trumpın Amerikayı yeniden büyük yapmak için bol keseden attığını masalımsı vaatleri irdelemediler. 

Önümüzdeki bir kaç yıl içinde aldatıldıklarını keşfedeceklerdir. Öfkeleri yeniden kabaracaktır. Yine devirecekleri bir şey aramaya başlayacaklardır.

Sosyo-psikolojik bir fenomenle karşı karşıyayız: Bu türden öfkeli ve şaşkın kitlelere Batının sanayileşmiş ülkelerinin birçoğunda rastlıyoruz. Bunlar popülist demagogların elinde toplumsal bir güç haline geliyorlar, onların dediklerini yaptıktan sonra apışıp kalıyorlar.

Bu durumu ben klasik demokrasinin geçirmekte olduğu büyük bunalıma bağlıyorum.

Klasik demokrasi kuramı iki temel varsayıma dayanıyordu: İnsanlar akıllı (rasyonel) yaratıklardır, iyi ile kötüyü ayırt edebilirler, bu bir. Yeter ki, sürekli ve doğru olarak bilgilendirilsinler, bu iki.

21. Yüzyılda bu iki varsayımın da ağır hasarlı olduğunu görüyoruz. İnsanın rasyonelliği 20. Yüzyılda epey sorgulanmış ve güvenilmez bulunmuştu. Bunun yanı sıra,  iletişim medyalarının, özgün işlevlerinin çok ötesinde eğlence ve ticari endoktrinasyon araçlarına dönüşmesiyle ikinci varsayım da şaibeli hale gelmişti.

Kendilerini olumsuz olarak etkileyen değişiklikleri rasyonel olarak açıklayamayan ve bu konuda iletişim medyalarınca cahil bırakılan ya da yanıltılan kitleler,  öfke duyacakları kolay hasımlar arıyorlardı:

Ötekilerdi bunlar --  yani göçmenler, farklı renkliler,  farklı inançlılar, yapay elitler, bürokratlar...  Ters giden her şeyin sorumlusu onlardı!

Bu sanrılar elbette olgulara ve bilimsel nedensellik bağlarına dayanmıyordu. Ama kimin umurunda: Hakikat-ötesi siyaset gibi terimlerle anlatılmaya çalışılan buydu...

Trump işte bu tarihsel şaşkınlığın üzerinde yükseldi ve Beyaz Sarayın yolunu tuttu. 

Yakında ikinci perde başlayacak. Olacakları tahmin etmek o kadar da zor değil aslında.

Eğitim