unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Yalnızlaşan Erdoğan parlamenter sistemle birlikte devleti de çürüt

03.03.2016 08:59

Toplumsal literatürde bir deyim vardır; kontrolsüz güç güç değildir. Bu söz son zamanlarda gerçek anlamda yerini buluyor. Tayyip Erdoğanın son dönemlerde siyasal ve toplumsal tüm kuralları alt üst edercesine yaptığı çıkışlar tam da, bu sözü doğrular bir çizgi içerisine girdiğini gösteriyor. Ne yazık ki bunu Türkiye Cumhuriyetinin tüm değerlerini kamuoyunda tartıştırma, yok sayma pahasına yapıyor. Toplumun aidiyet duygusunu, değerlerini yok sayıyor. Adeta toplumun genleriyle oynuyor.

Dündar ve Gül hakkında Anayasa mahkemesinin aldığı Hak ihlali kararından sonra ortaya koyduğu tavır ve Yüksek Mahkeme kararını yok sayan açıklamaları, içinde bulunduğu ruhsal durumu görmemiz açısından çok büyük önem taşıyor. Akıl ve izandan uzak bu tutum derin bir travmanın işaretlerini veriyor. Varlığını Anayasaya borçlu olan bir Cumhurbaşkanı olarak AYMnin kararını tanımıyorum diyebilmesi mantıkla açıklanabilir bir durum olmasa gerek. Yakın zaman önce AYMnin beğenmediği başka bir kararı karşısında Karara saygı duymuyorum ama uymak zorundayım demesine rağmen.

Bilinçli tercihle yaptığı açık olan bu güç gösterisi ile neyi amaçlıyor. Her şeyini masaya sürme gibi de algılanan bu tutumla istediği amaca ve siyasal desteğe sahip olabilecek mi? Temel soru bu.

Darbe anlamı taşıyan, hukukçuların ortak görüşüne göre Yüce Divanda yargılanmayı gerektirecek bu söz ve tutumla Erdoğana bu güne kadar destek veren çevrelerin desteği devam edecek mi?

Hükümetin önünde iki seçenek var.

Birincisi; Erdoğanın izinden yürüyüp hukuksuzluğun daha da yukarılara tırmandırılmasının önünü daha da açıp, baskıların, hak ihlallerinin şiddetini daha da arttıracak, halkın haber alma hakkının tümden ortadan kaldırılmasının kapısını aralayarak IMC, KANALTÜRKün izlenmesini engelleyip, gazetelerin yayın haklarını büyük oranda ortadan kaldıracak. Surda, Cizrede olduğu gibi devlet vahşetine devam ederek, en sıradan insan haklarını yok edecek.

İkincisi; Hükümetin, Cerattepede olduğu gibi, kendi doğasını, havasını savunan insanlara karşı hukuka saygılı olacağını açıklayarak kısmi olarak pozitif tutum almasında görüldüğü gibi abesle iştigal etmeyerek, sağduyunun sesini dikkate alarak, rant için doğanın katledilmesine zemin hazırlamayacak. Erdoğannın ülkeyi yıkıma ve karanlığa götürecek planlarına ortak olmayacak.

Ayrıca vurgulanmalıdır ki; Cerattepede ortaya çıkan potansiyelin dinamikleri ve kapsamı tüm ülkeye yayılabilecek özellikler taşıdığı, Dünyada ve Türkiyede hareket alanı daralmakta olan siyasal iktidarın bunları görmezden gelmemesi gerektiği ortada duruyor.

AKP iktidarı içerisinde hiç de küçümsenmeyecek çelişkilerin artık saklanamaz noktaya geldiği gözüküyor. Kimi iktidar çevreleri oluşan bu akımın bireysel beklentilerle ilgili olduğunu söylese de durumun hiç de öyle olmadığı saklanamıyor. Özellikle dış politika, AYM kararları, Tayyip Erdoğanın izlediği toplumu bölen, tüm stratejisini gerginlikler ve şiddet üzerine kurgulayan politikalarına karşı güçlü sayılabilecek bir oluşumun ortaya çıktığı gözleniyor. Parlamento kulislerinde AKP vekillerince dillendirildiği gibi bu sayının 30- 40 kişiyi bulduğu, bu durumun ise Erdoğan ve hükümet yetkilileri tarafından dikkatle izlendiği ifade ediliyor. Bu gurubun başkanlık sistemine karşı olduğu, yakın gelecekte olası bir oylamada farklı bir şekilde tavır alacakları söyleniyor. Bunun en yalın ifadesi olarak Erdoğan- Gül arasındaki görüşmeye atfen, Sayın Gülün gazetelere yansıdığı üzere  -eğer yalanlanmazsa- Fişini çektim,  çıktım ifadesini belirtmek gerekiyor.

Artık Hükümet bu iki seçenekten birini seçmek zorunda kalacaktır. Sanıyorum, Tayyipin her dediğini yapan görüntüden uzak bir tutuma yönelecekler. Son günlerde ortaya çıkan tablo böyle düşünmemize yol açıyor.

Asıl olan demokratik muhalefetin ne yaptığıdır. Biz umudumuzu iktidar içindeki ayrışmaya bağlayamayız. Yaşadığımız birçok örnekte olduğu gibi gerektiğinde hemen bir araya gelebiliyorlar. Uç bir örnek bile verebilirim. El altından paralel yapı olarak lanse ettikleri grupla gelecek kaygılarından dolayı görüşmeler yapıldığı biliniyor.

Unutmayalım ki; bugün AKP hala iktidarda ise bu onun başarısı değil başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere demokrat, özgürlükçü güçlerin eksikliği ve başarısızlığıdır. Söz konusu güçlerde bu doğrultuda bir kıpırdanma gözlenmekle birlikte yeterli değil. Tüm muhalefet güçleri birlik içinde güçlü bir şekilde ortaya çıkmak zorundalar.

Vurgulanması gereken yeni bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi; şu ya da bu nedenle gerektiğinde Hükümete destek olan MHP gibi muhafazakar çevreler ülkede tuzun da koktuğunu, kutsadıkları son Türk Devletinin siyasal iktidar tarafından hızla çürütüldüğünü görmelidir.

Eğitim