darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Gaffar Yakınca

Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli

30.03.2017 15:48

Süleymaniye, mimarimizin başyapıtlarından biridir. Alelade bir ibadethane olmanın ötesinde, İstanbulu mesken tutmuş iki büyük uygarlıktan birinin en parlak zamanına ait evrensel bir mühür gibidir.

Sinanın büyük eseri, nasıl bu topraklardaki mimari geleneğin bir zirvesi ise, onun için yazılmış olan Süleymaniyede Bayram Sabahı şiiri de klasik şiirimizin bir zirvesidir. Yahya Kemal, bu şiirde anıtsal yapıyı bütün bir ulusun, geçmişin ve geleceğin ruhu olarak selamlar. Rivayete göre otuz yılı aşkın bir sürede bitirilen şiirin bir mısraı, Yahya Kemalin en seçkin şiirlerinin toplandığı derlemeye başlık olmuştur: kendi gökkubbemiz. Çünkü şiir, Süleymaniyeyi altında tüm varlığımızın toplandığı bir gökkube olarak tarif eder.

Sonuçta, İslam dininin bir tapınağı için yazılmış olan bu şiir, öylesine ince bir dokuya, kat kat anlamlara ve öylesine muazzam bir ses örgüsüne sahiptir ki inancınız ne olursa olsun okuyup da etkilenmemeniz mümkün değildir. Tıpkı Süleymaniye gibi heybetlidir ve yine tıpkı onun gibi incelikle işlenmiş, bir dantel gibi özenle örülmüştür.

Sinan, bu büyük eserini dönemin Osmanlı padişahı adına yapmış, yapı Osmanlının altın yüzyılının sahibi Kanuniye adanmıştır. Bunda şaşılacak bir şey yok, büyük eserlerin büyük hükümdarlara, tanrılara veya yarı tanrılara adanması tarihsel bir gelenektir. Yahya Kemalin Sinana bir saygı duruşu gibi işlediği şiiri ise ne bir hükümdara, ne bir peygambere ne de başka bir büyük kişiliğe adanmıştır. Şiirin adandığı kişi sıradan bir nefer, en alt rütbeden bir askerdir.

Bu asker, bütün şiir boyunca somut olarak sözü edilen iki kişiden biridir. Ne yapının banisi Kanuni, ne de mimarı Sinandan böylesine söz edilmez. Barbaros Hayrettin Paşa dışında hiç bir komutan, hiç bir büyük asker ya da devlet adamı böyle somut olarak anılmaz. Sanki tüm şiir sadece bu rütbesiz er için yazılmış gibidir.

Yahya Kemal şiire coşkulu bir bayram namazında Süleymaniyeyi tarif ederek başlar. Tarifince, zaman ve mekan boyutunu aşan ruhlarla bugünün canlı varlıkları olan insanlar her yönden kutsal yapıyı doldurmakta, Süleymaniye bu cumhurla beraber bir mühendislik yapısı olmaktan çıkıp tüm milletin tarihi ve ruhu ile vücut bulduğu bir varlığa dönüşmektedir. Adeta bir kameranın incecik detayları görmesi gibi devam eden bu tarif, her satırda Yahya Kemalin kendi fikriyatıyla buluşur ve nihayet caminin içine girerek çok daha sarsıcı bir perdeden konuşmaya devam eder:

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i

Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!

Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?

Ön safta oturan rütbesiz bir asker, kendinden geçmiş halde teşrik tekbirini dinlemektedir. O denli saf bir yüzü vardır ki bu askerin, o anlam dünyası içinde yapının banisi Süleyman ve mimarı Sinanın bile önüne geçmektedir. Devamında şiir, bu nefer daha da üst bir perdenden taltif edilerek sürer:

Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;

Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;

Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,

Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Dünyada yiğit yüzlerinin en güzeline sahip olan bu asker yurdu kuran ve koruyan kişidir, vatanın hem yaşayan varisi hem de sahibidir. Halkın kanı, eti, kudreti bu neferdir. Böylelikle bu rütbesiz asker, ulusun maddi-manevi tüm varlığını, geçmişten bugüne bütün kahramanlıklarını, bütün zaferlerini ve kültürünü tek başına simgelemektedir.

Yahya Kemal, oldukça muhafazakar görüşleri olan biriydi. Dindar biri değilse de din ile ilgili hassasiyetleri çok yüksekti. Ziya Gökalpin bile gerici olmakla itham ettiği bir şairdi. Romantik kişiliği daha çok bu türden maneviyatçı bir bakışla vücut buluyordu. Biz o gün yaşasak büyük olasılıkla fikren hasmımız olacak bir düşünce adamıydı. Ancak O bugün yaşasa, siyasi duruşlarımız bir yana, olaylar karşısında aynı üzüntüyü, aynı bedbahtlığı paylaşacağımız kesindir.

Çünkü şimdi o neferin kesilmiş başı, vahşice işkence edilen, tartaklanan bedeni yansıyor görüntülere. Süleymaniyenin minarelerinden okunan selalar bunun için miydi? Yahya Kemalin bütün bir ulusun ruhu olarak tarif ettiği bu çocukların kanı dökülsün, onlar böyle aşağılansın diye miydi?

Bir yanda ellerindeki yetkiyi sonuna kadar istismar edip bu askerleri sokaklara salan Amerikancı darbe subayları, öbür yanda emre itaat etmekten başka bir suçu olmayan, insan öldürmemek için silahını bırakan bu insanları demokrasi savunuyorum diye katleden caniler.

Sivil insanları bombalayan cemaatçi/Amerikancı alçaklar soluğu Avrupada alırken tüm halkın onurunu temsil eden bu neferler böylesine alçakça bir muameleye maruz kalıyor. Silah bırakmış erlere bu muameleyi reva gören caniler gerçekten Süleymaniyenin eteklerinde mi yetişti? Süleymaniyenin bir ruhu varsa eğer, ki öyledir, şimdi gördükleri karşısında kan ağlıyor olmalı.

Artık demokrasinin kazandığından, tüm devlet yapısını sarmış bir terör örgütünden kurtulduğumuzdan söz ediyoruz. Bu sözleri söyleyenler, gerçekten samimilerse sadece darbeye teşebbüs edenleri değil, içindeki kini kusmak için fırsatı ganimet bilip bu cinayetleri işleyenleri de yargılamalı, bu vahşice suç cezasız kalmamalıdır.

Ama heyhat, aradan aylar geçti, değil bu masumların hesabını sormak, daha FETÖcü alçakların siyasetteki uzantılarına bile dokunulmadı. Bütün bir memleketin vicdanı, için için kanıyor, yurdun kaderini eline almış olanlar sadece ikballerini kolluyor, belki bin yıl sürecek olan bu matemi kimseler görmüyor.

Güç budalası alçaklar tarafından kandırılarak öne sürülen bu silahsız neferler, bu masum yavrular halkın onurudur. Onlara bu şekilde muamele eden, böylesi bir günaha giren bir millet iflah olmaz. Emin olun, bu masumların ahı üzerine bırakın demokrasiyi, hiç bir iyilik, hiç bir güzellik yükselemez.

Eğitim