CHP nasıl kurtulur?

Neredeyse Türkiye nüfusunun tamamı, CHP’de işlerin yolunda gitmediği konusunda hem fikirdir. Ancak, bu “kahir ekseriyet”, işlerin nasıl yolunda gideceği sorusu karşısında ise, tam anlamıyla çaresizdir.

CHP hakkındaki tartışmaların iki radikal ucu var; Yılmaz Özdil “CHP’nin kurtarılması”nı, Engin Ardıç ise, “CHP’den kurtulmayı” öneriyor!

14 Mayıs 1950 yılında yapılan çok partili ilk seçimlerde katılım oranı yüzde 89,3’tür. Seçmen yüzde 52,68 oranında Demokrat Parti’yi tercih etmişti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy oranı ise, yüzde 39,45’tir. 68 yıl sonra, seçmen tercihlerinde çok büyük bir farklılık göremiyorsak, bunun nedeni üzerine çok ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor.

En azından şunu net olarak ifade edebiliriz; bu kadar büyük bir zaman aralığında seçmen tercihleri pek fazla değişmemişse, bunu sadece liderlerin ve yönetim kademesinin becerisi hakkındaki değerlendirmelerle açıklamak mümkün değildir.

İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu gibi kişilik özellikleri, hitabetleri ve iletişim üslupları birbirinden çok farklı liderler ile seçimlerde yaklaşık aynı sonuçlar alınıyorsa, iktidarı isteyen her parti gibi, CHP de bu statükoyu değiştirecek önlemleri araştırmak zorundadır.

Bugünkü tartışma içerisinden cevaplamak gerekirse, sorunu Kemal Kılıçdaroğlu yerine yeni bir lider arayışına indirgemek, CHP’nin yaşadığı soruna ve dolayısıyla çözüme de teğet geçmek demektir.

Ancak, CHP’de hep tam tersi oluyor, diyebiliriz. Partinin başarısızlığı tartışma konusu olduğunda, büyük ekseriyetin hemen üzerinde birleştiği, yönetimi değiştirmek oluyor. Yani, farklı kişilerin farklı başarı elde edebileceği varsayımı inatla taraftar bulmaya devam ediyor!

Halbuki, yukarıda belirttiğim gibi, CHP’nin 1950 yılından bu yana seçimlerde aldığı oy oranı yaklaşık olarak değişmemiştir. Demek ki, değişmesi gereken kişiler değildir. Bundan daha da önemlisi, seçmen tepkilerinin ve kaygılarının nasıl değişeceği sorusuna bulunacak cevaptır.

Bu noktada, CHP’nin yönetimi konusunda iddiası olan herkesin 20. yüzyılın en önemli aydınlarından Albert Einstein’in şu sözünü ciddiyetle dikkate alması gerekmez mi? “Deliliğin tanımı aynı şeyi defalarca yapıp, farklı sonuçlar beklemektir.” (“The definition of insanity is doing the same thing over and over and expecting different results.”)

CHP NEREYE?

Şu anda da, benzer bir durumla karşı karşıyayız. Evet, CHP istenilen sonuçları alamıyor. Evet, CHP rakibi ile yarışta başarılı olamıyor. CHP, üyelerinin ve oy veren seçmenin iktidar özlemini karşılayamıyor.

Peki, bu durumu CHP nasıl değiştirebilir? Kısaca; CHP nasıl iktidar olabilir?

Neredeyse CHP’yi ikiye bölen bir teze göre, var olan yönetim değişirse, iktidar da gelecektir.

“Filanca gelecek, dertler bitecek!” sloganı ile formüle edebileceğimiz bu tezin dayanağı olabilir mi? Elbette, olamaz! Kişilerin karakter özelliklerinin seçmeni etkileyebileceği doğrudur.

Ancak, seçmenin sadece bu noktadan hareketle tercihlerini değiştirebileceğini var saymak kabul edilebilir mi? Doğru olsaydı, 6 birbirinden çok farklı özellikleri olan liderler neden farklı sonuç alamadılar?

Bugün CHP’de değişimi kişilere indirgeyen bir baskı ile karşı karşıyayız. Bunun iktidarı getirmeyeceğini iddia etmek için, çok fazla çaba göstermeye gerek yok. Zaten, geçmiş sonuçlardan aşikâr.

Fakat, değişim talebinin kişilere indirgenmiş polemikle karşılandığı ve toplamda sadece seçmendeki olumsuz CHP algısını güçlendirdiği gerçeğinin dikkate alınmadığı bir atmosfer ile karşı karşıyayız. Bu olumsuz atmosferin yanına, kısa süre sonra gerçekleşecek yerel seçimleri de koyduğumuzda, “yönetim değişsin” talebinin samimiyeti ve başarı şansı ciddi bir soru olarak cevaplanmayı bekliyor.

NE YAPMALI?

O halde, başlıktaki soruyu yeniden soralım; CHP nasıl kurtulur?

Orta Doğu coğrafyasının ilk modern devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve yaşatan bir geleneğin sahipleri olarak CHP’nin toplum önünde verdiği resmin, kuruluş dönemi ile büyük ölçüde örtüşmediği bir gerçek.

Eşitlik hukuku ile devletin en üst yönetim kademelerinde kendisine yer bulmuş, özgürleşmiş ve “efendi” olmuş bir milletin ortaya çıkmasına damga vurmuş, Anadolu’nun yoksul halkına umut olmuş bir partinin bugün de, Türkiye’nin daha ileri refah, demokrasi ve ulusal egemenlik seviyesine yükselmesinin öncülüğünü üstlenmesi gerekiyor.

Yani, asıl değişimin aşağıdan yukarıya doğru tüm partinin görev ve çalışma anlayışlarının yeniden tanımlanmasında, parti programının konseptual çerçevesinde, seçmendeki CHP algısının köktenci araç ve iletişim yolları ile yeniden düzenlenmesinde gerçekleşmesi gerekiyor.

YAZARLAR