Kibir ve mutsuz toplum ilişkisi

Temellerin, Kavramların, Kurumların, Teknolojinin ve her şeyin hızla değiştiği ‘’ küçülen’’ bir dünyada yaşıyoruz. 
Günlük yaşamımız zaman zaman hatta çoğu zaman sorunlarla dolu. Ömrümüz ise onlara çözümler aramak, daha iyi ve mutlu bir yaşamı kovalamakla geçiyor.

İnsanların bu sorunlarla baş edebilmesi için iyi, bilinçli yetiştirilmesi, çok iyi eğitilmesi ve sosyalleşmesi  gerekiyor. 
Ayrıca devletin tüm organlarının, özelliklede adalet dağıtan hukuk sisteminin, mahkemelerininde iyi çalışması, vatandaşlarına eşit davranması, ayrım yapmaması, yöneticilerininde işin ehli  ve dürüst, tarfsız  olması gerekiyor.
Bugün şark, ortadoğu ve müslümanların çoğunlukta bulunduğu ve yönettiği  toplumlarda ne yazıkki devlet çarkı, bürokrasi batıdaki ülkelerden çok farklı işliyor. 

Bunu 38 yıldır Almanya’da yaşayan ve 32 yıldır da bir Alman Kamu Kurumunun sosyal alanında çalışmam nedeniyle iki ülkeyi kıyaslayabilen, farkları çok rahat  görebilen birisi olarak söylüyorum. 

Medyadan izliyoruz, okuyoruz Türkiye’de Devlet dairelerinde, mahkemelerde zaman zaman Hakim, Savcı, Memurların hepsi değil ama çoğunluğu oralara yolunuz düşerse karar verirken önce sizin statünüze, konumunuza sonra yaşam ve düşünce biçiminize, kılık, kıyafetinize, kimlikteki etnik kökeninize, inanç boyutunuza bakıp muamele uyguluyor, hizmet veriyor.
Bunları şundan dolayı yazıyorum: Şu an çok aktüel olan(eminim duymuş ve okumuşsunuzdur) eski Galatasaraylı Milli Futbolcu Arda Turan, Berkay adlı sanatçıyla kavgası,  burun kırma ve hastaneye silahla baskın iddialarıyla gündeme geldi.
Arda Turan hükümete yakın birisi. Hakkında dava açılmış şimdi. 

Oysaki 20 ay önce İstanbul Atatürk hava Limanı’nda linçe maruz kalan modacı, İnsan Hakları Savunucusu Barbaros Şansal’ın davasında 4 savcı değişmesine rağmen iddianame hala tamamlanmamış ve mahkemeye gelmemiş.
Ama adalet dağıtan kurumların prensipte ve pratikte tarafsız olması gerekmiyormu?
Almanya’da iddianame düzenlemeksizin  bir şüpheliyi asla bu kadar hapiste tutamazsınız. 

Aynı şekilde HDP eski Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, 12 HDP’li Vekil, Aktivist Osman Kavala ve onca gazeteci , aydın hala iddianamesiz hapislerde çürüyorlar.

Biz Türkiyeliler etnik, inanç ve kültürel anlamda AKP iktidarından önce ne Asyalı ne Avrupalı ne Ortadoğulu ne de Balkan olmayan konumumuzdan dolayı resmen kimlik bunalımında olan çok kimlikli bir ülkeydik.

AKP’nin kutuplaştırıcı, mezhepçi politikalarıyla şimdi her şey daha da zorlaştı diyebiliriz.
Oysaki ben hala tüm doğal güzellikleri, mutfak kültürü, jeopolitik yapısı, genç nüfusuyla, demokrasisi güçlü, çok kültürlü, çok dilli bir Türkiye’nin tüm dünyaya örnek olabileceğini düşünüyorum.

Ama yaralı, yamalı , hep “kendine demokrasi’’ ve kibirli insanlar tarafından yönetiliyorsanız bu mümkün değil. 
O kadar iyi olabilecek şeylerin tersine şu an iktidara muhalifseniz yaşamınız cehennem olabilir. 
Örneğin iş arıyorsanız iş bulamıyorsunuz, iş insanıysanız ihale alamıyorsunuz, sanatçıysanız konserleriniz iptal oluyor. 
Medya sektöründeyseniz en önemli gelir kaynaklarınız kesiliyor. Reklam ambargosuyla boğuşuyorsunuz. Gazeteciyseniz işten atılıyorsunuz.
Bu nedenle Türk insanın ruh halini ve toplumunun sosyal yapısını  çözecek ve tedavi edecek psikolog, sosyolog, pedagog dünyada yoktur diye düşünüyorum.

Eskiden Anadolu’da, kırsal yerleşim alanlarında  insanlar evini, hanesini, sofrasını yabancıya, el’ e, garibe, muhtaça ‘’ Tanrı misafiri’’ der açardı.
Şimdi ise sokakta birbirlerine yan bakan, omuz atan, lan diyen insanlar birbirlerini vuruyorlar.
Sosyoloji bu alanları yani toplumu inceleyen bilim dalıdır. Sosyoloji entelektüel yolculuğun diğer bir adıdır.
Teknoloji iletişim çağındayız ama daha çok içimize, küçük dünyamıza dönük yaşıyor gibiyiz.  Biraz varlıklı, refah içinde yaşıyorsanız yada idareci ve yöneticiyseniz narsist yani kendinize hayranlaşıyor kibiriniz artıyor; artık kimseyi takmıyorsunuz.

Hele devletin önemli kademelerindeyseniz  bazen siz  kendinizi ‘’efendi ‘’ sıradan vatandaşı da ‘’köle’’ olarak görebiliyorsunuz.
Bunu burda Almanya’da Almanların ırkçı olanları da ( Politikacı ve Bürokratlar) yapıyor . Kendi Alman ırkını üstün yani ‘’Ariş’’ görüp özelliklede şark toplumlarından gelen insanları, icraatları ve söylemleriyle dışlayabiliyorlar. 

Hitler ve ekibi gibi kibirli, ırkçı yöneticiler Almanya’nın felaketi olmuş II. Dünya savaşında 20 milyon Alman ölmüştü. Biraz da bu nedenle aralarında bizim insanlarımızın da bulunduğu 1950’ lerde önce İtalya’dan sonra da 1960’ların başında Türkiye’den Almanya’ya iş gücü göçü başlamış, ve büyüklerimiz buraya çalışmaya gelmişlerdi. 
Çünkü çalışacak insanların yarısı harpte ölmüş, sakat kalmış, nüfus kırılmıştı.

Ben yine kendimize bizim topluma ayna tutmaya devam edeyim;
Son yıllarda hep daha egoist, bencil oluyoruz. Çevremize çok duyarsız kalıyor, kimseyi takmıyoruz. Başkalarını daha az umursar hale geliyoruz. Sosyal dayanışmayı unutuyoruz.

Toplmsal mutluluğu, eşitliği, özgürlüğü istiyorsak önce bizlerin “bireysel iyi”  insan olmamız gerekiyor.
Çünkü “toplumsal özgür ve iyi” olmanın yolu da burdan geçiyor. 
Unutmayalım ki tutsak ruhlar asla özgürlüğü getiremez. Özgün kişiliğinden ödün vere vere otoriteye itaat eden, sorgulamayan insan evcilleştirilen vahşi bir ata benzer. 

Toplumsal yaşam kalitesini yükseltmek için biz bireyler olarak ne yapıyoruz işte bu çok önemli.
Daha güzel bir dünyayı birlikte kurmak onun içinde yaşamanın mümkün olduğuna inanmalıyız. Bunun için yapacağımız her seçimde daha dikkatli olmalı, daha titiz davranmalıyız.
Baskılar, kurallar, şartlar ne kadar ağır olursa olsun birey ortak mücadele, empati yoluyla paylaşımcı ve sosyal dayanışmayla iç içe olarak toplumsal pozitif değişimlere imza atabilir. 

Sosyalleşmemiz gerekiyor çünkü sosyal düşünen, onu öğrenen insanı daha az manipüle edebilirsiniz.
Bu nedenle kibirlerden arınıp, çevremizdeki insanları, onların sorunlarını, sıkıntılarını, hayallerini, düşlerini, kaygılarını ve acılarını daha iyi anlamamız gerekiyor.

Kibirlerden vazgeçmek önce yöneticilerden başlamalıdır. Çünkü onların örnek alındığı rol-model durumu unutulmamalıdır.
Kutuplaşma, korku ve ayrışma yerine, paylaşımı ve hoş görüyü tercih eden insanların çoğaldığı bir toplum dileğiyle...
 

YAZARLAR