Türkiye’nin teröristi PYD, Suriye’nin teröristi ÖSO Eski Haberler - ABC Gazetesi
  • Türkiye’nin teröristi PYD, Suriye’nin teröristi ÖSO 

23 Ocak 20019 tarihinde Moskova da düzenlenen Erdoğan-Putin görüşmesinde;  Putin Erdoğan’a 1998 yılında Suriye ile Türkiye arasında imzalanan Adana anlaşmasını hatırlattı.  Erdoğan’ın sınır güvenliği kaygısı ile güvenli bölge ilan edilmesini istemesi üzerine Putin, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını bahse konu “güvenli bölge” oluşturulmasının çözemeyeceğini, bu kaygıların ancak 1998 yılında Suriye ile imzalanan Adana anlaşması ile giderilebileceğini” belirterek Suriye devletini işaret etti.

Erdoğan bu görüşme sonrasında Adana mutabakatına dikkat çekerek olumlu mesajlar vermeye başladı. Sanki Adana anlaşması hala gündemdeymiş gibi, sanki Suriye yönetimi ile ilişki kurmak istiyormuş gibi açıklamalar yaptı.

Suriye ve Türkiye arasında uzunca süredir yaşanan sorundan sonra, bugün gelinen nokta da Adana anlaşması mümkün müdür?  Adana anlaşması yürürlükte midir? Ya da benzer içerikte yeni bir anlaşma mümkün müdür?

1998 yılında imzalanan Adana anlaşması özellikle PKK’nın, Suriye de ki varlığına son verilmesi, PKK mensubu unsurların bu ülkedeki faaliyetlerinin yasaklanarak, barınmalarına izin verilmemesini içeren bir anlaşmaydı ve sonuç alınmıştı.  Bu anlaşma sonrasında Suriye, PKK’nın topraklarındaki faaliyetlerine önemli oranda son verdi ve Öcalan’dan ülkesini terk etmesini istedi. Buna karşılık Türkiye de, Müslüman kardeşler üyelerinin Türkiye’de ki faaliyetlerini kontrol altına alacaktı ve Suriye’ye sızmalarını engelleyecekti.

1998 anlaşması özellikle PKK’ya karşı yapılmış bir anlaşmaydı ve PKK Türkiye kökenli bir yapılanmaydı. Ancak bugün bahse konu olan PYD, Suriyeli bir örgüt ve Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından terör örgütü olarak tanınmıyor.

Bugüne kadar PYD, Suriye sınırından Türkiye’yi açıkça hedefleyen kapsamlı bir saldırıda bulunmadı. Bu nedenle de özellikle ABD ve Rusya tarafından terör örgütü kapsamında görülmemekte. Bu anlamıyla “Adana Anlaşması” bugünkü süreçte  çok geçerli bir anlaşma değildir.

Moskova görüşmesinde Rusya Devlet Başkanı Putin’in yapmak istediği şey Türkiye’nin bir an önce Suriye devleti ile ilişkiye geçmesini işaret etmektir. Bölgede huzurun sağlanmasının tek yolunun Suriye devleti ile masaya oturup, terörist gruplara karşı nasıl bir tutum takınılacağının birlikte belirlenmesini içermektedir.  Suriye’nin de sınır güvenlinin olmadığını, Türkiye sınırlarından binlerce cihatçı teröristin Suriye topraklarına geçerek saldırlar düzenlediğini, bu nedenle de karşılıklı bir sınır güvenliği anlaşmasının yapılması gerektiğine dikkat çekmektir.

Bilindiği gibi Suriye de on binlerce insanı katleden cihatçı terör unsurlarının önemli bir kısmı Türkiye sınırından geçmiş ve sınır güvenliği Suriye açısından kalmamıştır. Özellikle de Türkiye’nin, Kuvayi Milliye benzetmesi ile sahiplendiği ÖSO ve türevi örgütlerini, Suriye devleti terör örgütü olarak görmektedir.

Bu nedenle Suriye, Türkiye sınırlarından kendi topraklarına rahatlıkla geçerek eylemler yapmalarından ciddi anlamda rahatsızlık duymaktadır. Buna ek olarak da İdlib’de üstlenen Nusra cephesi ve türevi  örgütlerin Türkiye’nin garantörlüğünde varlıklarını sürdürmesi ve Suriye mevzilerine saldırlar düzenlemesi hem Rusya hem de Suriye Devleti için ciddi bir sorun olarak durmaktadır.

Durum böyleyken 1998 yılında imzalanan Adana Anlaşması bir anlam taşımamaktadır. Her ülkenin de sınırlarına dönük kaygılarını giderecek yeni anlaşma yapılmalıdır ve bunun da kaçınılmaz yolu Suriye devleti ile masaya oturmaktır.  Bu durumda AKP’nin Suriye yenilgisi demektir. 8 yıldır Suriye’de işbirliği yaptığı güçlerle yıkmaya çalıştığı Suriye devletini yıkamadığını, yıkamayacağını beyan etmesi, Suriye politikasının çöktüğünü ilan etmesi demektir.

Bu süreçten sonra Türkiye’nin, 8 yıllık yanlış ve hukuksuz Suriye politikasının yarattığı sonuçlardan kolaylıkla sıyrılması oldukça zor görünüyor. Türkiye yanlış Suriye politikası ile sırtına ciddi kamburlar almıştır. Bu kamburları kendi hareketini önemli ölçüde engellemekte ve bir anlamda politika değişimlerinde zorlamaktadır. 

Türkiye’nin sahada çok fazla hareket alanı kalmamıştır. Türkiye kendi sınır güvenliğini, kendi sınırları içerisinde sınır komşusu ülkelerle birlikte, karşılıklı çıkarları gözeterek sağlamalıdır. Değişik gerekçelerle bulunduğu Suriye topraklarından çıkmalı ve bölgede hala faaliyet gösteren terör örgütlerine karşı açık bir tavır geliştirmelidir.

Özellikle cihatçı tüm terör örgütlerine karşı açık tavır koymalı ve gerek Suriye sınırlarını gerekse de Türkiye sınırlarını bu terörist unsurlara tamamen kapatmalıdır. Buna karşılık Suriye devletinin sınırlarını korumasına, sınır bölgelerine yerleşmesine destek vermelidir. Geçmişte yalnız Türkiye tarafından sağlanan sınır güvenliğinin artık her iki ülke askerlerinde sağlanmasının önü açılmalıdır. 

Suriye devleti, Suriyeli olan ve öncelikle kendi iç sorunu olan PYD ve benzer diğer örgütlerle sorunlarını bir biçimde çözecektir. Suriyeli Kürtler Suriye’nin asli unsurlarıdır. Ayrıca Suriye devleti ile daha ileri bir noktada öyle yada böyle anlaşacaklardır.

Bu anlamıyla da “sınırlarımızda terör koridoru” oluşturuluyor gerekçesi boşa çıkacaktır.

Çözüm bellidir. Adres bellidir. Aksi bir tutumda direnmenin Türkiye ve bölge için hiçbir yararı yoktur.

Suriye ile masaya oturulmalı ve ortak güvenlik kaygıları en kısa sürede giderilmelidir.