Hamza KİE | Yenilmez olanı iki kez yenerek gelen adam: İmamoğlu

Hamza KİE | Yenilmez olanı iki kez yenerek gelen adam: İmamoğlu

YAZAN: Hamza KİE

Kardeşi, Ekrem’den 9 yıl sonra doğar. Bu yüzden annesinin uzun süre tek çocuk olarak sevdiği bir çocuktur o. Annesi, onu sevmelere doyamasa da o, sevgiye doymuş ki sinirini aldırmış bir yapıdadır. Ekrem, annesinin gözünde her daim 10 yaşında olan küçücük bir çocuktur. Gerçekten 10 yaşındaki bir çocuğa sahip olan anne titrekliğiyle etrafına “Onu koruyun!” yakarışında bulunma ihtiyacı içinde olan bir Havva anadır o.

Ekrem, orta hâlli muhafazakâr bir ailenin çocuğudur. Mütedeyyin bir atmosfer içinde yetişmiştir. Bu atmosferin uzantısı olarak oluşan siyasal tercih içinde zamanın ANAP (Özal) Trabzon İl Başkanı olan bir babanın oğludur Ekrem.

Doğu Anadolu ve Karadeniz çocuklarında çokça tanık olunduğu üzere ailenin tam aksine aydınlanma yaşayan çocuklardandır Ekrem. Üniversiter yaşam içinde köken kültürüne bağlı kalma inceliğiyle sol düşünceye dümen kırar. Buraya tekrar dönmek üzere bir im koyalım.

Arada iş hayatına atılmıştır… Geçelim bu faslı.

İçinde yanan aydınlanma ışığı hedef olarak onu CHP’ye yönlendirmiştir. Öncelikli olarak Beylikdüzü’nün CHP ilçe başkanlığına gelir. CHP’yi, CHP’nin en dağınık ve zayıf bulunduğu yerlerden birisi olan Beylikdüzü’nde iktidara yapmayı hem de CHP’yi iktidar yapacağı Beylikdüzü’nü İstanbul’un Batı Yakası’nın şehircilik başkenti yapmayı kafasına koymuştur. Beylikdüzü’nde CHP ha var ha yok, hükmündedir. İlçe başkanlığı olarak derme çatma diye tarif edilen küçücük bir ofisin içinde bulur kendisini.

Partinin ilçedeki üyelik yapısı deseniz, pasif kayıt durumunda olan üç yüz-beş yüz kişilik bir kaydi listeden ibarettir. Görüleceği üzere hazıra konmaz da yoktan var etme idealizmine sarılır. Bu idealizmin onu nerelere götüreceğinin muştusu olarak bu yazıyı tarihin boş raflarından birisine şimdiden koymuş olacağım.

Çalışmalarına, CHP’yi insanlara dokundurma projeleriyle başlar. Bu idealist genç adam mahalle mahalle örgütlenmeye girişir. Ekip arkadaşlarıyla birlikte her mahallede bir “Dayanışma Evi” oluşturur. Yardımseverleri harekete geçirip bu evlerin içine yoksullara yönelik eşya depolama örgütlemesi yapar. Bu evlere yüzlerce insan girip çıkar. İsteyen istediğini belli bir ahlaki disiplin içinde ihtiyacı oranında alır gider. Ailelerin kimileri sünnetini, kimileri düğününü, kimileri de taziyesini bu Dayanışma Evleri’nde yapar.

Bu hizmetler karşılığında insanları parti üyeliğine zorlamadan partiye değdirir. İlçenin insanlarıyla parti arasında adeta iletişim trafosu olur. Dokunmadık insan bırakmaz. Duraklarda bekleyen insanlara kadar gitti, kafeteryalara girdi çıktı, parklarda spor yapanlara enerji ikramında bulundu, sabahın köründe işe giden insanlara çay, poğaça ikram etti. Yoksulların evinin önünde düz geçip gitmeden onların evlerinin içine girerek kuru yavan sofralarına mihman oldu, yarenlik yaptı.

İlçe başkanlığındaki üretken ve yaratıcı 5 yıllık bu süreç sonunda 10 yıldır AKP’nin elinde olan Beylikdüzü Başkanlığını 2014 yılı seçimlerinde yüzde 51’lik oy oranıyla alarak CHP’nin ilk belediye başkanı olur. Bu başarıyı daha da anlamlı kılan şu ki o seçimde CHP’nin elindekilerin dışında fazladan tek aldığı yerdir Beylikdüzü. Bir önceki seçime göre yüzde 70’lik oy artışıyla kazanmıştır. Bunun sebebinin İmamoğlu olduğunu bugün daha da iyi anlıyoruz.

Daha ilçe başkanlığı dönemindeyken “mutlu yüzler şehri” olarak biçimlediği Beylikdüzü’nün hemen ardından üstlendiği 5 yıllık başkanlık döneminde yarattığı gelişimleri sıralamaya gerek var mı? Onun bize göstermiş olduğu kişilikli iş bilirliğinden sonra yaptıklarına dair çıkarımlarda bulunmak zor olmasa gerek. Yazıyı şehircilik icraatlarıyla doldurmamak için hizmetlerini sembolize edecek her şeyin başı olan eğitime ve kültüre verdiği önemi öne çıkartmak için bir paragrafla yetinmek istiyorum.

Başkanlık döneminde okullara yardımlar etti. Konferans salonları, müzik odaları ekledi. Atatürk büstleri dikmekle yetinmeyip yanında kütüphaneler yaptı. Kültür merkezleri açtı. Şu an -Türkiye’de- ilçe belediyeleri içindeki en büyük kütüphane (Yaşar Kemal) Beylikdüzü’ndeki Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’ndedir.

Merkezi yönetimin, muhalifleri tüm engellemeleri devredeyken bir ilçe belediyeciliğinde sol belediyecilik adına daha ne yapsındı? Devletleştirmeler yapması beklenemezdi herhalde? Böylelikle CHP’nin merkezi iktidarda olmamasına karşın merkezi iktidarın yolunu döşeyecek yerel hizmet üretimi yapılabileceğini göstererek güven kazanmış oldu. Oradaki deneyim aynı zamanda büyük ölçekli yönetimin göstergesi olacaktı.

80 sonrası -özellikle de AKP döneminde- daha ideolojik temelli seçim kampanyaları olması gerekirken tam tersine derinliksiz, toplum kesimlerini sözde ürkütmemeye yönelik seçim kampanyaları oluştu. Örneğin bir yandan laiklik yok edilirken, öte yandan da toplumcu ekonomi tasfiye edilip peşkeş ekonomisine çevrilirken, toplum kesimleri tek yanlı dönek sol-liberal destekli propagandalarla beyinsel dumurlara uğratılarak aleyhlerindeki ekonomik ve siyasi kararları sempatiyle karşılar kıvama getirildiler. Gide gide -sözde (hileli hurdalı) seçimlerle- o halk karşıtı politikaları onaylama bilinçsizliğine düşürüldüler.

Buna göre muhalefet dizaynı da oluşturuldu. Karşı savları dile getirmek, oy kaybı korkusuna dönüştürüldü. Dolayısıyla partilerin ve kişilerin temel düşünce ve ilkeleri toplum kesimlerine anlatılamamaktadır. Bu belirsizlik içinde kişilerin ideolojik bir renginin olup olmadığına dahi vakıf olunamıyor. Karşıtlarını biliyoruz da örneğin İmamoğlu ne? Muhafazakar mı, liberal bir post mu? Yoksa ideolojisiz birisi mi? Ya solculuğu?

Yukarıdaki satırlar içinde sola yönelişine değinirken şimdilik buraya dönmek üzere bir im koyalım, demiştim. Evet, mademki hem ilçedeki yaptıklarını hem de şu seçim sürecindeki dirayetini ve yönlendiriciliğini, yani öncü liderlik vasfını gördük, o zaman siyasileştirelim İmamoğlu’nun kişiliğini. İBB’de icraata başlarken elindeki düşünsel kılavuzun ana başlıklarını görüp irdelemekte yarar var. Sıkıştırılmış ve güncelin içine gömülmek zorunda kalınan seçim kampanyaları içinde es geçilen o ideolojik yapısını -kendi verileriyle- kavrayalım.

İmamoğlu’nun anlatıldığı “Benim Sevgili Başkanım” kitabının içinden İmamoğlu’nun ideolojisine temel olacak esaslı konulardaki ana düşüncelerini çekerek devamında yorumlamaya çalışalım.

– Bu ülkenin birincil sorunu nedir derseniz, her şeyi bir tarafa bırakır “eğitimdir” derim. Millet olarak yaşadığımız sorunların, ayrışmanın, kutuplaşmanın temeli eğitimsizliktir. Eğitimimiz yetersiz olunca araştıramıyor, geliştiremiyor, katma değer yaratamıyor ve nihayet kalkınamıyoruz. Türkiye çok derin hatalar yapmıştır. En kritik hatalardan biri Köy Enstitülerinin kapatılmasıydı.

İmamoğlu’nun eğitim ve kültür programı alanında sergilediği yaklaşıma baktığımızda “eğitilmiş toplum” ve “yerinde üreterek/yaparak eğitim-öğretim”e dayanan toplumcu bir modeli savunmaktadır. Türkiye’nin “çağdaş medeniyetler” seviyesine yükseltilmesinin en tekil ve en özgün markası olan “Köy Enstitüleri”ni model alan bir ideoloji sahibiyle karşı karşıyayız.

– Eskilerin “Plan değil, pilava ihtiyacımız var” sözüne katılmıyorum. Pilav kadar plana da ihtiyacımız var. Her alanda en az 50 yıllık planlara ihtiyacımız var.

Türkiye’de tek parti döneminde uygulanan toplumcu-devletçi “Planlı Ekonomi”ye karşı sağcı-tutucu iktidarlar popülist bir kandırmacayla “Plan mı, pilav mı?” karşı koyuşu içinde olmuşlardır. Bu çizgiyi Bayar-Menderes/Demirel ve ardılları gibi sağ program sahibi partiler üstlenmişlerdir. İmamoğlu, satırbaşı beyanında görüldüğü üzere bu sağcı, vahşi liberal karşı çıkışa karşı “toplumcu, planlı ekonomi”yi savunarak sol bayrak açmaktadır.

– Tek başına maddi zenginliğin hiçbir anlamı yok. Özgürlüğünüz yoksa zenginliğin anlamı da yok. (…) Türkiye’nin her coğrafyasının ürettiği, üretilenden adilce pay aldığı bir ekonomiye dönüşmesi lazımdır. (…) Adaletsiz gelir paylaşımı toplumu çürütür.

Ekonomik paylaşım ve özgürlük politikası, satırbaşlarında anlaşılacağı üzere solun sınıflar arası eşitlikçi ya da pozitif ayrımcı bölüşümüne dayanmaktadır. Toplumların ekonomik zenginliğinin, özgürlüğün sağlayacağı edimlerle anlamlanacağı tespitinde bulunmaktadır. Liberalizme yan bakarak solun dayandığı özgürlükçülüğü ve adaletli paylaşımı savunmaktadır. Unutmayalım ki liberalizmde özgürlük olabilse de eşitlikçi paylaşım olmaz/olamaz.

– Laiklik yoksa demokrasi işlemez. Bugün yaşamakta olduğumuz onlarca sorunun derinliklerinde laiklikten uzaklaşma politikaları var. Laiklik bu toplumun bir arada yaşayabilmesini sağlamanın olmazsa olmazıdır.

Görüldüğü üzere İmamoğlu’nda laiklik savunusu her şeyin başıdır. Demokrasinin baş koşulu laikliktir. Demokrasinin olmadığı yerde laiklik olabilir ama laikliğin olmadığı yerde ne demokrasi ne de özgürlük olabilir. Dolayısıyla demokrasinin olmadığı yerlerde hiçbir özgürlükçü-sanatsal edim olamayacağı gibi solun da yaşama hakkı olmaz. Bunun bir örneği yoktur. İmamoğlu, sol çağdaşlığı savunmaktadır.

– Dış politika aşk ve nefret ilişkilerine göre değil, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” ilkesi ekseninde yürütülmelidir.

Burnumuzun dibinde yer alan Orta Doğu ya da Batı Asya ucunun içinde bulunduğu ateş çemberi bataklığı bu ilkenin önemini bize tartışmasız kabul ettirmektedir. Türkiye’nin yürürlükteki Suriye politikasından başlayıp gidersek yazının içeriği çok değişecektir.

İmamoğlu’nun sol demokrat, laik çizgisini daha geniş anlamlandırmasına yer açalım:

Mustafa Kemal Atatürk’ün laiklik adımının Türkiye adına ne kadar değerli, ne kadar vazgeçilmez bir prensip olduğunun altını çizerek başlamak benim için bu ülkenin kurucusuna karşı büyük bir manevi borç… Bugün yaşamakta olduğumuz onlarca sorunun derinliklerinde laiklikten uzaklaşma politikaları var. Laiklik bu toplumun bir arada yaşayabilmesini sağlamanın olmazsa olmazıdır. Bu ilke korunmazsa Türkiye’yi zannedildiğinden çok daha problemli günlerin bekleyeceği bilinmelidir. Laiklik olmazsa demokrasi de olmaz. Devletin özgürlükçü temelde her inanışa, her dine eşit yaklaşabilmesi için laiklik anlayışının temel felsefe olarak kabul edilmesi şarttır.”

Son söz bir soru olsun.

Nasıl, ana muhalefet solu iktidara taşıyacak olan bir lider profili görebiliyor musun?

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR