• Yurtsever savcı Doğan Öz’ün katili nasıl korundu!

    Yurtsever savcı Doğan Öz’ün katledilişinin 41. yıldönümü.

    Doğan Öz, Köy Enstitülü bir babanın oğluydu. 1959 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk tayin olduğu yer Diyarbakır Çermik. Sonra Denizli, Konya, Mardin… Hep halkıyla beraberdi. Devrimci ve yurtsever tutumuyla sistemle bir türlü “uyum” sağlayamadı.

    Irkçı milliyetçi “Yeniden Milli Mücadele” isimli derginin hedefinde Doğan Öz vardır. “Melun Savcı”, “Savcı Doğan Öz’ün akıbeti”, “Doğan Öz şimdi de bölücülük yapıyor”, “Doğan Öz’ün marifetleri” derginin bazı haberlerinin başlıkları… O dönemde Melih Gökçek de “Yeniden Milli Mücadele”nin militanıydı.

    doğan öz

    Savcı Doğan Öz, 24 Mart 1978’de katledildi. Tam da Kontrgerilla hakkında dava açmaya hazırlandığı sırada. Uğur Mumcu, Öz’ün öldürülmesiyle ilgili şöyle demişti:

    “Doğan Öz, 1980 öncesinde ‘cinayetleri nasıl durdururuz’ diye düşünen bir vatanperverdi. O yıllarda Doğan Öz’ün kontrgerilla ile ilgili bir araştırması olduğunu, görüştüğü, soruşturduğu kişilerden duymuştuk. Bu konuda çalıştığını ve bir dava açma hazırlığında olduğunu biliyordum.”

    Tanıklardan birinin verdiği eşgal üzerine yakalandı Çiftçi. Suçunu ikrar etti. Tanıklar ve kanıtlar aleyhindeydi. Savunma Bakanlığında bulunduğu iddia edilen esrarengiz dosyası nedeniyle Çiftçi hakkında verilen 4 idam cezası da Askeri Yargıtayda bozuldu.

    Nihai karar şöyle yazıldı: “Çiftçi’nin Doğan Öz’ ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görüldü. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun kararına direnilemeyeceğinden sanığın beraatına…” Tarih 9.1.1985

    Her sabah dördünü de yanaklarından öperdi evinden çıkmadan.24 Mart 1978 sabahı da önce oğlu Hakan’ı öptü. Büyük oğlu Turan erkenden çıkmıştı okuluna yetişmek üzere. Doğan Öz’ü geçirmek üzere kucağında beş yaşındaki kızları Bengi’yle Sezen Hanım kapıdaydı.

    Her ikisini de birer yanağından öptükten sonra merdivenlere yürüdü. Kapı arkasından son kez kapanmıştı. İki üç dakika sonra duyuldu silah sesleri. Oturdukları daire sokağa bakmıyordu. Sezen Öz, korku içinde balkondan yarı beline kadar sarktı.

    Doğan Öz’ün arabasının üstüne eğilip kalkan insanları görünce felaketin kendi kapılarını çaldığını anladı. Aşağıya indiğinde kocası Doğan Öz ölmüştü. Kurşunlar beynine isabet etmişti.

    Bu planlı bir cinayetti. Nedeni ise Doğan Öz’ün Cumhuriyet Savcılığı görevinde, her şeyin üstünde tuttuğu hukukçu kimliğinde saklıydı.

    Doğan Öz, 19 Ocak 1978 günü Ankara’da öldürülen Levent Özyörük adlı Üniversite öğrencisinin katillerini bulmak için Site Yurdu’nu aratmış, bizzat bulunduğu aramada bir grup ülkücü gözaltına alınmıştı.

    Mahkeme sürecinde verilen ifadelere göre Doğan Öz bu yüzden infaz edilmişti. Ülkücüler toplanıp Doğan Öz’ün öldürülmesine karar verip üç kişiyi görevlendirmişlerdi. İbrahim Çiftçi,Hüseyin Kocabaş ve Hüseyin Demirel.

    Sanıklardan sadece ikisi çıkarıldı mahkemeye. Katliam kararına katılan, tabancayı sağlayan ve cinayet yerinde bulunan Hüseyin Demirel ise ise hiç yakalanmadı. Doğan Öz cinayetinden 20 yıl sonra kaleme alınan bir kitapta o günlerin Başkomiseri Zeki Kaman, Yeşil benzeri bir kişiden söz ediyor:

    “Bahçelievler olayında çok önemli bir sanık var. Katliamı hazırlayıp uygulatan da odur. Abdullah Çatlı’nın patronudur. O zamanlar çok üzerine düştük. Yakalayamadık. Savcı Doğan Öz cinayetine de karıştı. O bulunmadan Susurluk da, 12 Eylül öncesi olaylar da çözülmez.” (Kod Adı Susurluk- Fikri Sağlar/Emin Özgönül)

    Doğan Öz’ün tetikçilerinin aleyhinde açılan dava inanılmaz bir seyir izledi. Davanın sürdüğü 6 yıl dokuz aylık süre içinde İbrahim Çiftçi dört kez idam cezasına çarptırıldı. Karar dört kez bozuldu. Ve 9 Ocak 1985’te İbrahim Çiftçi ve Hüseyin Kocabaş beraat ettiler.

    İdam cezasından beraata giden süreçte neler yaşandı?

    Sabah 8:15 sularında herkesin işine ve okuluna gittiği bir saatte işlenen cinayetin pek çok tanığı vardı. Olay anında, Kızılırmak Caddesinin devamında bir apartmanın önünde kömür çeken kapıcı Hayati Erdoğan ilk günden çok ayrıntılı eşkalini vermişti katilin.

    14’lü silahını boşalttıktan sonra yüz yüze gelmişlerdi çünkü. Erdoğan onu her yönden izlemişti. “Bu şahsı ne zaman ve nerede görsem rahatlıkla duraksamadan tanıyabilirim” demiş ve sözcükleriyle onun adeta resmini çizmişti.

    “…Zayıf yapılı, siyah gür saçlı, saçları uzun arkaya taranmış, alnı düz, şahin burunlu, kalkık ve biçimsiz burun yapısına sahip, yüz yanak kısımlarında kemik çıkıntılı, yüz uzunluğu normal, bıyıksız esmer, kuru tipli birisi. Dizleri beyazlaşmış dar paça Amerikan kotu… pantolondan az daha koyu renkte belden kesik, tahminime göre fermuarlı olabilen bir mont. Görünümü öğrenci havası veriyordu.”

    İbrahim Çiftçi karşısına çıkartılıncaya kadar da kendisine gösterilen 179’a yakın kişi ve fotoğrafın hiçbirine budur demedi Erdoğan. Dava sırasında da sık sık tehdit edilmesine karşın ifadesini değiştirmedi. Bir keresinde “Hakim bey bunu yaz, benim düşmanım yok. Eğer bana bir şey olursa bunlar öldürmüş olacak” diyecekti.

    Çiftçi, yakalandığında Hayati Erdoğan’ı kelime kelime doğrulamıştı…”Benim üzerimde mavi renkli kot pantolon, üzerimde gri renk ceket vardı. Giydiğim kot pantolon ile ceket halen evimdedir.” Katilin cinayet günü giydiği pantolon gerçekten de evinde yapılan aramada bulunacaktı. Bir pantolon daha çıktı Çiftçi’nin evinden. Bahçelievler katliamında kullanılan eterle kirlendiği için minderin içine sakladığı kot pantolon.

    Nasıl yakalandı?

    İbrahim Çiftçi, Asliye Ceza’daki bir duruşmada solcu bir genç aleyhine tanıklık yaparken ihbar üzerine gözaltına alınıp emniyete götürüldü. İhbarı yapan, daha önce Bahçelievler katliamı sanıklarını teşhis eden bir kadındı. Fikri Sağlarve Emin Özgönül’ün Susurluk kitabında bu kadından şöyle söz ediliyor:

    “Yedi TİP’li (Türkiye İşçi Partisi) genç Ankara’nın Bahçelievler semtindeki 15. sokak 56/2 numaralı evde kalıyorlar. Aynı sokakta oturan S. Hanım, 9 Ekim 1978 gecesi, bu olayın hemen sonrasında bu apartmanın önünden geçiyor. Evin önünde iki kişi var. Biri diğerine şöyle sesleniyor:5-6-2 tamam Reis. Cinayetin işlendiği evin numarası 56/2. Bir çay saatinde anlatılan bu olay bir polis eşinin aktarmasıyla katliamı soruşturan komiser Dürüst Oktay’a kadar ulaşıyor. Ve S. Hanım bulunup kendisine Bahçelievler çevresinden eylemlere karışabilecek kişilerin fotoğrafları gösteriliyor. O da Haluk Kırcı ile Abdullah Çatlı’yı teşhis ediyor fotoğraflarından.”

    Öz davası ile ilgili anlatılanlardan bu kadının tanıklığına birkaç kez daha başvurulduğu, İbrahim Çiftçi’nin de 5-6-2 şifresinin çözülmesi sonucu yakalandığı anlaşılıyor.

    Bahçelievler katliamı ile ilgili olarak Çiftçi’yi sorgulayan polisler, tanık Erdoğan’ın verdiği eşkaldeki kişiye tıpa tıp uyduğunu fark ediyorlar. Beş kişilik bir grup içinde Çiftçi’yi gösteriyorlar ona. Erdoğan sararıp sendeliyor ve sonra da “Buydu, buydu” diyor.

    Sezen Öz, kocasının katiliyle karşılaştığı o geceyi şöyle anlatıyor: “Gece saat 12:00 gibiydi. Sizi emniyete götürmek istiyoruz. Sanığı yakaladık, bir de sizinle yüzleştirme yapalım, olur ki görmüşsünüzdür, dediler.

    Gittiğimde sanığın ifadesi alınıyordu. İkrarını yapmıştı. En ince detayına kadar her şeyi anlattı. Emniyet Müdürü Ercan Belen’di. Yanımda da Turan vardı. Bak genci, -Doğan Öz’ün oğlu- babasız bıraktın, dedi. O da özür dilerim, benim de babam yok dedi, boğuk bir sesle. Sonra da pişman olduğunu söyledi.”

    İbrahim Çiftçi, tanık Hayati Erdoğan’la yüzleştirildikten sonra inkârdan vazgeçip “Öz’ü öldürdüm” diyecekti. Dava dosyasına giren ifadesi şöyleydi: “Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ü, … eski Ankara Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Hüseyin Demirel ve halen Muzaffer Üstüneladlı şahsı öldürmek suçundan hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi bulunan Hüseyin Kocabaş adlı şahsın verdikleri talimat üzerine ÖLDÜRDÜM. Suçta kullandığım tabancayı Hüseyin Demirel verdi. Kullandıktan bir gün sonra tekrar aynı şahıs tabancayı benden geri aldı. Bu şahıslar bana Doğan Öz’ün Site yurdunu arattığını ve ayrıca Ülkü Ocaklarını kapattırmak için çalıştığını ve Ülkü Ocakları için tahkikat açtığını söylediler Bu nedenle savcının öldürülmesi için bana talimat verdiler… Hüseyin tarafından bana verilen tabanca 14’lü idi. Hatırladığıma göre 6 el ateş etmiştim.”

    Deliller…

    Çiftçi ikrarında 6 el ateş ettiğini söylemişti, arabanın yanında 6 boş kovan bulundu.Yalnız kendisinin ateş ettiğini söylemişti. Tanıklar da olayı böyle aktardılar. Bu gerçek, balistik incelemede de doğrulandı.

    Çiftçi, ateş ettiği sırada arabanın sol sinyalinin yanmakta olduğunu söylemişti. Savcılar da olay yerine geldiklerinde sol sinyalin yandığını tespit etmişlerdi.

    Çiftçi, Hüseyin Kocabaş’ı cezaevinde tanıdığını anlatmıştı, resmi kayıtlarla doğrulandı.

    Cinayet silahının Hüseyin Kocabaş’ın da içinde bulunduğu bir grup tarafından Zafer Üstünel adındaki öğrencinin öldürülmesinde de kullanıldığı, Kocabaş’ın bu cinayetten hüküm giydiği anlaşıldı.Çiftçi, Kocabaş ve cinayet silahı arasındaki ayrılmaz bağ mahkeme ilamıyla doğrulanmıştı.

    Çiftçi’nin avukatları Can Özbay ve Beni Han’ın sunduğu bütün kanıtlar ve tanıklar birer birer çürütülmüştü.

    Ancak davada yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Hepsi de bir üst mahkemede bozulan dört idam hükmü vermişti 1 No’lu Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi. İlk bozma gerekçesinde, “çok kültürlü bir ODTÜ öğretim üyesi sanığı teşhis edemezken bir kapıcı nasıl teşhis ediyor” denilmişti. (Teşhis edemeyen o günlerin Doçenti Ziya Aktaş’tı- şimdiki DSP hükümeti bakanlarından.)

    Bir sonraki bozma kararının gerekçesi, ifadeyi alan savcı yardımcılarının mahkeme huzurunda dinlenmeyişiydi.

    Tahliyesine….

    Yerel Sıkıyönetim Mahkemesi son kararında İbrahim Çiftçi için dördüncü kez idam, Hüseyin Kocabaş için de 12 yıl ağır hapis cezası verdi. Ancak o güne dek sürekli idam isteminde bulunan Başsavcılık, onama kararına itiraz edip hükmün bozulmasını ve İbrahim Çiftçi’nin tahliyesini istedi.

    Bu karara direnmeyen 1 No’lu Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nin nihai kararı benzerine rastlanmamış türdendi:” Sanık Çiftçi’nin Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden, Sanık Çiftçi’nin beraatine… ” Karar 7’ye karşı 8 oyla alındı.

    Tahliye kararı hem Öz ailesi hem de Çiftçi için inanılmazdı! Çiftçi, kendisine “tahliye oldun” dediklerinde, ” hayır” demişti, “beni öldüreceksiniz. Çıkmıyorum.”

    Sezen Öz, ne oldu da dava beraatla sonuçlandı diye dosyaya bakmaya gittiğinde, zamanın Başbakanı Bülent Ulusu’ya yazılmış bir dilekçeyle karşılaşacaktı. Bu dilekçede, avukatları, müvekkillerinin Milli Savunma Bakanlığı’nda bir dosyası bulunduğundan söz etmekteydiler.

    Tevsii tahkikat talebinde bulunuldu, sözü edilen dosyanın getirilmesi istendi, ama talep reddedildi.

    İbrahim Çiftçi Mamak Askeri Hapishanesi’nden çıkar çıkmaz İLKSAN’a müdür tayin edildi. Sonra da devletten ihaleler alan bir işadamı oldu. MHP Genel İdare Kurulu üyeliği yaptı. İş ortağının şüpheli bir biçimde öldürülmesinin ardından gözaltına alındı. 17 Haziran 1997’de yapılan MHP Kurultay’ında Genel Başkan adayı oldu.

    Sezen Öz tahliyesinden sonra iki kez karşılaştı İbrahim Çiftçi ile. Ankara Sincan kavşağında kırmızı ışıkta bir Mercedes içinde, direksiyon başında gazete okuyan bir adam görmüştü. Kim bu garip insan diye baktığında fark etti onun İbrahim Çiftçi olduğunu.

    İkincisinde de Kızılay’da yürürken laubali bir biçimde şakalaşan kızlı oğlanlı bir grubun içinde gördü onu. Çiftçi,Susurluk olayının patlak vermesinin ardından kendisiyle yapılan bir röportajda, adeta beraat kararının ardındaki gerçeğe değinecek, “Bizi kullandılar” diyecekti.

    Çiftçi değilse kim?

    Davayı başından sonuna izleyen Avukat Veli Devecioğlu, Askeri Yargıtay Başsavcılığı’na verdiği dilekçede şunu vurguluyordu: “Bu dava böyle biterse adalet onulmaz bir yara alacaktır. Sesimiz, adalet arayan mağdurların çığlığıdır.

    Bu haksızlığı her yerde haykıracağız. Katilleri bırakıp aydın ve kitap kovalayan devlete, Doğan’ın katili Çiftçi değilse, kim olduğunu, neden yakalanmadığını bıkmadan usanmadan soracağız.”

    Doğan Öz’ün öldürülmesinden 2l yıl sonra şöyle diyor Sezen Öz: “Biz bir hukuk savaşını kaybettik. Galiba bu kadar şaibeli bir devleti koruma görevi bize düşmüş. Birileri batırırken, biz hâlâ devlete sahip çıkmaya, onu hukuka uymaya zorluyoruz. Büyük sabırla, saygıyla beklemişiz. Pişman olunacak, bir gün özür dilenecek diye. Biz hâlâ o kadar saygılı davranırken, birileri Susurluk sonrası devlet adına cinayet işlenebildiğini alenen açıklayıverdiler.”

    Doğan Öz’ün eşi Sezen Öz ve Avukatı Veli Devecioğlu yenik düştükleri hukuk kavgasını sürdürüyorlar ve dava dosyasını her an yeniden açılmaya hazır tutuyorlar.

    İkisi de 18 Nisan’da yapılacak seçimlerde İşçi Partisi-Sol Güçbirliği listesinden aday. Kabullenemedikleri bir cinayete, hazmedemedikleri beraat kararına karşı yıllar sonra siyasi bir itirazda bulunmak için…

    * BU yazı 21 Mart 1999’da Cumhuriyet Dergi’de yayımlandı.