• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 18 °C

CHP'li Niyazi Nefi Kara: AKP kendi suç örgütlerini oluşturuyor

CHP'li Niyazi Nefi Kara: AKP kendi suç örgütlerini oluşturuyor
CHP Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara: ‘Bu işin sonunda bizi bu hale getiren sorumlular ya ülke içinde yargılanacaklar ya da çok daha kötü sonuçlarla karşılaşacaklar’

Söyleşi: Çağdaş Gökbel
Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ile Antalya’daki maden ocaklarını, turizmin yaşadığı krizi ve Türkiye’nin gündemini konuştuk.

İktidarın ekonomi, çevre ve güvenlik alanındaki politikalarının yanlış olduğunu ifade eden Niyazi Nefi kara, Anadolu insanının daha fazla baskı altında yaşayamayacağını söyledi.

İktidarın dış politikadaki hatalarının bedelini en çok ödeyen kentlerden birisi de Antalya. Pek çok kişinin geçim kaynağı olan turizm sektörünün geldiği durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Antalya’da turizm şuan bitme noktasına gelmiş durumda. Otellerin %70’i kapanmış durumda. Bu sadece otel sahiplerini ilgilendiren bir durum değil. Çalışanların çoğu işsiz kalacak. Buda ilk etapta 70 bin civarında insanı kapsayacak gibi görünüyor. Turizmin bu şekilde krize girmesi zincirleme olarak diğer sektörleri de etkiliyor. Otellere belli malzemeleri sağlayan tedarikçi firmalardan tutun, otellere ürettiklerini satan tarım kesimi de etkileniyor. Özetle toplamda 6 milyar liralık bir zarardan söz ediliyor. Toplamda bunu Türkiye’ye göre hesapladığınızda 30-40 milyar liralık büyük bir ekonomik kayıp çıkıyor karşımıza.

Hükümetin bu durumu düzeltebilmek için İran’dan turist getirmek gibi bazı çalışmaları var.  Ama henüz şuan bu çalışmalar olumlu manada yansımıştır diyemeyiz. Böylesi bir ortamda turizmin düzelmesi imkansız görünüyor. Çatışmalı bir ortam var ve ülkenin doğusunda bu çatışmalı sürecin tam içinde. Batı’da ise güvenlik sorunları nedeni ile insanların can güvenliği kalmamış durumda. 

dsc_0013.jpg

Antalya artık mermer ve taş ocaklarıyla gündeme geliyor. Hatta TÜBİTAK gözlem merkezinin dahi mermer tozu yüzünden çalışamaz hale geldiği iddia edildi. Bu konuya ilişkin olarak nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
Antalya’da özellikle Finike ve Çandır bölgesinde yoğun bir çalışma var. Bu bölgelerde yürütülen çalışmalarla ilgili olarak soru önergeleri verdik. Ancak henüz bir cevap alamadık. Anlayacağınız çevre sorunları ile alakalı meseleleri Meclis gündemine taşıyoruz. Şuan Antalya çevresinde bildiğimiz kadarı ile 3 bin 500’e yakın maden ruhsatı var. Elmalı Dur Dağı’nda çevreye zarar veren maden ocakları mevcut. 

“SEDİR AĞAÇLARI LÜBNANDA KORUNUYOR”

Bu maden ve taş ocakları ekolojik denge içerisinde yaşayan tüm canlıları insan da dahil etkiliyor. İnsanlar açısından yayılan toz yüzünden alerjik rahatsızlıklar ve solunum yolu hastalıkları ortaya çıkıyor. Finike portakalını yok ediyor tüm bunlar planlı olarak yapılmadığı için bu sıkıntıları yaşıyoruz. Maden ocakları uğruna çok değerli sedir ağaçları kesiliyor. Lübnan’a giden arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarı ile 90 tane sedir ağaçları varmış ve o ağaçlar konusunda hassaslarmış. Sedir ağaçları dünyada az olduğu için Lübnan da olanları korunuyor. Geçmişte biz orman da dolaşmaya korkardık. Çünkü; devletin koruyucu yasaları vardı ve bu işler sıkı tutulurdu. Şimdi artık halk bu ağaçları korur hale geldi.

Taş ocaklarının yanında HES projeleri de var. Bakanlık mini HES projelerinden vazgeçtiğini söyledi. Bunlar 10 Megavatın altındaki projeler. Bu böyle söylenmiş olsa da ruhsatlanmış projeler var ve yine birileri bölgeye gelip hesaplamalar yapıyor. Son olarak Çenger deresi üzerindeki HES projesi mahkeme kararı ile durduruldu. Alanya belediyesinde yine bir HES projesinin imarı meselesi CHP’li meclis üyelerinin özverili çalışmasıyla güzel bir çözüme ulaştı. Bizim ziyaretimize denk gelmişti bu olayda.

Saklıkent tarafında yapılan maden çalışmaları yüzünden dağ erimiş durumda. Saklıkent yolu çalışmalar yüzünden kötü durumda ve kayak merkezi çalışamaz oldu.  O bölgedeki gözlemevi dünyaca ünlü 4 gözlemevinden birisi. Yanı başındaki taş ocağı yüzünden olumsuz etkileniyor. Tozu azaltmak için belirli yöntemler var ancak maliyetten kaçındıkları için gerekli önlemleri almıyorlar.

“AKP’Lİ VEKİLLERE EVE GİTTİĞİNİDE ÇOCUKLARINIZIN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ DİYE SORDUK”

TBMM’de Ensar vakfında yaşanan cinsel istismar olayının araştırılması için komisyon kurulması önerisi yoğun tartışmalara neden oldu. AKP gurubu öneriyi önce reddetti, sonra kabul etmek durumunda kaldı. O gün mecliste neler yaşandığını bize anlatır mısınız?
Elbette ki ben de dahil pek çok arkadaşım o oturumdaydık. Dramatik olan mesele bu oturumdan ziyade Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının sarf ettiği sözler. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ noktasına kadar gelinmiş olması üzücü. Bu yetmiyormuş gibi mecliste AKP’li vekillerin "neden vakfı suçluyorsunuz" deyip vakfı savunmuş olmaları da korkunç. Sadece Ensar Vakfı da değil söz konusu olaylara karışan. Biliyorsunuz Karaman İmam Hatip Mezunları Derneğine (KAİMDER) ait yurtlarda da istismar olayları oldu.

Dönemin Başbakanının sözleri bu yaşananlardan sonra manidar geliyor. Yani insanlar imam hatip liselerinde mezun olsalardı böyle olaylar olmazdı tarzında ifadeleri olmuştu. Maalesef aslında bu gerici, yobaz anlayış yüzünden şuan bu noktadayız. Katı bir biçimde cinsiyet ayrımı yapan ve insanları birbirinden uzaklaştıran eğitim anlayışı nedeniyle toplumda sapık diyebileceğimiz türden bireyler ortaya çıkmaya başladı.

Meclis'teki oylamada yoğun bir muhalif direnç gösterdik. Sıralara vurduk Meclisi çalıştırmamak adına elimizden geleni yaptık. AKP’li vekillere "eve gittiğinizde çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?" diye sorduk. Sokaktan da gelen baskı neticesinde AKP gurubu geri adım atmak zorunda kaldı.Neticede geç vakitte bir açıklama yaptılar, bir gün sonra da komisyon kuruldu. Bu yaşananlar bize şunu gösterdi, ciddi bir muhalefet yapıldığında AKP geri adım atmak zorunda kalıyor. Bunu akıldan çıkarmamakta yarar var diye düşünüyorum.

7 Haziran seçiminin ardından ülke kademeli bir şekilde terör ve şiddet olaylarının odağı haline geldi. Özellikle muhalif çevreler yoğun baskılara maruz kalıyor. En son Düzce CHP il başkanı sokak ortasında yolu kesilerek tartaklandı. Tüm bu yaşananları değerlendirdiğinizde bu korku ortamının başkanlık rejimine yol açabileceğini düşünüyor musunuz?
Önümüzde iki yol var; birincisi başkanlık rejimini getirmek ve ülkeyi faşizme, bir diktatörlük yönetimine tabi kılmak istiyorlar. İkincisinde ise; darbe olma olasılığı ortaya çıkıyor. İstisnasız her ikisinde de kaçınılmaz olarak yeni bir Anayasa hazırlanacaktır. Her iki Anayasa’da da ülkenin bölünmesi gündeme gelecektir. Burada esas sorumluluk muhalefette olan siyasi partilere düşüyor. Bu olacaklara yeteri kadar karşı konulamazsa Türkiye zamanımızın çok gerisine gidecektir. Sadece 7 Haziran sonrasına ilişkin bir mesele değil şiddet iktidarın elinde bir araç haline gelmiş durumda. 

dsc_0005.jpg

“MHP’NİN TAVRI AKP’NİN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ”

7 Haziran bu manada milat oldu diyebiliriz. İktidar istediği sonucu olamayınca şiddet ortamını körükledi. MHP de o dönemde koalisyon kurmayacağını ilan etti. Ana muhalefet olarak görevini yürüteceğini söyledi MHP genel başkanı. MHP’nin bu tavrı AKP’nin elini güçlendirdi. Sonrasında yüzlerce vatandaşımızın yaşamını yitirdiği bir sürece doğru hızla ilerledik. Suruç’la başladı sonra Ankara ve İstanbul’da bombalı eylemler yapıldı. Sınır kapılarını hiçbir denetim gözetmeden Suriyelilere açtılar. Ülkeye ne kadar cihatçı adı altında İŞİD teröristi sokuldu bilmiyoruz. Diğer yandan ülkenin doğusunda yoğun bir çatışma ortamı yaratıldı. PKK terörünün de yaratılan bu ortamı körüklediğini düşünüyorum.

“İKTİDAR KENDİ SUÇ ÖRGÜTLERİNİ OLUŞTURUYOR”

Düzce'de yaşanan olaya gelecek olursak, bu saldırının bilinçli olarak yapıldığını düşünüyoruz. Saldırılan kişilerin İŞİD teröristleri ile çektirdikleri fotoğraflar Twitter'da paylaşıldı. Ama hükümetin bu konularda bir şey yaptığı yok. Yeni Osmanlıcılar, Diriliş gibi kendilerine belirli isimler veriyor bu guruplar. İktidar kendi suç örgütlerini oluşturuyor, bizzat Cumhurbaşkanı eliyle yapıyor bunu. Bu durum ülkeyi kaosa tek adam diktatörlüğüne faşizme doğru götürüyor. Dileriz akıllarını başlarına alırlar.

“TÜRKİYE’Yİ KARANLIK BİR YERE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR”

Bir taraftan ülkenin içi terörist kaynıyor. Geçen bir arkadaşımız basın toplantısında açıkladı; 336 tane İŞİD militanı Türkiye’de dolaşıyor. Bunların bir kısmı patladı. En son Beyoğlu’ndaki eylemi gerçekleştiren Mehmet Öztürk’ün ismi de bu listede vardı. Hükümet bunu görüyor ancak önlem almıyor. İstihbarat teşkilatı Suruç’ta ve Ankara’da yaşanan patlamaları takip ediyor. Ama nedense engellemiyor ya da engelleyemiyor. Engellemiyorsa suç işliyor demektir. Engelleyemiyorsa da görevini yapamadığı için içişleri bakanın ve MİT müsteşarının istifa etmesi gerekiyor. Ama hükümette bugüne kadar böyle bir eğilimi hiç görmedik. Belçika’da son yaşanan terör saldırısında 34 insan öldü ve ilgili kişiler bunun sorumlusu biziz diyerek istifa ettiler. Bizde ise yüzlerce, binlerce insan ölüyor iç işleri bakanı pişkince makamında oturmaya devam ediyor. 

ANADOLU İNSANI BU BASKIYI KALDIRAMAZ

Can Dündar ve Erdem Gül davasıyla ilgilide birkaç şey söylemek istiyorum. Mahkeme duruşma esnasında gizlilik kararı aldı. Milletin vekilinden bu önemli davayı gizlemek istediler. Yoğun çabalarımız sonucunda buna izin vermedik. İktidar tutuklamayı kafaya koymuş. Medya üzerinde ciddi bir ambargo ve baskı var. Bu baskıyı kırmak zorundayız. Ne kadar gözdağı verirlerse versinler, Anadolu insanı baskı altında yaşamayı kabul edemez. Bu işin sonunda bizi bu hale getiren sorumlular ya ülke içinde yargılanacaklar ya da çok daha kötü sonuçlarla karşılaşacaklar.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)