• BIST 108.615
  • Altın 144,411
  • Dolar 3,4977
  • Euro 4,1231
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

Dolmabahçe katliamının şifreleri ve siyasi hesaplar

Dolmabahçe katliamının şifreleri ve siyasi hesaplar
ABC Günün Analizi

Türkiye başkanlık tartışmaları altında bir kaos ve belirsizlik ortamına sürükleniyor. Tıpkı 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Suruç katliamıyla başlayan, Ankara Gar Meydanı saldırısıyla zirveye ulaşan terör ve korku ortamına benzeyen yeni bir döneme girildiğine ilişkin güçlü işaretler bulunuyor.

İstanbul Dolmabahçe’de bombalı araç ve canlı bomba ile gerçekleştirilen ve 36'u polis 44 yurttaşımızın yaşamını yitirmesine 155’inin de yaralanmasına neden olan terörist saldırının şifreleri bize bunu söylüyor.

Bilindiği gibi, 7 Haziran seçimlerini kaybeden AKP, iktidarı terk etmedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP yeni hükümeti kuramadığı halde, bütün demokratik teamül ve kuralların dışına çıkarak görevi ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na vermedi. Ülkeyi yeni bir seçime sürükledi.

Seçim güzellemeleri ve “milli irade” edebiyatının tavan yaptığı günlerde AKP seçimle gitmemiş, 1 Kasım’da yeniden iktidara el koymuştu. O tarihten itibaren Türkiye olağanüstü bir döneme girmiş, iktidar darbelere açık hale gelmişti. Nitekim, AKP’nin eski ortağı olan, ancak ele geçirilen devlete kimin hakim olacağı korusunda aralarında ihtilaf çıkan Fethullahçı çete bu durumu değerlendirmiş ve Türkiye’yi 15 Temmuz darbesine sürüklemişti.

Erdoğan-AKP iktidarı ise, 15 Temmuz kalkışmasının yol açtığı siyasal krizi fırsata çevirerek kendi darbesini yapmaya yöneldi. Ülke genelinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan ederek, Cumhuriyet’ten geriye ne kaldıysa yıkmaya ve kendi dinci-faşizan rejimini kurmaya başladı. Ancak, sonuca henüz ulaşamadı. AKP yönetimi, bu nedenle, adeta toplumun boğazını sıkarak, (asgari bir mutabakat bile aramadan) ülkeyi dinci-faşizan bir başkanlık rejimine sürüklemeye başladı.

Bugün benzer bir kaos tablosu, sorumsuzluk ve fırsatçılık tutumuyla karşı karşıyayız. OHAL aracını, sarsılan iktidarını yeniden inşa etmek için kullanmaya çalışan AKP yönetimi, Dolmabahçe saldırısını da daha kurbanların otopsisi yapılmadan fırsata çevirmeye kalkıştı. İşte tam buraya bir 'mim' koymak gerekli.

AKP’nin topluma dayattığı yeni anayasasının hazırlayıcılarından Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun, bu alçakça terör saldırısının ardından başkanlık rejimi propagandası yapmaya kalkışmasını başka türlü yorumlamak mümkün değildir.

AKP iktidarı bir kez daha, terör ve kaos ortamının yarattığı korku ve belirsizliği, dar dinci ideolojik hedeflerine ulaşmak için kullanmaya çalışıyor.

Mezhepçi bir çizginin esir aldığı bu iktidar kafası, anımsanacağı gibi, Ankara Gar Meydanı’nda IŞİD’in üstlendiği katliamdan sonra bile -ki 103 kişi ölmüş, 200 kişi yaralanmıştı- aynı tutumu takınmış, dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, bir yıllık stajyer polisleri bile şaşırtan bir açıklama yaparak saldırının “kokteyl bir terör eylemi” olduğunu söylemişti. Yani bu kanlı katliamı IŞİD, PKK ve DHKP-C örgütleri birlikte gerçekleştirmişlerdi. İnsana “pes” dedirten bir açıklamaydı.

Sonuçta, toplum derin bir korku ve güvenlik kaygısıyla 1 Kasım seçimlerine taşındı ve iktidar yeniden ele geçirildi.

Buradaki asıl amaç, katliamın dinci/İslamcı bir terör örgütü tarafından yapıldığını gizlemek, gerçeği kamuoyunun gözünden saklamaktı. Dünyada "kokteyl terör" diye bir kavram, birbirinin ideolojik ve siyasal bakımdan karşıtı ve düşmanı olan örgütlerin ortak eylemi gibi bir örnek yoktu. Durum böyle olduğu halde hepimizin aklıyla alay etmeye kalkışmışlardı.

Başta Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu’da izlenen mezhepçi ve küçük hesaplara dayalı dış politika, dinci terör örgütlerine verilen destek, Türkiye’yi tam anlamıyla bir bataklığın içine çekti. Türkiye’yi sadece PKK'nın değil, dinci terör örgütlerinin de hedefi haline getirdi.

Biliriz, siyasal İslamcı örgütlerin tarzı siyaseti ve ahlakı, kendilerini besleyen elleri günü geldiğinde ısırmaktır. Tıpkı El Kaide’nin kendisini yaratan ABD’yi, Hamas’ın ise kendisine yol veren İsrail’i vurması gibi... 

Türkiye'nin içinde bulunduğu bu tablo AKP iktidarının izlediği yanlış ve dar ideolojik politikaların bir sonucudur. Kimse bu sorumluluktan kaçamaz. O nedenle, AKP iktidarından hesap sorulmalı ve bir kez daha trajik bir katliamı kendi küçük hesapları için kullanması engellenmelidir. 

AKP iktidarı ülke için artık bir güvenlik sorunu haline gelmektedir.

Son bir not; İslamcı gazeteci-yazar Fehmi Koru bugün (11 Aralık) Haber Türk gazetesindeki yazısında, IŞİD'in bir hafta önce Türkiye'yi tehdit ettiğine dikkat çekerek, "Geliyorum diyen kanlı terör eyleminin" bu dinci örgüt, yani IŞİD/DEAŞ tarafından yapılma olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.  Ancak, bu terör eyleminin PKK tarafından yapıldığının ortaya çıkması halinde yukarıdaki analiz değerinden hiçbir şey yitirmeyecektir. Tam tersine daha da önem kazanacaktır. Çünkü bu eylemi PKK ya da TAK gibi bazı yan örgütlerinin yapma olasılığı da en az IŞİD kadar yüksektir.* 

Eğer saldırıyı PKK ya da ona yakın bir örgüt yapmışsa, 7 Haziran seçimlerinden sonra başlatılan eylemler nasıl ki AKP'nin siyasal amaç ve çıkarlarına hizmet edilmişse, bu kez de öyle olacaktır. Kaldı ki, bu bağlamda daha önemli olan başka bir sorun da şudur; PKK ve IŞİD eylemlerinin ayırt edilemeyecek ölçüde bir birine benzemeye başlaması, vahim bir gelişmedir. Bu durumun üzerinde ilgili bütün çevreler, sol ve özellikle HDP düşünmelidir.

Keskin Kalem

* PKK'dan ayrıldığı ileri sürülen, ancak onunla bağlantılı bir örgüt olarak bilinen TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) adlı örgüt, bu yazının kaleme alındığı günün (11 Aralık Pazar) akşam saatlerinde eylemi üstlendi.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)