• BIST 107.599
  • Altın 151,871
  • Dolar 3,7038
  • Euro 4,3543
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 19 °C

'TOKİ inşaat dininin Kâbe’si oldu, kasaba politikacıları Karadeniz'i yağmalıyor'

'TOKİ inşaat dininin Kâbe’si oldu, kasaba politikacıları Karadeniz'i yağmalıyor'
Gericiliğe karşı aydınlanma hareketinin de çağrıcılarından birisi olan muhalif gazeteci, yazar Orhan Gökdemir’le birlikte Artvin Cerattape'de yaşanan gelişmeleri ve Karadeniz’in geleceğini konuştuk.

Söyleşi: Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi- 12 Eylül askeri darbesinin Karadeniz’deki ilerici birikimi yok ettiğini vurgulayan Orhan Gökdemir, bugün ortaya çıkan Karadeniz’in kültürel bir arındırma projesinin ürünü olduğunun altını çizdi.

Giresun doğumlu bir gazetecisiniz. Artvin Cerattepe’yi ve orada neler yaşandığını kısaca bize anlatır mısınız?
Karadeniz’in 12 Eylül’e başlayan karanlık bir tarihi var. 12 Eylül’de Karadeniz’deki ilerici birikimin kaynakları bıçakla kesilir gibi kesildi. Gençleri toplanıp hapislere tıkıldı. Bu kıyımdan kurtulanlar Karadeniz illerini terk etmek zorunda kaldı. Issızlaştı Karadeniz, karardı. Önce sağa savruldu, sonra tarikatlar, imam okulları ile dincileşti, gericileşti.

Bunun devlet eliyle yapıldığını gösteren yeterince delilimiz var. Fatsa’nin geriye itilmesi girişiminin tarihi 12 Eylül’den önce başlar. Bu ilçenin kendine has yerel demokrasi girişimi komandolarla, faşist milislerle, polisle ilçe resmen basılarak kesintiye uğratıldı. Sonra bu girişimin başkahramanı Terzi Fikri ömrünü cezaevinde tamamladı. Yalnızca Fatsa değil, doğuya doğru Bulancak, en uçta Şavşat… Buralar Karadeniz’de bambaşka bir hayat kurulabileceğinin önemli delilleriydi. 12 Eylül geldi üzerlerini örttü.

“Karadeniz’in köyleri İstanbul’un varoşlarında konaklayan yeni köylüler tarafından yağmalanmaktadır”

Bugünkü Karadeniz işte bu “kültürel arındırma”nın ürünüdür. Köyleri İstanbul’un varoşlarında konaklayan yeni köylüler tarafından yağmalanmaktadır. Dağ başlarında çok katlı “apartmanlar” yükselmektedir. Büyük şehirlerin gecekondu semtlerinde öğrenilen kutsal inşaat ibadeti, bölgenin bütün mimari birikimini yerle bir ederek ilerlemektedir.

Karadeniz sahil yolu dedikleri şey bir ucube anıtıdır adeta. Sağcı iktidarlar döneminde başlatıldı bu proje. Karadeniz’in denize dokunan bütün kıyılarını paramparça ederek ilerledi. Dünyanın en müthiş koylarının yerinde şimdi beton-asfalt karışımı bir utanç var.

“Deniz nerede özgürce kıyıya vuruyorsa orada mutlaka bir direniş olmuştur”

Bunun iki sonucu oldu. Birincisi Karadenizlinin bir kısmı bu yolun kişisel fayda sağlayacağını düşünerek alkışladı. İkincisi daha az sayıda Karadenizli yola direndi. Direnen bölgeleri yol boyunca fark edebilirsiniz zaten. Deniz nerede özgürce kıyıya vuruyorsa orada mutlaka bir direniş olmuştur. Direnişin olmadığı bölgeler ise tanınmayacak halde. Yeni yapıldığı zamanlarda doğdum ilçeden geçmiş ve tanıyamamıştım. Bulancak başka pek çok ilçe gibi tanınmayacak halde. Düşünün, bir sahil kasabasının denizle bağı otoban geçirilerek kesilmiş. Oysa denize uzanan bir iskeledir benim için Bulancak. O iskelede fırtınalı havalarda atılmış voltalardır. Denizin kıyıyı hiddetle dövdüğü dalgalardır. Bugün hiçbiri yok. Yani aslında Bulancak yok.

Bu yol ile sahilleri bitirdiler. Sonra gözlerini dağlara, yaylalara diktiler. Daha yakında yaylaları birbirine bağlayacak yol yapmaya kalktılar. Hiçbir anlamı yoktur, eğer yaylaları yağmalamayı planlamıyorsan. Cerattepe de bu. Doğadan, denizden, sevgiden nasibini almamış kasaba politikacılarının marifetleri bunlar. 

1-013.jpg                      

Cerattepe de halka rağmen bu maden ocağının kurulabileceğini düşünüyor musunuz?

Normal bir ülkede, normal şartlarda kurulamaz. Hatta kurulması bile düşünülemez. Ama biz çok uzun zamandan beri normal bir ülke değiliz. Devletin bir halkı, halkın ise bir devleti yok. Devlet, kindar bir dindar nesil tarafından ölü ele geçirildi. Becerikli olduklarından değil, mevcut haliyle devletin o dinciler tarafından ölü ele geçirilmeye teşne olması nedeniyle. Şimdiki haliyle Cengiz ve türevlerinin, onların hepsinin ağası olan bir zatın devleti zaten. Gaz atar, yetmezse kurşun atar, vurur, geçer o madeni işletir. Varlık sebepleri bu. Yağmayı mümkün kılmak için geldiler, hoyratça yağmalıyorlar. Ama işte gelip Artvinlilerin ördüğü dayanışma duvarına tosladılar. Gerisi Artvinlinin azmine, aklına, birikimine kalmış. Gezi’den beri biliyoruz ki artık direniş de imkan dâhilindedir.

Karadeniz halkının genel olarak yaşanan bu doğa katliamlarına tepkisi yeterli düzeyde mi?

Bu ülkede yağma her zaman kolektif bir iştir. Siyasiler tek başına yağmalayamaz, zenginler de öyle. Halka rüşvet vermek, onu suça ortak etmek şarttır. Bakın TOKİ’ye, inşaat dininin Kâbe’si. Herkes eleştiriyor ama öte yandan yaptığı inşaatların boş kaldığı görülmemiş. Büyük şehirlerin rantı TOKİ eliyle paylaştırılıyor. Sessizliğin bir nedeni de bu.

Diğer yandan, Türkiye son 50 yılda çok radikal dönüşümler yaşadı. Köyünde yol olmayan insanlar bir kuşak içinde büyük şehirli oldular. Yol yapmanın, betonun, inşaatın, yüksek katlı binaların sihrine kapılmaları doğal. Doğa onlar için içinden kaçıp kurtuldukları çaresizlikleri. Karadeniz’de asırlık ağaçları kesip satarak mezarlığına beton duvar ördüren köyler var. Çünkü artık ağaca saygısı yok. Ağaçla, taşla, börtü böcekle bağı kesilmiş zaten. Üretici de değil çünkü. Devlet yardımlarıyla geçiniyor, emekli maaşı alıyor. Hayvan beslemiyor o yüzden. Çünkü kış aylarında terk ediyor köyünü, büyük şehirlerin kenar mahallelerine taşınıyor. Hayvan beslemek, bağlanmak demek.

Nasıl ses çıkaracak bu insan. Köyüne hiç ihtiyacı yokken 5 katlı bina yapan kişinin kime neye itirazı olacak? Haliyle kolay yağmalanan bir bölge durumuna geliyor Karadeniz. Direnenler az. Onun için Karadeniz’deki her direniş kutsal benim için. Artvin’deki de öyle.

Karadeniz’deki yağmanın boyutunu görmeniz için Karadenizli olmanız da yetmez.50 yıl önceki, 100 yıl önceki fotoğraflara bakmalısınız. Şehirlerdeki yıkım muazzam denebilir. Beton girdiği her yerde tarihi dokuyu yerle bir etmiş.

“Umudumuzu köreltemeyiz. Var olan direnişi büyütmekten başka çıkar yol yok”

Bir de sınırın öte yanına geçmelisiniz. Sarp sınır kapısından yarım saat mesafede Batum. Modern bir şehir, yüksek binalar var. Farkı hepsi bir mimarın elinden çıkmış. Eski şehir de olduğu gibi duruyor. 1870’lerde yapılan şehir planına harfiyen uymuşlar, bir santim ihlal yok. Tiflis eşsiz bir kent. Bence dünyanın en güzel kentlerinden biri. Tarihsel dokusu dimdik ayakta. Sanat var sokaklarında, kültür var, tiyatro var, konser var. Tiflis’i gezin ve dönüp gelin Trabzon’a, Samsun’a, ağlarsınız.

Evet, kötü şehirler kurduk ve kötü şehirlerde iyi insanları çok sayıda yeşertemezsiniz. Ama insan tükenmez. Artvin bunun kanıtı. Umudumuzu köreltemeyiz. Var olan direnişi büyütmekten başka çıkar yol yok.

Sağ siyasetin bölgede hâkim ideolojik düşünce oluşunun ne gibi olumsuz etkileri olmaktadır? Sol siyasetin etkin olamayışını neye bağlıyorsunuz?

Sağ her yerde etkili. Bu açıdan örneğin İstanbul’la Trabzon’un bir farkı yok. 12 Eylül’ün katkısıyla kurulmuş bir yeni düzen bu. İlerici birikimi zorla yok ettiler, yerine dinci gericiliği ikame ettiler. Ama bu artık bu ülke için de sürdürülebilir bir şey değil. Bu döngü kırılmazsa, bu ülkenin varoluşu da tartışmalı bir hale gelir. Geliyor zaten.

Darbenin kurduğu bu düzenin nasıl Cumhuriyetin yok oluşuyla sonuçlandığını artık görüyoruz. Yobazizm ülkeyi bir uçurumun kenarına getirip bıraktı. Kentlerin, sokakların, kıyıların, dağların kurtuluşu, üzerinde yaşayanların kurtuluşuna bağlı yani. Yapamazsak kıyamet!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)