• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 21 °C

Uğur Mumcu

Uğur Mumcu
Uğur Mumcu hali hazırda bir akademisyen değildi ama hukuk öğretisini ince nakış gibi nakşeden bir hocaydı. En karmaşık problemi dahi dilinin ve zekâsının kıvraklığıyla en sıradan bir beyne bile kavratırdı. Bana da sevdirdi.

Sami GÜNAL

Günlerden Pazar. Akvaryumdaki yirmi dört çeşit balık içinde canı ağır bir Lepistes balığı… Her bir balığın şekli şemalı ayrı renk, ayrı desen... Akvaryumun bu renkli oluş halini severim. Seyrediyorum. Gözüm ara sıra televizyon ekranında…

24 Ocak 1993. Öğle vakti. Evdeyim. Gözüm takılıyor, saat 13.28. TRT1 televizyonunda alt yazı:

- Uğur Mumcu… Bu imkânsız diyorsunuz.

“(…) Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

 Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

(…) Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına…”

Dona kaldım. Hayatımın ilk “hiçlik” duygusuna kapılıyorum. Yerimde doğruldum televizyonun içine girdim, geri çekildim, pencereden havaya baktım. Divana anlamsızca çöktüm, tepki veremedim... Yalan, denilmesini bekler gibiyim. Gerisini hatırlamıyorum. Bilmiyorum ne yaptım televizyonun akşam haberlerine kadar…

Akşam haberleri… TRT bülteninde o günler için görülmemiş-alışılmamış uzunlukta bir Uğur Mumcu bülteni! Kırk üç dakika uzunlukta.

Kendimi yalnız ve hocasız kalmış hissediyordum…

Uğur Mumcu hali hazırda bir akademisyen değildi ama hukuk öğretisini ince nakış gibi nakşeden bir hocaydı. En karmaşık problemi dahi dilinin ve zekâsının kıvraklığıyla en sıradan bir beyne bile kavratırdı. Bana da sevdirdi.

Hiç unutmam, formel anlamda daha hiçbir hukuk nosyonumun oluşmadığı bir dönemde bir hukuk öğrencisi ile hukuki kavramları hem tartışıyor hem de çeşitli görüşler beyan ediyoruz. Arkadaşım, hukuksal bilgi ve ilgimin genişliği karşısında şahsi kıskançlık gösterdi ve “Sen, bunları nereden biliyorsun?” dedi. Uğur Mumcu’dan, dedim. Başladım hukuksal görüşlerimin kaynağını Mumcu’nun hangi yazılarından ne üzerine aldığımı-öğrendiğimi anlatmaya…

Benim için varlığının anlamı, herkesin duyduğu kadar değildi, bir de üzerimde hocalık etkisi vardı. İşte böyle bir acıydı benimkisi. İnanamadım!

Mumcu’yu takriben yaşım itibariyle, yaşamdan koparılışına kadar on altı sene izleyebildim. Bunun on bir senelik dilimine, okumanın yanında canlı olarak aralıksız konferans-panel vb. toplantılarını izlemeyi de kattım.

“Ömrümün sarı saçlı bacısı / En çok bir yıl sürer / yirminci asırda ölüm acısı”

Ne bir yılı? Sanıyorum 10 yıl aralıksız bir şekilde “günlük” aklıma düştü… Her yıl anmaya gittim. Bir türlü unutamadım. Ankara’nın taşından uzaklaşıp İstanbul’a göçünce evet, günlük acıdan utanarak ve suçluluk duygusu içinde uzaklaştım. Ama halen kabullenemem, unutamam.

O gün, ölmüş olmasına inanamıyordum ama… Mahşeri kalabalık içinde ben, onun cenazesinde yürüyordum, en önde!

Gazeteye bir ilan vermiştim. Kaç punto üzerineydi anımsayamıyorum... Param kadardı!

İlanım şuydu:

“Doğruydu, dedikleri çok doğru… Ama öldü! İşte bu çok yanlış!”

Her ölüm aynı zamanda bir “doğum” demek miydi?

Akvaryumdaki Lepistes o gün yavrulamıştı. 24 yavru. Sayı dikkat çekici! Ve ben, öbür balıklar yavruları yer de 24 sayısı bozulur diye çok panik yaşamıştım evde! Yani ayın 24’üne özel bir anlam katmıştım acı içinde.

Şu kadere bak! Bu, Mumcu’nun hayatındaki ilk 24 Ocak değildi.

24 Ocak 1971’de yine Ankara’ da bir apartmanda büyük mü büyük bir patlama olur. Ev, benim için bilge kişi olan Mümtaz Soysal’a aittir. Bombanın hedefi Mümtaz Soysal’dır. Ancak şans eseri Soysal, o cumartesi gecesini dışarıda geçirmiştir. O günlerde sevgilisi olan Sevgi Soysal, Mümtaz Hoca’nın hayatını kurtarmıştır.

Olay yerine yoldaşlık can havliyle ilk koşan isim Uğur Mumcu olur. Yani, yine bir 24 Ocak günü arabasının altına konan bombayla katledilen Uğur Mumcu.

Mümtaz Soysal o dönemde, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal gibi solun önde gelen aydınlarından birisidir. Tıpkı halen şimdiki gibi. Adalet Ağaoğlu, günlüğünde o günü detaylarıyla anlatır. (Ağaoğlu, Damla Damla Günler I-II)

Uğur Mumcu’nun değerini abartısızca anlatan ve anlatacak olan çok değerli insanlar-yazarlar vardır. Onlardan okuyabiliriz. Ben, sadece duygularımı ve bu vesileyle üzerimdeki-düşün dünyamdaki maddi ve manevi etkisini paylaşmak istedim. İsteyen, yazıyı bu haliyle bu noktadan sonra okumayı bırakabilir.

*

Eğer ki yazı yine de duygusal öyküden çıksın, bilgiden yoksun kılınmasın isteyen olursa, kamuoyunda pek de yer almayan birkaç şey anlatmak isterim.

Bilinen bir durumdur, katledilişinin öncesi günlerinde ilginç bir araştırması vardı. Aralıklarla bu araştırmasına dair makaleler yayınlamıştı. Ve ben, eyvah, demiştim. Suikastın izini bu yazı dizisinde aradığım olmuştur. Suikastın bir ayağı bu araştırmadır. Konu Apo ve PKK. Apo kim? Ve partisini kim kurdurttu? Bunu ispatlamaya çalışıyordu.

Diğer bir tez: Yine Barzani’nin, İsrail’le bağlantısını ispatlaması ve İsrail’in o günlerde Uğur Mumcu’nun peşine düşmesi…

İlginç ve acı bir tez: Turgut Özal, Kürt meselesini görüşmek üzere ABD’ye gitmişti. Yıl 1992 hatırlarsınız, Hustun’da ameliyat hikâyesi. Denir ki Türkiye’de prostat ameliyatı yapılamıyor muydu ki de Amerika’ya gitti? Bu bir kamuflaj ve mesele başkaydı… Ameliyat arası BOP koparmaktı. Projenin o zamanki adı başkaydı.

Özal giderken, Yaşar Kemal’den bir Kürt raporu yazmasını ister. Bunun için de sadece bir gün süre verir. Bu raporda Kürt açılımında yapılabilecekleri ve buna engel olabilecek isimleri yazmasını ister.

Yaşar Kemal Kürt açılımına karşı çıkabilecek isimleri yazdı. Uğur Mumcu'yu da en başa yazmayı ihmal etmedi... Bir süre sonra Uğur Mumcu öldürüldü.

Bu tezin sahibi ben değilim. Ve bu yazının sahibi olarak hiçbir ima sahibi de değilim. Sadece çarpıcılığı dikkate değerdir. Yaşar Kemal’in belirlemesi, oluşacak bir proje-politikaya karşı ideolojik-düşün dünyasında kimlerin doğal olarak muhalefet edeceğini dile getirmekten başka bir şey değildir. 

Cumhuriyet gazetesi suikastı araştırmak, işe yarayacak belge, bilgi ve verileri derli toplu bir araya getirmek için Alev Coşkun başkanlığında bir komisyon oluşturmuştu bir süre sonra. Baktım ki kayda değer bir bilgiden haberleri yok. Gazeteci bir arkadaşım aracılığıyla ekibe ulaştırdım. Şöyle bir habercik yakalamıştım:

"Almanya’dan, Belçika’ya sızan bir Kaplan’cı çekirdek, suikasttan iki gün önce şu kini kusuyorlar, Uğur Mumcu iki gün sonra geberecek!" evet doğru bir haberdi bu.

Ve Belçika savcılığı soruşturma açmıştı bu grup hakkında. Bilmiyorum koordine sağlanmış mıydı? Alev Coşkun'a sormak gerek.

Bu ayaklar birleştirilince saç ayağının tamamlanacağını düşünmüşümdür hep.

Yazıyı alıntılarla kapatalım:

1) “Kemalist cephe asla devletin himayesinde, askerin kanatları altında olmamıştı. Resmi görüşün aksine, bu ülkede sol Kemalist olmak başlı başına bir ölüm nedeniydi. (Bakınız: Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun ve diğerleri.)

İşte, hem 1970'lerin Amerikancı faşist sıkıyönetim günlerinde, hem de 12 Eylül'ün karabasan döneminde Türkiye Cumhuriyeti'nin yine de sağlam kalabilen çatısı altında varlıklarını sürdürebilmiş ama gladyocu milliyetçilerin, Ilımlı Amerikan İslamcılığının ve devlet içindeki satılık odakların hep hedefi oldular, hiç sevilmediler. (Odatv)

2) M.A. Aybar’ın kitaplaşmış söyleşisinde,

"27 Mayıs’tan sonra yeni anayasa hazırlanırken, Cemal Gürsel Paşa'ya bir mektup göndermiştim. 'Sol kanatsız demokrasi olmaz. Anayasa hazırlanırken solcuların da görüşü alınmalıdır.' Kimlerdir bunlar, diye sorulursa ‘Bunların adları polis dosyalarından öğrenilebilir.' diye yazmıştım.” diyordu Aybar, Mumcu'ya.

Aybar hakkında “Devlet başkanına komünistlik propagandası yapmak!” suçlamasıyla dava açılır ve 5 yıla hüküm giyer.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Memleketimdem cehalet manzaraları18 Mayıs 2017 Perşembe 12:55
  • Atatürk karşıtları16 Mayıs 2017 Salı 10:09
  • Fransa: Sağı sağ değil, solu sol değil15 Mayıs 2017 Pazartesi 16:45
  • Avını Bekleyen Akbabaların Hikayesi: Polis Telsizcisi Hayko ve Müteahhit Levent15 Mayıs 2017 Pazartesi 15:12
  • Bu "Muhafazakârlık" da ne ola ki!15 Mayıs 2017 Pazartesi 15:12
  • Bir seçimin öyküleşmiş hali: Paris’te vahim ayaklanma!14 Mayıs 2017 Pazar 18:23
  • Korku değil, cesaret kazanmalı14 Mayıs 2017 Pazar 11:06
  • Anneler Günü13 Mayıs 2017 Cumartesi 23:34
  • AKP iyi de çevresi kötü mü: Külahıma anlat Fatih Altaylı11 Mayıs 2017 Perşembe 14:55
  • Ne Sağcı, Ne Solcu!10 Mayıs 2017 Çarşamba 18:21
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)