• BIST 105.268
  • Altın 163,439
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 11 °C

Yargıda siyaset mi, adalet mi?

Yargıda siyaset mi, adalet mi?
Halkoylaması sürecinde hayır şeklinde ortaya çıkan iradenin sürdürülmesi için, HSK seçimleriyle ilgili tutum açıkça ortaya konulmalı.

Ömer Faruk Eminağaoğlu

Anayasa değişikliği ile yeniden yapılandırılan HSK, 13 kişiden oluşuyor.
Bunlardan ikisi Adalet Bakanı ve müsteşar.
Dört üyeyi Cumhurbaşkanı seçecek.
Yedi üye ise TBMM tarafından seçilecek.
 
Anayasa değişikliği uyarınca, mevcut Kurul görev süresini tamamlamadan, yeni Kurul seçimi yapılacak. 

Yeni seçilecek Kurulun göreve başlaması ile önceki Kurulun görevi de sona erecek.
Anayasa değişiklik metninin 17 nci maddesi (ile Anayasaya eklenen geçici 21 inci madde) uyarınca HSK üyeliği konusundaki başvurular, 2 Mayıs 2017 tarihinde sona erdi.
Bu başvurular içerisinden TBMM Adalet ve Anayasa Karma Komisyonu, en geç 12 Mayıs 2017 tarihine kadar yapacağı seçimle adayları belirleyecek.
TBMM genel kurulu da, belirlenen bu adaylardan, en geç 27 Mayıs 2017 tarihine kadar 7 üye seçimi yapacak.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince en son 2010 yılında alınan yargı bağımsızlığına ilişkin karara göre(*), yargı kurularının çoğunluğunu meslek mensuplarının kendi aralarından seçmesi gerekiyor.
Avrupa kuralları bilinmesine rağmen, AKP ve MHP bu kuralları görmezden gelerek, söz konusu Anayasa değişikliğini gerçekleştirdiler.
Şimdi bu iki parti aynı işbirliği içinde HSK'ya seçim yapmak istiyorlar.
Seçilmek isteyenler de, ne acıdır ki, bu iki partinin kapısını aşındırıyorlar.T
Başvurular içinden adayları belirleyecek olan TBMM Adalet ve Anayasa Karma Komisyonu 52 kişiden oluşuyor. 
Aday belirlemek için Komisyonda 35 oy gerekiyor. 
AKP ve MHP'nin sandalye sayısı ise 36!
Genel Kurulda seçim için 330 oy gerekiyor ki, bu iki parti genel kurulda da bu sayıya sahipler.
 
HSK için öngörülen yeni yapılanma, yargı dünyasında gerçekte yargı bağımsızlığı için ortaya çıkan böyle bir Kurulu, tamamen bu varlık nedeni dışına çıkılarak, yargıyı bağımlı kılan, siyasi vesayet altına sokan bir kimliğe dönüştürecektir.
Böyle bir Kurul, yargı bağımsızlığını sağlayan değil, yargıyı iktidar gücü adına yöneten bir Kurul olacaktır.
Yargıdaki bu Kurullarla ilgili Avrupa normları, hukukun üstünlüğü etkinliği ve egemenliğine yönelik kurallar gözetilince, tüm bu durumlar karşısında TBMM'deki seçimin gerçekleştirilmesi durumunda, böyle bir Kurula üyelik konusundaki başvuru sahipleri ve de bu seçimi gerçekleştirenler, kuşkusuz yargı bağımsızlığı için çalışan değil, yargıya, hukuka, adalete ihanetle anılacaklardır.
 
***
4 yıl için yapılacak bu HSK seçiminin gerçekleştirilmesi demek, bu seçimden sonra Anayasa tekrar değiştirilse ve bu seçim yöntemi kaldırılsa bile, Avrupa Konseyindeki siyasi denetim kararı da gözetilince, bu siyasi denetimin, seçilecek anılan kişilerin bu 4 yıllık görev süreleri boyunca devamı anlamına gelecek.
Bu nedenle; TBMM'de söz konusu HSK seçimi yapılmamalı, Anayasa değişikliği yoluna gidilmeli. 
Aksine seçimin gerçekleştirilmesi demek; Avrupa normlarından, yargıdan, hukuktan uzaklaşmak anlamına geliyor.
Partilerin göstereceği tutum, "yargıda, adalet mi, siyaset mi" sorusunun da yanıtını oluşturuyor.
Anayasa değişikliği sürecinde TBMM içinde gösterilen tutuma bakınca, bu konuda öncü rol CHP ve HDP'ye düşüyor.
Demokratik kitle örgütleri yanında, CHP ve HDP de bu yolda çağrı yapmalı ve gerekiyorsa, TBMM Komisyonlarına ve TBMM'ye de girmemeli.
 
AKP ve MHP, Anayasa değişikliği sürecinde, tarafsız bir yargı söylemi kullanılırken, HSK'ya seçilme başvurusu içinde olanların, şimdi bu iki parti milletvekilleri ile giderek artan bir iletişim içinde oldukları bilgileri basında geniş bir biçimde yer buluyor.
Böylece tarafsızlık konusundaki iradelerinin sözde kaldığı ayrıca açıkça görülüyor.
Yargı organlarının, siyasi bakışlara göre yapılandırılması, yargı organlarının hukuktan uzaklaşması sonucunu yaratacağı tartışmasız.
 
***
Halkoylaması sürecinde hayır şeklinde ortaya çıkan iradenin sürdürülmesi için, HSK seçimleriyle ilgili tutum açıkça ortaya konulmalı.
AKP ve MHP, tamamen kendilerinin belirleyici olacakları süreçte, taraflı yargı oluşturma adımlarına ortak arıyor.
Faturaya tek başlarına katlanmak istemiyorlar.
Bu konudaki faturanın sadece kendilerine çıkarılmamasını, herkesin katlanmasını amaçlıyorlar.
Bunun yolu kuşkusuz, HSK konusundaki Anayasa değişikliğinin tekrar ele alınmasından, bu seçimlerin yapılmamasından geçiyor.
 
Hayır şeklindeki iradeye sahip çıkılmalı.
AKP ve MHP'nin yargının varlık nedeni ile bağdaşmayan adımlarına ortak olunmamalı.
Anayasaya konulan hükmün, bu iki partinin kendi bakışlarına göre seçim sürecini sonuçlandırıcı nitelikte de olması karşısında, söz konusu partileri sorumluluktan kurtaracak bir anlayış sergilenmemeli.
 
Bu nedenle yapılacak iş, hukuk ve demokrasi mücadelesini kararlılıkla sürdürmek, AKP ve MHP'nin sorumluluklarını sırtlanmamak, onlardan bu hesabı sorabilmek için de, AKP ve MHPyi kendi sorumlulukları ile baş başa bırakmaktır.
 
-----
BİLGİ NOTU: 2010'daki İlgili karar
(*)
http://www.hsyk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/21ade48c-e4e6-4122-846b-4c4f61511f96.pdf
No:26-29

 


      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)