unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

İBRAHİM UTKU NAR
27 Mayıs İhtilali, müdahalenin ardından NATO ve CENTO'ya bağlılıklarını bildiren, finans kapitalin boyunduruğu altında ihtilali kısa zamanda karşı devrimci bir pozisyona sürükleyen üst rütbeli paşaların eseri değildir. 27 Mayıs İhtilali Fethi Gürcanların, kolektif aksiyon gücünün öncüsü genç subayların ruhuyla bütünleşmiş bir tarihsel devrimdir.

27 Mayıs üzerinden yaklaşık olarak 60 yıl geçmesine rağmen hala bir takım tartışmaların göbeğinde yer alan bir konudur. İhtilalden kısa bir süre sonra idare-i maslahatçıların yönetimi ele geçirerek, genç subayları tasfiye etmesi, emperyalist kapitalizmin ekseninden gram sapma olmaksızın uluslararası antlaşmaların ve işbirliklerinin devam ettirilmesi gibi olgular, 27 Mayıs’ın sınıfsal eleştirisinin zeminini oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra 27 Mayıs’ın bir askeri darbe olmasına rağmen onu diğer 'Faşizan-Cunta' karakterli askeri darbelerden ayıran birçok yönü vardır. En başta 27 Mayıs'ı değerlendirirken ondan önce gelişen olaylara sıkı bir göz atmak fayda vardır.

CHP’den sonra iktidarı epey cafcaflı ve gösterişli vaatlerle devralan ve demokrasi havarisi geçinerek, hürriyetçi bir hava yayarak; tek parti rejiminin anti-demokratik, baskıcı ortamından bunalan birçok aydın, devrimci, ilerici insanların bile desteğini arkasına alan Demokrat Parti mecliste büyük bir çoğunluğu elinde bulundurmaktaydı.

DEMOKRAT PARTİLİ YILLAR
Kısa bir süre sonra yaptıklarıyla gerçek karakterini ön plana çıkartan Demokrat Parti, antika çağlardan kalma Tefeci-Bezirgân Sermaye ve Finans Kapital çetesinin ve onun yerli acentelerinin yeni adresiydi. Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın işaret ettiği gibi sadece devletin olanaklarından nemalananların yani üleşimin sayısı 20'den 400'e çıkıyordu. CHP'den daha farklı olarak Tefeci Taşra Hacıağalarıyla ve Şehirli Kodaman Bezirgânlarla, irtica güçleriyle de sıkı bir bağ kuran DP iktidarını gerici kuvvetlere dayandırarak güçleniyordu. İktidara gelmeden önce ki demokrasi ve hürriyet havarisi sözlerini de askıya alır nitelikteki muhaliflerine göz açtırmayan anti-demokratik tutumunu zamanla daha da arttıran ve 57 seçimlerinde oyları düştükten sonra sertliği son kertesine çıkartan DP'ye karşı artan genel bir hoşnutsuzluk kendini, öğrencilerin başını çektiği kitle gösterileriyle açığa çıkarıyordu. 27-28 Nisan 1960 tarihlerinde Nedim Özpolat, Turan Emeksiz gibi yurtsever gençlerin Beyazıt Meydanın da yapılan eylemlerde polis kurşunuyla vurularak öldürülmesi artık kaçınılmaz olan sonra doğru ilerletiyordu DP iktidarını.

Bu 10 yıllık süreçte Emperyalizm ağını sıkı bir şekilde ülke topraklarının dört bir yanına saran ve gericiliği kışkırtarak Cumhuriyet Devriminin birçok kazanımına sekte vurmaya kalkan DP'ye karşı, Jön Türk Gelenekli Ordu ve Aydın Gençliğimiz sesini daha da yükselterek 27 Mayıs 1960 tarihinde iktidarı bu zorba güçlerden devralmıştır.

27 MAYIS POLİTİK BİR DEVRİMDİR
AMERİKA'NIN "BİZİM ÇOCUKLAR" DEDİĞİ GENERALLER DEĞİL;

Tanzimat'la başlayan 1908 Meşruiyet Devrimi, 1923 Cumhuriyet Devrim'inde hep vurucu öncü gücü oluşturan DEVRİMCİ ORDU GENÇLİĞİMİZ geçmişten gelen refleksle bir kez daha sahneye çıkarak 27 Mayıs'ta da bu görevini başarıyla yerine getirmiştir. Üretim ilişkilerinde kökten bir değişiklik yapmadığı için 27 Mayıs, sosyal devrim niteliği taşımamaktadır lakin çok önemli üstyapı değişikliklerine gidildiği için 'Politik bir Devrimdir'.

27 MAYIS’IN GETİRDİKLERİ
27 Mayıs süreci sonrasında Türkiye Halkı sınırlı da olsa birçok hakka ve özgürlüğe kavuşmuştur. Özetle sıralarsak bu önem arz eden değişiklikleri; başta işçi sınıfının bilincinin yükselmesinde ve toplumsal muhalefetin ekonomik-demokratik bir mücadele şeklini almasında büyük payı olan sendikal hak ve özgürlükler genişletilmiş, işçilere grev ve toplu-sözleşme hakkı sağlanmıştır. Üniversiteler özerk birer kurum haline getirilerek öğrencilerin de yönetimde kısmen hak sahibi olduğu demokratik bir üniversite ortamı yaratılmış, Anayasa Mahkemesi bu dönemde oluşturulmuştur. Ayrıca TRT'de bu dönemde kurulmuş ve yapılan değişiklikler 61 Anayasası'yla güvence altına alınmıştır. Milli Bakiye sistemi getirilerek de mecliste temsil hakkı daha demokratik bir hale getirilmiştir. 61 Anayasası ile 12 Mart 1971’deki darbeye kadar, burjuva demokrasisi anlamında Türkiye en demokratik ve özgürlükçü yıllarını yaşamıştır.

TÜRKİYE SOLU’NUN YÜKSELİŞİ
Yukarıdaki tüm bu kazanımların ötesinde işçi sınıfının politik bilincinin yükselmesi ve toplumsal muhalefetin sosyalist bir zemine doğru evrilmesi bu süreç sonunda oluşmuş, birçok Marksist klasik de bu dönemde Türkçeye çevrilmiştir. 27 Mayıs İhtilal, üretici güçlerin gelişmesine yol açmış, işçi sınıfının kendiliğinden değil, kendisi için bir sınıf olma bilincine eriştiği bir sürecin kapısını açmıştır.
Sözün özüne gelirsek; 27 Mayıs karakteristiği gereği 12 Mart ve 12 Eylül'den birçok yönde ayrılmaktadır. Bu yüzden 27 Mayıs'ı 'Faşist-Cunta Darbesi' olarak kategorize etmek tarihselliği ve aklın yol göstericiliğini reddeden post-modernist ideologların işidir. Diyalektik ve tarihsel materyalizmi bir yöntem, olgu ve olayları yorumlama ve eylem pratiği için pusula haline getirenlerin, üretici güçler diyalektiği temelinde 27 Mayıs’a yaklaşması ve sonuçları ile birlikte değerlendirmesi gerekmektedir.

27 MAYIS’IN DİĞER DARBELERDEN FARKI
Şabloncu bakış açılarından kurtulmalıyız. Bütün devrimler, bütün köklü değişimler karşıtlarına göre zaten bir darbedir. Fransız Devrimi'nden 1848'e, Paris Komününden Ekim Devrimi'ne veya 1876'dan 1908'e vd. hepsi var olan iktidarları, rejimleri silahlı-silahsız, asker-sivil zor yoluyla ve tarihsel olarak da haklı gerekçelerle ortadan kaldırmıştır. Mevzu, bu müdahaleler tarihin akışını ileriye mi götürmüştür, üretici güçleri geliştirmiş midir, skolastik düşünceyi göksel otoriteyi ortadan kaldırıp akla ve bilime dayalı düşünce sistemini yaygınlaştırmış mıdır onlara bakılmalı. 12 Eylül cuntası, dinci-gerici ve faşist bir muhtevaya sahiptir. Türk-İslam sentezine dayalı gerici-faşist bir toplum mühendisliği projesiyle toplumun, siyasetin, demokrasinin genetiğiyle oynamışlardır. Hâlbuki 27 Mayıs sonrası neler yaşandığı, emekçilerin, aydınların, ilericilerin ve demokratların ne gibi kazanımlar elde ettiği ortadadır.
Gazeteci, yazar ve televizyon programcısı Merdan Yanardağ, Liberal İhanet adlı kitabında şabloncu bakış açısına karşı şu satırları yazmıştır:
 
“Eğer 'düz mantık’ diye de bilinen Aristo mantığıyla olaylara ve tarihe bakarsanız, yani öze/içeriğe değil de salt biçime bakarak bir değerlendirme yaparsanız, o durumda 1974 Karanfil Devrimi ile Şili’deki faşist Pinochet darbesini aynı kefeye koyarsınız. Ya da seçimle iktidara gelen Hitler ve Nazilerin halk iradesini temsil ettiğini, dolayısıyla kurdukları iktidarın meşru hatta demokratik olduğunu savunmak zorunda kalırsınız. Tıpkı Türkiye’de 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980’in, esasa ilişkin bütün nitelik farkları bir tarafa bırakılarak aynı kefeye konulması gibi…' (Merdan Yanardağ, Liberal İhanet, Kırmızı Kedi, 6. Baskı, Eylül 2017, İstanbul, s. 142)

 



Çok Okunanlar

Can Ataklı'dan çok konuşulacak Baykal iddiası

Hulusi Akar'dan skandal hata

10 bin bekçi neden alındı? Cevabına inanamayacaksınız

Merdan Yanardağ: Metiner'le olmuyor, Mehmet Uçum gibi isimlere ihtiyaçları var

Mehmet Görmez'in adını vermekten kaçındığı tarikat lideri kim?

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | PKD: Uzaydaki Dışlanmışlara Övgü

ABC Kritik

Aziz Nesin'de vatan haini aramak

ABC Kritik

“Kiç” bir Yeni çağ Lideri: Adnan Hoca

ABC Kritik

Şahsiyetimizdeki o acı kambur...

ABC Kritik

Balyoz'un FETÖ'cü hakimini serbest bırakanlar ve AK-Fethullahçılar: Hesap vereceksiniz!

ABC Kritik

Sıra size de gelecek, Adnan Oktar suç örgütünün destekçileri!

ABC Kritik

Ütopya

ABC Kritik

Başkaya: ''CHP'nin Genel Başkanını değil, paradigmayı değiştirmeye ihtiyaç var!''

ABC Kritik

Erdoğan'ın süregelen zaferinin anlamı

ABC Kritik

Rakamların analizi ve yeni doğan bir seçmen tabanı: Ak-kurtlar

ABC Kritik

Sen gazeteci değil, Fethullahçı bir Çiko'sun!

ABC Kritik

Felsefeden yoksun bir eğitim sistemi, sadece robotlar yetiştirir