Çok Okunanlar

Diyanet'in skandalları bitmiyor! Atatürk'e ağır gönderme

Gizli çalışmanın ayrıntıları ortaya çıktı!

Selvi: İstanbul için Kılıçdaroğlu'nun gönlünde yatan ismi biliyorum

Can Ataklı isyan etti: Bana akıllı troll yollayın

FETÖ ile suçlanan Arda Turan ve Okan Buruk için karar verildi

'İslamcıların Lozan'la kapanmayan defteri'

Siyaset bilimi uzmanı Fatih Yaşlı'ya göre Türkiye, Irak ve Suriye'ye müdahil olurken iktidarın Lozan Anlaşması ile Misak-ı Milli sınırlarını tartışmaya açması 'Yeni Osmanlıcı' heveslerin tezahürü. "Bunu tartışmaya açmak, Türkiye'nin varlığını tartışmaya açmaktır" diyen Yaşlı, "Musul benimdi derseniz, İstanbul da bizimdi derler" ikazında bulundu.
Suriye'nin kuzeyinde 'sınır güvenliğini sağlama' söylemiyle başlattığı Fırat Kalkanı operasyonunu sürdüren Türkiye, Irak’ta IŞİD’in elindeki Musul’a yönelik halihazırda süren operasyonda rol alma arzusunu her gün daha yüksek sesle dile getiriyor. En son Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Musul bizimdi. Tarihe bakın. Misak-ı Milli dedim diye rahatsız oldular. Ben tarih dersi veriyorum" ve "Birileri de Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştı" çıkışı ile başlayan tartışmalar dinmek bilmiyor.

Peki Erdoğan, sınır ötesi operasyonlar sürerken niye böylesine çıkışlar yapıyor? Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim görevlisi ve siyaset bilimi uzmanı Fatih Yaşlı RS FM'de Ceyda Karan'ın hazırlayıp sunduğu Eksen programının konuğu oldu...

'OSMANLI'NIN DİRİLTİLECEĞİ ALGISI YARATILMAK İSTENİYOR

' Fatih Yaşlı’ya göre, Türkiye’nin Lozan Anlaşması ile Misak-ı Milli sınırlarını gündeme getirmesinin gündelik siyasete dayalı nedenleri kadar tarihsel nedenleri de var. 15 Temmuz darbe girişim sonrası yaşananları anımsatan Yaşlı, bu söylemin başkanlık ajandasıyla ilgisine dikkat çekti: “Başkanlık, Türkiye’de başka referanslarla tartışılıyor. Güçlü lider, güçlü ülke, emperyal birtakım hevesler. Bu aynı zamanda şanlı bir mazi ve o mazinin tekrardan diriltilebileceği algısıyla yeniden yaratılmak isteniyor. Bir takım Yeni Osmanlıcılık diyebiliriz.'
Yaşlı’ya göre asıl verilmek istenilen mesaj ise şu: “Biz bir zamanlar büyük bir dünya devletiydi, sonra bir takım gelişmelerle —ki bu çoğu zaman komplo teorileri üzerinden okunuyor, bu imparatorluk yıkıldı. Şimdi biz bu imparatorluğun benzeri bir devlet yaratabiliriz; bunun için de güçlü bir lidere ihtiyacımız var.'

İktidardaki 'Yeni Osmanlıcı’ bakışın, dış politikada ise doğrudan Ortadoğu’daki gelişmelerle bağlı gündeme geldiğini anımsatan Yaşlı, “Önce Suriye, Emevi Camii’nde namaz kılınması arzusundan tutun daha sonra Cerablus operasyonunun düzenlenmesine kadar, sonrasında da Irak’taki gelişmelerden hareketle Musul üzerinde hak iddialarına kadar gelen bir süreç yaşadık. Bunlar güncel gelişmeler. İç ve dış politikaların iç içe geçmişliği diyebiliriz' izahını getirdi.

'YENİ REJİM KENDİSİNİ 1923’ÜN ANTİTEZİ GÖRÜYOR'
'Yeni Osmanlıcılık’ adı altındaki emperyal heveslerin ve bu heveslerin başkanlık adı altında tahlil edilmesinin, tarihsel ve konjonktürel bir boyutuna dikkat çeken Yaşlı, bunun aslında “Türkiye’de yeni bir rejim inşası' anlamına geldiğini kaydetti. Yaşlı bu inşanın da yeni bir 'tarih yazımını’ gündeme getirdiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Her rejim inşasında olduğu gibi iktidarın kendi resmi tarihini yazmak istemesiyle karşı karşıyayız. Bu yeni rejim kendisinin 1923’ün antitezi görüyor ve Cumhuriyet ile hesaplaşma içerisinde. Onun için 1923’ün tezlerine de karşı tezler üretiyor. O karşı tezler, aslında Türk sağının son 40-50 yıldır yazdığı tezler. Abdülhamit’in ulu hakan olduğu. 30 yıl boyunca hiç toprak kaybetmediği, ittihatçıların Masonlarla işbirliği yapıp ülkeyi yıktıkları, Mustafa Kemal’in İngilizlerin adamı olduğu, Vahdettin’in aslında Türkiye’yi kurtarması için Samsun’a yolladığı, daha sonrasında Mustafa Kemal’in İngilizlerle anlaşarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğu gibi görüşler var."

'İSLAMCILARIN LOZAN’LA KAPANMAYAN DEFTERİ’
Yaşlı’ya göre yaratılmak istenilen ise “Lozan’ın bu kadar sorgulanır hale getirilmesindeki ilk neden, Lozan’la imparatorluğun elindeki büyük toprakların gözden çıkartıldığı, verildiği, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin baştan Batı’ya teslim olduğu' algısı. Yaşlı, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden süreçte Lozan ve saltanatın kaldırılmasının ise siyasal İslamcılara etkisini şu sözlerle anlattı:

“1922 sonlarına doğru Lozan anlaşması için Batılı devletler, Türkiye’ye bir teklif getirdiklerinde, başta İngiltere olmak üzere, İstanbul hükümetinden temsilciler ve Ankara hükümetinden de temsilciler çağırıyor. Tam tarihi 28 Ekim 1922. İki gün sonra, 30 Ekim 1922’de TBMM’de saltanatın kaldırılmasıyla, yani İstanbul’daki rejimin tasfiye edilmesiyle ilgili bir görüşme yapılıyor. Çünkü TBMM diyor ki, bir ülkede iki iktidar olmaz. Biz iktidarın gerçek sahibiyiz, İstanbul hükümetinin hiçbir karşılığı yoktur. Ancak bu görüşmede teklif sonuçsuz kalıyor. İki gün sonra Mustafa Kemal’in ünlü bir konuşması var. O konuşmada, 'Siz galiba meseleleri yanlış anladınız. Eğer böyle giderse bir takım kafalar kesilecektir’ minvalinde… Ardından 'Biz meseleyi yanlış anlamışız diyorlar’ ve 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılıyor. Dolayısıyla İslamcılar Lozan’ı bir tarihsel hesaplaşmanın parçası görüyorlar. Lozanla birlikte saltanatın kaldırılması, ulus devlet paradigmasının meydana gelmesi, hemen ardından cumhuriyetin ilanı, ondan hemen sonra ise hilafetin de kaldırılması.. Bugün bakıldığında 1923’le İslamcıların kapatmadıkları o defteri yeniden açmaları, tarihsel bir hesaplaşmaları olarak okumak gerektiğini düşünüyorum.

' 'NORMALDE BİR AKTÖR OLARAK ROL OYNAYABİLECEKKEN…'
Ortadoğu’nun değişen dengeleri sebebiyle, iktidarın Osmanlı hayalini gerçekleştirme gayesinin en çok yoğunlaştığı yer olduğunu da anımsatan Yaşlı, bunun Türkiye’nin normalde bir aktör olarak oynayabileceği rolü de engelleyici yönüne şu sözlerle dikkat çekti:

“Türkiye 'Ben buranın önemli aktörlerinden biriyim. Dolayısıyla Musul sorunu Türkiye’yi ilgilendirir. Şu başlıklar da ilgilendirir’ derse, bu anlaşılır. Ama bunu Osmanlı’nın toprağı olan bir yerdir Musul, dolayısıyla hala bizimdir dediğinizde sizi pek ciddiye almazlar. O zaman birileri de çıkar der ki, 500 yıl önce de İstanbul bizimdi. Öbürleri çıkar der ki 100 yıl önce Hatay bizimdi. Rusya, Sovyetlerin eski topraklarıyla ilgili talepler dile getirebilir. Uluslararası sistemde burası bir zamanlar bizimdi, şimdi de bizim olmalı argümanı üzerinden işleri işlemiyor.'
 'HÂL ŞAM RÜYASI, HÂL MUSUL RÜYASI…'
Yaşlı’ya göre, Türkiye’de art arda yaşanan olayların ardından 'Yeni Osmanlıcı’ tavrın devam etmesi 'talihsiz’. “Bugün Musul başlığında yaşananlar, Türkiye’de sadece iki ay önce ordudaki askerler birbirine kurşun sıkmışken, ordunun polisle çatışması söz konusuyken, asker sivil halkın üzerine ateş açmışken, sivil halk bir takım askerleri linç etmeye kalkışmışken, 100 bin kişi işinden uzaklaştırılmışken, tasfiyeler devam ediyorken ve devlet aygıtı darmadağın olmuşken, Türkiye’yi bir de bir takım emperyal heveslerle bir maceranın içerisine atmak anlamına geliyor' diyen Yaşlı, mantıklı bir diplomasi ve dış politikaya duyulan ihtiyaca dikkat çekti. Yaşlı şu vurguları yaptı:

“Elbette dünyanın bütün önemli aktörleri ve bölge devletleri Musul üzerinden bir diplomatik savaş içerisine girmişlerse, devlet mantığı bu diplomatik savaşın hatta fiili savaşın bir parçası olmayı getirebilir. Bunu anlayabilirdik. Ama önemli olan bu savaşı nasıl hayata geçireceğinizdir. Ben bugün Türkiye’nin ulusal çıkarlar doğrultusunda bir dış politika izlemektense, iktidarların siyasi ikballeri üzerinden bir politika izlediğini düşünüyorum. Hala Şam rüyası gören, Musul rüyası gören, Bağdat rüyası gören ve dolayısıyla gündelik hayatın gerçeklerinden, yaşanan yoksulluktan, sefaletten kopan onları düşünmek yerine bir takım hayallerle yaşayan bir insan tipolojisi yaratılmak isteniyor.' 
'HİÇBİR ÜLKE KENDİNİ MEŞRULAŞTIRAN BİR ANLAŞMAYI TARTIŞMAYA AÇMAZ'
Türkiye’nin Lozan’ı ancak egemenlik haklarını kısıtlayan, onu uluslararası hukukun parçası kılmayan bir anlaşma olsaydı tartışmaya açabileceğini söyleyen Yaşlı, realitenin ise bundan çok uzak olduğunu şu sözlerle anlattı: “Tarih boyunca tanınmayan bir takım anlaşmalar var. Örneğin Almanya Versay’ı tanımadığını ilan etmişti. Ama Versay Almanya’ya neler getiriyordu buna bakmak lazım. Ekim Devrimi’nde Bolşevikler Çarlık Rusyası’nın emperyalistlerle olan anlaşmalarını ifşa etmişlerdi. Burada mesele bambaşka. Eğer Lozan Türkiye’nin egemenlik haklarını kısıtlayan, onu emperyalizme göbekten bağlayan, onu uluslararası hukukun parçası kılmayan bir anlaşma olsaydı, elbette haklı olarak Lozan’ı kökten tartışmaya açabilirdik. Bugün yapılan şey şu, Lozan bize yetmez. Lozan bizim sınırlarımızı çizemez. Misak-ı Milli’de yer alanlar bizim sınırlarımız değildi. Dolayısıyla biz bunu tanımıyoruz gibi bir mantık söz konusu.'

Fatih Yaşlı’ya göre bu ise “Türkiye büyümezse küçülecektir' mantığı üzerine inşa ediliyor: “Türkiye’ye adeta uzunca bir süredir giydirilmek istenen bu emperyal gömlek, bugün Lozan’ın tartışmaya açılması üzerine kurulmuş durumda. Bu da son derece yanlış. Lozan’ın tapu senedi olduğunu Erdoğan iki ay önce Lozan’ın yıldönümünde yaptığı konuşmada kendisi kabul etmişti. İki ay sonra bu sefer Lozan hezimettir noktasına geldi. Tarihte benim gördüğüm kadarıyla, kendisini uluslararası hukukta meşru kılan böyle bir anlaşmayı tartışmaya açan başka bir devlet yok.'
 'EMPERYAL İDDİALARLA EMPERYALİZMİN OYUN SAHASI OLUNUR'
Lozan tartışmanın Türkiye’yi çok ciddi bir yere götürebileceğine dikkat çeken Yaşlı, şu ikazlarda bulundu:

“Ortadoğu’da sınırları bu kadar kolay değiştirmeye çalışmak, bir takım emperyal iddialar üzerinde bulunmak, malesef sizi başka güçlerin, özellikle de emperyalizmin oyun sahası haline getirir. Aynı zamanda izlediğinizi iddia ettiğiniz denge siyaseti bir süre sonra o büyük güçlere verdiğiniz önemli tavizlerle neticelenir. Türkiye buraya doğru gidiyor. Dolayısıyla bundan vazgeçerler mi bilmiyorum. Ama bu Lozan ve Misak-ı Milli meselelerinde çok açık bir şekilde 'Hayır bunlar tartışılabilir şeyler değildir’ demek gerekiyor. Bunu doğrudan tartışmaya açmak, Türkiye denilen ülkenin varlığını tartışmaya açmaktır. Bir ülkenin varlığı tartışmaya açılırsa, orada iyi sonuçlar çıkmayacaktır.'

İlgili Haberler

Politika

AB ve Türkiye reform çabalarını görüşecek

Politika

'Avrupa ordusu kurmaya çalışmıyoruz'

Politika

Selahattin Demirtaş: Yargılandığım davalar ve isnatlar tümden çökmüştür

Politika

İhraç edilen Öztürk Yılmaz'dan ilk açıklama: Millet affetmez

Politika

HDP'li Ahmet Şık: Elinizde kalanın adına devlet değil çete denir

Politika

Öztürk Yılmaz CHP'den ihraç edildi

Politika

Kararlarını bağlayıcı bulmadığını söyleyen Erdoğan, AİHM'e neden başvurmuştu?

Politika

Buldan: AİHM'in Demirtaş kararına derhal uyulsun

Politika

Erdoğan'dan AİHM'in kararına tepki: Bizi bağlamaz

Politika

Kılıçdaroğlu: Gezide bu ülkenin gençleri bir diktatöre diz çöktürdüler

Politika

CHP'den AİHM'in Demirtaş kararıyla ilgili açıklama

Politika

MHP tehditler yağdıran adayına sahip çıktı