Çok Okunanlar

Sincan'da Gökçek krizi

CHP milletvekili hayatını kaybetti

AKP anketinde İstanbul için öne çıkan 3 isim

AKP'li belediye başkanının damadı tutuklandı, oğlu gözaltında

O Ses Türkiye'yi terk etti!

'Kaytarmayın; Cemaat'in yalanına hizmet ettiniz mi etmediniz mi?

Ali Rıza ÖZKAN

'Hile Yolu’ filminin iki yapımcısından birisi, Hakan Alak, filmin kontrgerillaya hizmet ettiğini ileri sürdüğüm yazıma itiraz etmiş. Kendi blogunda ve sosyal medya hesabında eleştirilerime karşı oldukça çirkin bir üslup kullanan Alak, ABC Gazetesi’ne gönderdiği yazıda daha özenli bir dil tutturmuş. Alak’ın 'Hile Yolu’ filminin içeriği ve işlevi hakkındaki savunmasına geçmeden önce, okuyucularımıza çok iyi bildikleri bir tarihi kısaca hatırlatalım.

'Kafes Eylem Planı’ nedir?

19 Mart 2010’da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 'Kafes Eylem Planı’ hakkında Mehmet Murat Yönder ve Ercan Şafak isimli cumhuriyet savcıları tarafından hazırlanan iddianameyi kabul etti. “Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak'la suçlanan 33 sanığa savcılar, Poyrazköy’de yapıldığı iddia edilen kazılarda patlayıcı ve başka belgelerin bulunmasıyla, başında emekli Binbaşı Levent Bektaş’ın bulunduğu, silahlı eylem yapan bir örgütsel yapıdan söz ediyorlardı. Bektaş’ın işyerinde ele geçirilen CD’lerden birisinde 'Kafes Eylem Planı’ başlıklı belgeler bulunması iddianamenin esasını oluşturuyordu.

'Kafes Eylem Planı’na göre, “Türkiye’de yaşayan gayrimüslimlerin can ve mal güvenliklerinin sorgulanarak, AKP Hükümeti üzerinde iç ve dış toplumun baskısını artırmak, kamuoyunu meşgul etmek ve Ergenekon davası başta olmak üzere gündemi değiştirmek' hedeflenmektedir ve “Rahip Santaro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant DİNK operasyonları sonrasında, Türkiye’de yaşayan gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuş, ancak AKP tarafından, karşıt medyanın da desteğiyle, söz konusu olayların Ergenekon tarafından organize edildiği şeklinde yoğun propaganda faaliyetlerinde bulunulmuştur.' Bu belgelere göre bu cinayetleri Levent Bektaş’ın başında olduğu bir “Ergenekon hücresi' gerçekleştirmişti!

Kafes Eylem Planı baştan sakat, kadük ve uydurma bir dava olduğu o kadar belliydi ki, şimdi tamamı görevden el çektirilmiş ve FETÖ üyeliğinden ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanan hakimlerle, savcılar tüm tertibi kendileri kurduğu halde sanıkların hepsini tutuklayamadılar!

Hakan Alak yapımcısı olduğu filmi savunurken diyor ki; “Film gösterime girdiğinde Özkan, bir eleştiri yazmıştı. Eleştiri sınırlarını aşsa da gülüp geçmiştim.' Hemen düzelteyim; o yazımda “eleştiri sınırlarını aşmak' değil, film sanatının kullanılarak yapılan bir kara propagandaya karşı duruş vardır. Bugün de aynı şeyi yapıyoruz.

Daha açıldığı anda kamuoyunda hakkında büyük şüpheler oluşmuş bir davadan yola çıkarak bir film yapıyorsan, Hakan Alak kusura bakmasın, elbette bu FETÖ çetesi ile ne ilişkin var, diye soracağız! Hakan Alak’a düşen görev de, bu soruya makul, inandırıcı ve kamuoyunda kuşkuları giderecek cevaplar vermektir. Gazetemize yazdığı yazıda ve kendi sosyal medya hesaplarında yaptığı gibi, gizleyerek, karalamalara başvurarak, hedef saptırarak bir yere varamaz.

'Hile Yolu’ kumpasın neresinde?

Biz gene de okuyucumuzu ciddiye alarak kendimize soralım. Film ile Kafes Eylem Planı kumpasını kuranlar arasında bir fikrî veya organik ilişkinin sorgulanmasını gerektirecek durum var mıdır? Bu soruyu, bizzat Hakan Alak’ın çeşitli dönemlerde ve medyada söyledikleriyle cevaplayalım. En sondan başlayalım, yani bize gönderdiği cevap yazısından: “O dönemde Kafes Operasyonu adıyla gerçekleşenler malum. Arka plana bu dönemi yerleştirip hikayemizi kurmaca iki tetikçi karakteriyle anlattık.'

Hukukihaber.net adresinde 19 Mart 2012’de yayınlanan haberde ise, “2009 yılında geçen filmde, aynı yılın şubat ve nisan aylarına denk gelen ve kamuoyunda 'Kafes Eylem Planı' olarak bilinen sürecin öncesi anlatılıyor' diyen Hakan Alak “Gerek Hrant olayının gerekse Malatya'daki Zirve Yayınevi'ne yapılan baskında o insanları oraya getiren bu sistemin nasıl işlediğini bir senaryo mantığı içinde anlatacağız.' şeklinde konuşmuş.

Bianet.org sitesinde 20 Nisan 2013’de filmi tanıtan Ayça Söylemez, Hakan Alak’tan şu cümleyi aktarıyor: “Hile Yolu için sadece bir Hrant Dink cinayeti filmi diyemeyiz. Filmin geçtiği dönemde Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarla sürekli 'yüksek mevki sahipleri’ tutuklanıyordu. Hile Yolu, bu yaşananlara bizim yorumumuz.'

Filmin basın tanıtım yazısında da sinopsis olarak verilen metin de şudur: “Şubat 2009... Bir dükkân kilisenin önünde bekleyen Korhan ve Murat... Azınlıklara ve gayri müslimlere yönelik cinayetler işleyen suç hücresinin iki üyesi.

Bir yanda artan Ergenekon operasyonları ve sonuçlarından duydukları kaygı. Murat işi kazasız belasız atlatıp alacakları parayı düşünürken, Korhan kilisenin papazını vuracak olan Kofik'in bu işi beceremeyeceğinden endişeli. Her ikisi de biliyor ki operasyonun ucu er geç onlara dokunacak.

Hücrenin bir başka üyesi Şeyhmus'un ihaneti korkularını gerçeğe dönüştürür. Şeyhmus, suç örgütünün lideri Paşa’ya ait bir hard disk çalar. Hard diskin içindekiler, yeni bir operasyon dalgasına sebep olacak kadar önemlidir. Hem polis hem de Paşa hard diskin peşindedir. Korhan ve Murat'ın yeni görevi bu hard diski geri almaktır. Korhan ve Murat harddiski geri alır fakat bu operasyon beklendiği kadar sessiz sonuçlanmayacaktır. Hard diskin içinde yer alanlar ikilinin hayatlarındaki dengeyi geri döndürülemez biçimde bozacaktır.

Hard diskin içinde yer alan bir dosya 2007'nin 19 Ocak'ında ne olduğuyla ilişkilidir. Hrant Dink’in öldürüldüğü gün ne olmuştu?'

Basına gönderilen ikinci tanıtım bülteninde ise, filmin Ergenekon, balyoz ve Kafes davarlıyla ilişkisini vurgulamaya devam eden Hakan Alak şunları ekliyor: “Filme hazırlanırken Hrant Dink cinayeti davasının gelişmeleri, Zirve Yayınevi cinayetleri gibi pek çok dava hakkındaki haberler, yazılmış kitapları inceledik. Hikayemiz kurmaca olmasına rağmen gerçeğin bir parçası olmalıydı.'

Basın bültenlerinin üçüncüsünde söz alan senarist ve yönetmen Ersin Kana ise filmin zamansal çerçevesini vurgulayarak “2009 yılının şubat-nisan ayları dikkate değer bir dönem. Her şeyin yeniden yapılanmaya başladığı bir dönem. Ergenekon operasyonlarının devam ettiği, ve Kafes eylem planının açığa çıktığı bir dönem.' diyor. Kana görüşlerini daha da kesinleştiriyor: “bu filmin derdini anlatmasında yeterli malzemeye sahip olduğuna inandım. Filmimize konu olan cinayetlerin siyasi misyonları inkar edilemez.'

Son olarak, Hakan Alak yazmış: “Hile Yolu tam 2.5 yılda yazıldı. Yedi revizyonla tamamlandı.' Hatırlayalım: Kafes Eylem Planı iddianamesi kabul edildiği tarih: 19 Mart 2010. Hile Yolu’nun ilk gösterime çıktığı tarih: 10 Ekim 2012.

Filmi yapanların kendi ağızlarından açıklamaları göz önüne alarak, 'Hile Yolu’ filmi ile 'Kafes Eylem Planı’ adı ile bilinen tertip arasındaki bağı değerlendirmeyi okuyuculara bırakıyorum.

'Hile Yolu’ kime hizmet etti?

Hakan Alak bir de şunu yazmış: “Kötü filmler de yapabiliriz ama ahlaki açıdan yanlış tarafta değiliz.'

Türkiye’nin yurtsever, anti-emperyalist ve sol kuvvetlerini türlü yalan, iftira ve düzmece belgelerle tutuklayan, işkencelerden geçiren, ölümüne sebep olan, yıllarca haksız yere hapiste tutulmalarını organize eden FET֒nün bütün Türkiye halkını hedef alan kumpasını destekleyen bir film yapacaksın ve hâl⠓ahlaki açıdan yanlış tarafta değiliz' diyeceksin! Buna kendin dışında tek bir kişiyi dahi inandırabilir misin, Hakan Alak?

Hayır, Hakan Alak, daha önceki yazılarımda da belirttim, şimdi de vurgulamakta sakınca görmüyorum: 'Kafes Eylem Planı’ gerçek katilleri gizlemek için uydurulmuş bir tertipti ve sen de 'Hile Yolu’ ile gerçek katillerin gizlenmesine yardımcı oldun. Film hakkında kendi yazdıklarınız, söyleşileriniz, sizi servis eden Cihan Haber Ajansı’nın bültenleri vs. ortada inkâr edilemeyecek çoklukta ve hiçbiri tekzip edilmemiş belge, ikrar varken, masum olduğuna kimseyi inandıramazsın.

Hakan Alak, cevabında son bir savunma güdüsüyle “Nihayetinde görüldü ki 15 Temmuz Darbe Kalkışması sonrası Hrant Dink Cinayeti soruşturmasını derinleştiren Yargı, İstanbul İl Jandarma İstihbarat Müdürlüğü’nde görevli iki askeri mahkemeye sevketti ve bunlardan biri tutuklandı.' diyor. Öncelikle belirtelim; Hakan Alak, her bıyıklıyı amcası sananlar gibi, her asker üniforması giyeni de Kemalist, ulusalcı ya da cumhuriyetçi sanıyor olmalı. İslamcı 15 Temmuz darbe girişimi ile Cemaatin TSK içinde nasıl ciddi düzeyde bir örgütlenmesinin olduğunu –ki biz yıllardır bunu söylüyorduk- bütün ülke gördü. Öyle bir-iki asker de değil, aralarında generallerin de olduğu yüzlerce subay İslamcı Cemaat darbesine teşebbüs suçundan tutuklandı.

Dolayısıyla burada söz konusu olan şey, katillerin hangi üniformayı giydiği değil, Hrant Dink cinayetini (Rahip Santoro, Danıştay ve Malatya Zirve Yayınevi cinayetleri gibi) Cemaatin işleyip işlemediği ve bu alçakça suçun cumhuriyetçilerin üzerine atılıp atılmadığıdır.

Artık biliyoruz ki, bu cinayetleri FET֒nün işlediği tartışmasız şekilde ortaya çıktı ve böylece kumpasın gerekçesi yapılan büyük yalan çöktü. Çoğu istihbaratçı olan çok sayıda polis şefi Dink cinayeti nedeniyle tutuklandı. Davaya FET֒nün Jandarma’daki yapılanmasına mensup olan askerler de dahil edildi. Olay budur.

Yapım ve gösterim aşamasında Kafes Eylem Planı ile filmi çok açık olarak buluşturan, örtüştüren, amaç birliğine vurgu yapan beyanlarınız varken, bugün FETÖ üyesi olarak tutuklanan iki Jandarma istihbarat mensubunu göstererek, “işte filmimizdeki askerler bunlardı' demeye getirmeyi sadece, “pişkinliğin bu kadarına da pes!', diyerek cevaplayabilirim.

Ucuz kurnazlığa gerek yok!

Hakan Alak, sanıyorum kendisini sahiplenmelerini umut ederek, Kalan Müzik şirketini hedef gösterdiğimi iddia etmiş. Elbette böyle bir şey yok ve aklımın ucundan bile geçmedi. Benim yazımdaki vurgu, Kalan Müzik’in YouTube hesaplarına müzik videoları yüklediğinizi belirtmişsiniz. Benim söylediğim şey; filmi yapacak parayı bununla kazanmış olamazsınız, noktasındadır. Bunu, kötü niyetli olmayan her kişi bu şekilde anlar.

Alak ardından, Grup Yorum’u yazıya meze ettiğimi de eklemiş. Okuyuculara eklemeliyim ki, kurucusu Tuncay Akdoğan’dan başlayarak pek çok üyesi ile kişisel ve ailevi dostluklarım olan ve halen süren Grup Yorum’u Hakan Alak’ın ağzıyla “meze' değil, ama bu eleştirilerime katmak isteseydim, zaten yapardım. Hepsi de benim sözümü sakınmadığımı iyi bilirler. Ve emin olun ki, Grup Yorum üyeleri Hakan Alak’ın değil, bu yazının yanında yer alır.

Alak, kendi savunmasından ve uydurduğu gerekçelerden tatmin olmamış ki, son bir hamleyle  eklemiş: “Yazıdan anladığım kadarıyla, Yazar’ın, Dink Ailesi’yle de problemi var. Yazar tüm meselelerini bizi ve filmimizi meze ederek çözmeye çalışmış. Bunu da aşağılık bir örgütün çatısına hepimizi sığdırarak yapmaya çalışmış.'

Hrant’ın Dostları, ihanet ve Dink Ailesi

Yazımı okuyan herkes benim “Hrant’ın Dostları' olarak bilinen kişilere ve Rakel Dink’e yaptığım çağrının içeriğinden kimseyi “meze' yapmadığımı veya “aşağılık bir örgütün çatısına' sığdırmadığımı anlar. Alak’ın bu tepkisini yaşadığı hezeyanla kontrolü kaybetmesine yoruyorum.

Ama, yeri geldiği için, Rakel Dink’e çağrı yapmamın tarihsel arka planı hakkında da bilgi vermek istiyorum: Gazeteci ve hukukçu Emcet Olcaytu ağabeyle Hrant Dink’i kim veya kimlerin öldürmüş olabileceği konusunda yaptığı araştırmalar hakkında konuşurken, özellikle polis içerisindeki Fethullahçıların bilgi ve belge gizlemeye özen gösterdiğini, bazı delilleri tahrif ettiklerini fark ettiğini vurgulamıştı. Nitekim, bu bulgularını daha sonra hem Aydınlık’ta ve hem de Ulusal Kanal’da paylaştı.

Ben de, bunun üzerine, Emcet ağabeyin bilgisi dahilinde, uzun yıllara dayanan tanışıklığımıza dayanarak Agos gazetesinin kurucularından Sarkis Seropyan ağabeyle gazete bürosunda görüştüm. Rakel Dink’e bu gelişmeleri aktarmasını rica ettim ve Emcet Olcaytu’nun Hrant ile hemşehri olduklarını ve kendisi ile görüşüp, elindeki bilgi ve belgeleri sunmak istediğini ilettim. Ancak, Sarkis ağabey bir süre sonra bana Rakel’in görüşmek istemediğini, bu koşullarda çevresindekilerin de böyle bir görüşmeyi engelleyeceğini söyledi.

İşte “Hrant’ın dostları' denilen çevre “Kemalist vesayeti yıkmak' için öylesine kendisinden geçmişti ki, onun İslamcı katilleriyle kol kola girerek her yıl anma etkinlikleri bile düzenliyorlardı. Daha trajik olanı ise şudur; gerçeği liberal ideolojik önyargılarına feda eden bu çevre, Hrant’ın katili cemaatçilerle Hrant’ın ailesini de yan yana getirerek cinayetin aydınlanmasına da nesnel bakımdan engel oldu. Böyle bir aymazlık ve ihanet görülmüş değildi.

Dolayısıyla, Rakel’e bugün de geçerli olan çağrım şudur: gerçek katilleri gizlemek amacıyla seni yanlış yönlendirenlere mutlaka bir sözün olmalı. Hrant Dink cinayeti davası süresince, gerçek Hrant dostları katil muamelesi gördü, hakarete uğradı. Dahası, onlar gerçek katilleri gösterdikleri halde sesleri kısıldı, duyulmadı. Gelin yeniden buluşmak için, yeni bir başlangıç yapabilmemiz için aramıza atılan cam kırıklarını temizleyelim.

Sonuç olarak; 'Hile Yolu’ yukarıda özetlenen ideolojik, politik, ahlaki ve entelektüel kepazeliğin bir parçasıdır. Kaytarmaya çalışmanın faydası yoktur. Hakan Alak’ın yapması gereken tek şey, hiç değilse Yıldıray Oğur kadar harbi davranıp özür dilemektir. Bu tartışmayı uzatmadan bitirmenin –ki Alak ve arkadaşlarının çok hırpalanacağı açıktır- tek ve ikna edici yolu budur. 

İlgili Haberler

Kültür Sanat

70 yıldır kayıp olan Walt Disney filmi bulundu

Kültür Sanat

Fuara yoğun ilgi devam ediyor...

Kültür Sanat

Bu hafta 8 film vizyona girecek...

Kültür Sanat

Filmi ile Freddie Mercury ve Queen'in gerçek hikâyesi arasındaki 5 fark

Kültür Sanat

Game of Thrones'un final sezonundaki bölümlerin süreleri ne kadar?

Kültür Sanat

Netflix ücretleri değişiyor

Kültür Sanat

Game of Thrones'un final sezonu tarihi belli oldu

Kültür Sanat

Ozan Güven, Don Kişot'um Ben ile sahnede

Kültür Sanat

Mustafa Demircan tecrübelerini kitaplaştırdı

Kültür Sanat

Müslüm filmini kaç kişi izledi?

Kültür Sanat

'Kırmızı Hasat' resim sergisi TSKM'de açıldı

Kültür Sanat

Cem Yılmaz Emanet'in kadrosunu açıkladı