Röportaj | Emek direnişçisi vazgeçmiyor: ‘Gelecek günler daha karanlık, o korkumla direniyorum’

Röportaj | Emek direnişçisi vazgeçmiyor: ‘Gelecek günler daha karanlık, o korkumla direniyorum’

Söyleşi: Büşra İlaslan

Emek mücadelesine 1993 yılında bir konfeksiyonda sigortasız çalışarak başlayan Türkan Albayrak’ın hayatı hukuksuzluğa, tacize, her türlü adaletsizliğe direnmekle geçiyor.

Albayrak, Türk Telekom’da müdür tacizine karşı arkadaşlarıyla birlikte hareket ediyor. Tacizci müdürü işten attırıyorlar fakat bir süre sonra kendi işine de son veriliyor. Paşabahçe Devlet Hastanesi’nden atıldıktan sonraki direnişi sonuç veriyor ve Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğün’de çalışmaya başlıyor. Buradaki işine de güvenlik ve arşiv araştırması gerekçesiyle son veriliyor.

Ancak o direnmekten vazgeçmiyor. 232 günü geride bıraktığı direnişini Sarıyer’de sürdürüyor.

‘ÇOCUKLARININ BAŞINDA BİR KADIN OLARAK KENDİMİ HAYAL EDİYORDUM’

Çalışma hayatına atıldığınızda kaç yaşındaydınız, işçi olarak karşılaştığınız ilk zorluklar neler oldu?

Çalışma hayatıma 1993’de konfeksiyonlarda sigortasız çalışarak başladım. Bir buçuk yıl  gibi kısa bir sürede çeşitli iş yeri değiştirdim. İkinci oğlumun doğumuyla işi bıraktım. 28 yaşından önce çalışmadım bir ev kadınıydım, ekonomik zorunluluklar beni iş hayatına soktu. Oysa evinde çocuklarının başında bir kadın olarak kendimi hayal ediyordum.

Türkan Albayrak

Uzun yıllardır hakkınızı aradığınızı, direndiğinizi, işçi hareketleri içinde tanınan biri olduğunuzu biliyoruz. Peki bu öykü nasıl başladı?

İkinci oğlum 7 yaşına girince AKP hükümeti 2002 de iktidara geldi. Eşim emekli olmuştu, çok az bir gelirimiz vardı. Çalışmalıydım. Gayrettepe Türk Telekom’da 2002’nin Ekim ayında taşeronda temizlikte işe başladım. 38 yaşındaydım. Bir süre kendi halimde işe gidip geldim. Elime geçen asgari ücretti çok azdı ve sürekli iş yerinde baskı vardı. İş arkadaşlarımızla sohbet etmemiz bile yasaktı. Köle gibi davranılıyor, sürekli taşeron firmanın şefi tarafından hakaretlere uğruyorduk.

‘BENİM İŞİM DİĞER İNSANLARIN ONURUNDAN ÖNEMLİ Mİ?’

Taşeron firmanın şefi kadınları haremdeki cariyeler gibi görüyor, tacizde bulunuyordu. Ben Telekom’un idari işlerinin görüldüğü bölümde çalışıyordum. Taşeron firmayı ve çalışanlarını denetleyen müdürün odasının da temizliğini yapıyordum. Kadın işçi arkadaşlarımdan biri bana ”Türkan bizi şef çok rahatsız ediyor beş kadınız şikayet edeceğiz. Ancak o kata ve müdüre ulaşmamız çok zor sen bizim adımıza söyler misin?” dedi. Akşam eve gittim düşündüm bunu. ”Söylersem işimden olur muyum?” Sonra şöyle karar verdim: Benim işim diğer insanların onurundan önemli mi?

Ertesi gün Türk Telekom’un kadın olan müdür yardımcısıyla görüşüp durumu anlattım. O da kızları tek tek çağırdı ve görüştü. Daha sonra o tacizci şefi Telekom’dan aldılar. Bizde sendikal örgütlenme çalışmalarına başladık. Şef görevden alınmıştı ve bize bir güven gelmişti.

‘ADALETSİZLİĞE HER KOŞULDA SES ÇIKARIYORDUK’

Yol paralarımız yatırılmayınca çöp toplamama eylemi yaptık. Adaletsizliğe her koşulda ses çıkarıyorduk. İşveren elbette ki birlikte hareket eden işçiden rahatsız oldu ve 5 kişiyi 2004’ün ilk günlerinde işten attı. Mahkemeye başvurdum ve bir yıl sonra mahkeme bitti evimden 2.5 saat uzaklıktaki Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde işe başlattılar. Ben Avrupa yakası Sarıyer’de oturuyordum. İş yerim Asya yakasında, Beykoz’daydı.

‘BÖLÜCÜ TERÖRİST İLAN EDİLDİM’

Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde 5 yıl çalıştım orada sendikal çalışma yaptım Türk-İş’e bağlı sağlık işe üye olduk ve işçilerle komiteler kurduk. Sendika dışında farklı bir örgütlenme oluşturmuştuk. Sendikaya güvenmiyorduk. Taşeron işçisiydik, sendikaların patrondan yana olduğunu biliyor ve kendi haklarımızı birlikte ancak alırız hiç değilse sendikalı olalım, bir örgütlü yapı olsun demiştim. İlk yaptığımız taşeron firmanın bize imzalatmaya çalıştığı belirli süreli iş anlaşmasını imzalamamak oldu.

Tüm tazminat haklarımız o şartnameyi imzalayınca gidiyordu. Ben 5 yıllık işçi, arkadaşlarımın içinde 10 yıllık işçiler vardı. Tekrar işveren tarafından tehditlere başlandı: ”İmzala işten atarız…” Hastane başhekiminden, müdürüne kadar tehdit edildim. En son sendika şube başkanı işçilerle toplantı yapıp beni bölücü terörist ilan etti. Ve 2010 Temmuzunda AKP hükümeti tarafından 2. Kez işten atıldım. İşten atmakla tehdit edilirken, tekrar işten atılırsam eve gitmeyeceğim, hastane bahçesinden ayrılmayacağım demiştim.

‘İNSAN GİBİ YAŞAMAK İSTEDİĞİM İÇİN…’

İşten atıldığım gün basın açıklamasıyla hastane önünde direnişe başladım 118 gün boyunca evime hiç gitmedim. Gece gündüz çadırda işime dönmek için direndim. Ben suçlu değildim yalnızca insan gibi yaşamak istediğim için örgütlenmiştim. Tek istediğim güvenceli bir işti. İşimi en iyi şekilde yapmıştım. Çocuklarım için çalışıp onların yüzünü gün içinde iki ya da üç saat görmüştüm. Direndim son 7 gününde açlık grevi yaptım ve 118 gün sonra işe geri alındım. Bu kez evime 15 dakikalık mesafedeki Sarıyer ilçe sağlıkta işe başlatıldım. Burada 8.5 yıl çalıştım taşerona kadro verildikten 4 ay sonra Arşiv ve güvenlik gerekçe gösterilerek AKP Hükümeti tarafından 3. kez işten atıldım.

‘O GÜN HABERİMİ YAPAN GAZETECİLER’DEN CAN DÜNDAR, ECE TEMELKURAN YURT DIŞINDA MÜLTECİ…’

Direnişinizin ilk yıllarından bugüne kadar karşılaştığınız emniyet güçlerinin müdahaleleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Geçen yıllar ile birlikte müdahalelerde olumlu ya da olumsuz bir fark gözlemlediniz mi?

15 Ağustos’ta işten atıldım. 3 Eylül’de hafta içi her gün direnişe başladım. İlk günden bu yana her alana çıkışta gözaltına alınıyorum. 228 günde 111 kez gözaltına alındım.  Sesimi duyurmam görüntü alınmasına engel oluyorlar. İlk direnişimde polis saldırısına bir kez uğramış ve çadırım alınmış ertesi gün ise çadırı geri almıştım. Ama bu 9 yıl önceydi faşizm bu kadar azgın saldırmıyor az da olsa burjuva basın haberimi yapıyordu. Halkla iletişimi kurabiliyorduk. O gün haberimi yapan gazeteciler Can Dündar, Ece Temelkuran şuan yurt dışında mülteci. Nuray Mert yazılarını yayınlayacak gazete bulamıyor.

‘HER GÜN İŞKENCE GÖRÜYORUM’

KESK, DİSK, TTB, TMMO, ÇHD her hafta ziyaretime geliyor, tüm sol basın haberimi yapıyor, üniversite öğretim görevlileri,  dernekler ziyaret örgütlüyor, tüm ülke direnişimden haberdardı. Oysa bugün direniş alanımda 1 dakika bile kalamıyorum. Gözaltına alınırken her gün işkence görüyorum.  Faşizm öylesine saldırgan ki halk sadece acıyarak gözle bakıp, korkup yanaşamıyor. Basını sürekli arıyorum. Haberim yapılsın diyorum ama bana şu cevabı veriyorlar: ”Direnişinizde bir değişiklik yok…” Her gün faşizm tarafından gözaltına alınıyorum. Her alana çıkışımda neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Tutuklanır mıyım, katledilir miyim? Bunun tedirginliği ve haklılığımla o alana çıkıyorum.

Türkan Albayrak

‘OMURGAMDA İKİ KIRIK OLUŞMUŞ’

Ciddi omurga sorunum var. Hatta omurgamda iki kırık oluşmuş ve doktor bunun ancak darbe ve sırt üstü düşme kazayla olabileceğini söyledi. TİHV rapor hazırlayacaktı ama henüz hazırlamadılar. Yaklaşık 3 aydır bu raporu bekliyorum. Suç duyurusunda bulundum.

Son direnişinizde 230 günü geride bıraktınız… Sesinizi duyurmak için neler  yapıyorsunuz?

Direnişimi duyurmak için çalıştığım, oturduğum mahallede, kapı kapı dolaşıp direnişimi anlatıyorum. Destek istiyorum sesimi duyurmak için sosyal medyayı da kullanıyorum. Basın beni görmezden geldiği için sürekli haber yapılmasını sağlamaya çalışıyorum.

‘İŞÇİLER KENDİLERİNİ YAKARKEN SENDİKALAR SEYREDİYOR’

İşçi hareketlerini ve kazanımlarını düşündüğünüzde atılan adımlar, eylemler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Haksızlığa uğradığı halde sessiz kalan hakkını aramaktan korkan ciddi bir kitle var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de yıllardır yasalar işveren lehine işçinin aleyhine değişmekte. Kazanılan tüm haklarımız geri alınmakta ve işçi sendikaları buna karşı binalarında sadece basın açıklaması yapmakta. İşçiler sendikaya üye oldukları için işten atılmakta. Bu anayasada tanımlanmış bir hak olmasına rağmen işçiler işten atılıyor. İşveren yasayı çiğnemekte. Sendikalar bu konuda ciddi bir eylem örgütlememekte. İşçiler çaresizlikten iş yerleri önünde kendini yakarken sendikalar seyretmekte. Çalışanın bırakın iş güvenliğini, can güvenliği yok. İşsizlik Cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamına ulaşmış. Sendikacılar saklanmış seyrediyor. Tıpkı 1800 yılların çalışma koşulları var ve bunun kabulüne zorlanıyoruz.

‘CESARETTEN DEĞİL, GELECEK GÜNLER DAHA KARANLIK KORKUSUYLA DİRENİYORUM’

Evet herkes korkak. Ben çok mu cesaretliyim? Yo… Belki de daha korkağım ama direnerek kazanıldığını biliyorum. Yıllarca taşerona karşı mücadele verdim. Kadro aldıktan 4 ay sonra beni işten attı. Suçlu değilim işimi 3. defa AKP hükümetinden istiyorum. Bir kez kazandım. Evet, faşizm var ondan saklanabilir miyiz? Hayır… İşe döndükten 8,5 yıl sonra kinini unutmamış 55 yaşında, emekliliğime 1,5 yıl kala beni sokağa attı.

‘YARIN KAPILARIMIZI ÇALIP, BİZİ SORGUSUZ KATLEDEBİLİRLER’

Yarın kapılarımızı çalıp sorgusuz sualsiz bizi katledebilirler, kim hesap sorabilir? Yasa yok, hukuk yok, adalet yok… Evini ruhsatsız diye başınıza yıkabilir. Sen geri durdukça o daha çok baskı yapıyor. Ne var ne yok istiyor. Bugün çıkmış KHK seçilemez diyor. Seçme hakkı olmasın diyor. Bu kez ki saldırı daha öncekilere benzemiyor, bekleyerek geçmez. ”Evimde çürüyerek ölmeyeceğime, direnip sokakta savaşarak öleceğim.” dedim. Direnmesem çürürdüm.

Teslim olmak kazanılmış haklarımı bırakmaktı. ‘Tek başına bir taşeron işçi direnerek tüm işçilere umut olmuş, tekrar işten atılınca yenilgiyi kabul etmiş…’ Bunu kabul edemezdim.

Saldırının bir sonu yok. Çok cesaretten değil, gelecek günler daha karanlık işte bu yüzden o korkumla direniyorum.

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR