• Türkiye sağının her zaman ötekini anlamak konusunda bir sıkıntısı olmuştur. Sandıktan çıkmayı mutlak ve ebedi bir iktidar olarak anlamak, ne talihsiz bir durum! Fakat bu “sandığa saygı” meselesi de, yalnızca kendileri çıkmışsa duydukları saygıyı aşamıyor yazık ki. “Millet iradesi” diye durmaksızın terennüm ettikleri kırık / demokrasi, her zaman, kendilerine oy veren “milletten” öteye geçemiyor. Nitekim 2019 senesinin Mart ayında yapılan İstanbul seçimlerini, yine dinci/sağcı bir partinin kendinden menkul millet iradesi algısı iptal ettirdi.

    1946’da başlayan çok partili düzene geçme sürecini, 1950 seçimlerinden galip çıkarak tamamlayan Demokrat Parti iktidarı da ülkeyi yönettiği on yıl boyunca pek çok acılara neden olmuştu. Aşağıda kimilerinden söz edeceğim…

    Bu hukuksuz, adaletsiz yönetme biçimleri ne acı ki, son derece üzücü yargılamalar ve sonuçta idamlarla kapandı. İleriye doğru atılan her adımı, kendilerine saldırı olarak anlayan bu siyasal hareketler bir gün demokrasi denilen “şeyi” içleştirirler mi bilemem ama bu kendileri için demokrasi anlayışından vazgeçmezlerse, “ortak ve meşru bir gelecekte” buluşmamız da pek mümkün görünmüyor.

    Kuşkusuz yaşamı hak sayan ve insani erdemden payını almış hiç kimse her hangi bir ölümü kutsamaz. Dirençli hayatlardan ve insanlığın yüzlerce yıllık birikiminden bunu öğrendik hep. Okuduğumuz kitaplar, şiirler her zaman yaşamı savunmaktan yana oldu.

    Çünkü ileriye doğru yürümek fikri çağın nefesidir, vicdanıdır. Aydınlık kesimler her zaman, bir ağaç kesilmesin, bir kuş ölmesin, bir canlı türü yok olmasın diye canlarından olmaya razı geldiler çoğu zaman. Ülkemizin tarihi bu gibi olay ve eylemlerle doludur.

    Sözgelimi Nazım, yaşamı bütün anlam ve boyutlarıyla kutsadığı kadar, o yıllardaki Adnan Menderes ve iktidarının yaptıklarına da şiddetle karşı çıkmış, bu gerçekleri şiirleştirmişti.

    Tarih niçin “tekerrür” eder biliyorsun değil mi? Ders alınmadığı zaman! Umuyorum ki ülkemizi yönetenler tarih babanın her gün gözümüze soktuğu acı gerçekleri hep hatırlasınlar ki, ülkenin ileriye doğru attığı adımlar da kadük kalmasın.

    İnternet ve kimi kitaplara şöyle bir baktığınız da, Menderes’in niçin idam edildiğine ilişkin aşağıdaki bulgulara rahatlıkla rastlıyorsunuz.

    DP iktidarının yargılanmasına ve idama giden süreci şu suçlar oluşturmuş: *Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek, *6-7 Eylül Olayları’na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek, *Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak, *Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak, *Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak, *Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek *Kırşehir’i (DP’ye oy vermediği için haksız olarak ilçe yapmak, *Yargı bağımsızlığının ihlal etmek, *Tahkikat Komisyonu’nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak, *CHP’nin mallarına “haksız” yere el koydurmak! Bütün bunlar idam cezası için yeterli mi? Asla! Hiçbir suçun cezası idam olamaz, olmalı! Fakat Menderes de idama karşı mıydı? Elbette değildi. 1951-1960 yılları arasında 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955’te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin’di. İnfazı, Ankara Samanpazarı’nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi? Rusya için casuslu yapmak…

    Aslında Menderes’in gerçek suçları mahkemelerde hiç görülmedi. ABD’nin tepkisinden çekinen Gürsel hükumeti aşağıdakileri hiç gündeme getirtmedi. *1951 yılında Kore Savaşı’na (Yurt dışına asker göndermek ve/veya herhangi bir ülkeye savaş açmak onun görevi olmasına karşın, TBMM’den izin almadan ) Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore’de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı. *1952’de (ABD ve)NATO’nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesini kurdu. *1954’deYabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. *Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı. *Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa’yı destekledi. *1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi. *”Tahkikat Komisyonu”nu kurdu. 15 DP Milletvekillinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı. * Turan Emeksiz hükumete karşı İstanbul Üniversitesinde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı… Ve elbette üniversitelerde sayılamayacak kadar baskı ve hak ihlali…

    Adnan Menderes; 17 Eylül 1961’de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13,21’de idam edildi… Bütün bunlar idam için geçerli sebep olur mu? Ama oldu. Ve o yıllardan, acılardan geriye Nazım ‘ın Haziran 1959’da yazdığı “Diyet” adlı şu şiiri kaldı:

    Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, /iki gözünüzle bakarsınız, /iki kurnaz, /iki hayın, /ve zeytini yağlı iki gözünüzle /bakarsınız kürsüden Meclis’e kibirli kibirli /ve topraklarına çiftliklerinizin /ve çek defterinize. /Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, /iki elinizle/ okşarsınız, /iki tombul, /iki ak, /vıcık vıcık terli iki elinizle /okşarsınız pomadalı saçlarınızı,/ dövizlerinizi /ve memelerini metreslerinizin. /İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, /iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, /iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in, /ve bütün kaygınız /iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri /halkın tekmesinden korumaktır. /Benim gözlerimin ikisi de yok. /Benim ellerimin ikisi de yok. /Benim bacaklarımın ikisi de yok. /Ben yokum. /Beni, Üniversiteli yedek subayı, /Kore’de harcadınız, Adnan Bey. /Elleriniz itti beni ölüme, /vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. /Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan /ve ben al kan içinde ölürken /çığlığımı duymamanız için /kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. /Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, /ölüler otomobilden hızlı gider, /kör gözlerim, /kopuk ellerim, /kesik bacaklarımla peşinizdeyim. /Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, /göze göz, /ele el, /bacağa bacak, /diyetimi istiyorum /alacağım da.