• Gezi direnişi ‘yargılanıyor’: Tencere tavayla hükümet indirilemez

    Gezi Direnişi’ne ilişkin davanın 3’üncü duruşması bugün Silivri Kurumları Adliyesi’nde görülmeye başlandı.  İş insanı Osman Kavala’nın tutuklu yargılandığı davada, 16 kişi hakkında ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

    HDP milletvekilleri Oya Ersoy ve Filiz Kerestecioğlu, CHP milletvekili Ali Şeker ve Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun takip ettiği duruşmada olağan üstü güvenlik önlemleri alındı.

    Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk, duruşmaya başlamadan önce “Ayakta kimse kalmasın, duruşma sırasında alkış gibi sesler çıkaranlar dışarı çıkarılacak” dedi. Duruşmanın başlamasının ardından mahkeme çizerleri Tarık Tolunay ve Murat Başol Mahkeme Başkanı’nın talimatıyla duruşma salonundan çıkarıldı. CHP’li Ali Şeker, Twitter’daki sosyal medya hesabından “Fotoğraf ve video çekmek yasaktı, yasaklar ülkesinde çizim yapmak da yasaklandı” diye eleştirdi.

    Tutuksuz sanıklar Çiğdem Mater, Yiğit Aksakoğlu, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Mine Özerden, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve tutuklu sanık Osman Kavala duruşmada hazır bulundu.

    Tanıklardan Gezi Direnişi sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde Ekipler Amiri olarak görev yapan ve sonrasında ihraç edilen Başkomiser Ercan Orhan Aydın tanık olarak ifadesi verilmek üzere hazır bulundu. Ercan Orhan Aydın Muş’tan SEGBİS ile bağlandı. Tanıkla SEGBİS bağlantısı kurulamadı. Tanığa yeni bir SEGBİS salonu bulunana kadar ara verildi ancak arıza nedeniyle tanık dinlenemedi.

    Sendika.org’un haberine göre; Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk, tutuklu Osman Kavala’ya “Taksim Platformu’nun kuruluşunda yer aldınız mı?” diye sordu. Kavala, “Almadım ama bazı toplantılara katıldım. Bir tanesi Cezayir Restoran’daydı” dedi.

    OSMAN KAVALA: HİÇBİR MADDİ DESTEK SAĞLAMADIM

    Kavala sözlerine şöyle devam etti:

    Gezi konusundaki ilk temasım gezi olayları başladıktan sonra Haziran 2013’teki bir telefon görüşmesinde oldu. Olayları değerlendirdiğimiz bir konuşmaydı. Benim Gezi olayları başlamadan önceki faaliyetlerle hiçbir alakam yoktu. Hiçbir maddi destek sağlamadım.

    Perk’in “Otpor lideri İvan Maroviç’i tanıyor musunuz?” sorusuna ise Kavala, “Tanımıyorum. Hiç görüşmedim. İddianamede ismi geçtiğinde öğrendim. Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bu oyunla ilgili hiçbir bilgim yok, gitmedim. Alabora ile Gezi olaylarından sonra Haziran 2013’de ilk defa görüştüm” yanıtını verdi.

    ‘İSPAT, İDDİA MAKAMININ YÜKÜMLÜLÜĞÜNDEDİR’

    Kavala, Mahkeme Başkanı Perk’in “Alara’nın ‘Mesele sadece 3-5 ağaç değil, anlamadın mı’ diye tweeti var. Sizin “Bizim derdimiz sadece Gezi Parkı’dır. Çevre duyarlılığıyla hareket ettik. Bu beyanlara katılmıyoruz diye yazılı, ispatlayabileceğiniz bir beyanınız oldu mu?” sorusuna ise “İspat, iddia makamının yükümlülüğü” diye cevap verdi.

    “Anadolu Kültür ya da Açık Toplum Vakfı üzerinden Gezi eylemlerine katılanlara gaz maskesi alınması gibi eylemler var. Siz bu destekleri verdiniz mi?” sorusunu ise Kavala şöyle yanıtladı:

    Açık Toplum Vakfı’yla bu konuda herhangi bir görüşmem olmadı. ATV’dan böyle bir kaynak söz konusu değil. Bir telefon görüşmesi var. Mine Özerden “Gençlerin maskeye ihtiyacı var, nasıl yardımcı olabiliriz?” demesi üzerine hesap açılsın, destek veririz dedim. Ben bir şahsın hesap açması gerektiğini söyledim. Ben bu gaz maskesinin barışçıl amaçlarla kullanılacağını düşünmüştüm. Ama böyle bir hesap açtırılmadı dolayısıyla bir destek yok. Ama iddianamede bir ihbar mektubu var. Bu ihbar mektubunda benim olaylar başlamadan önce benim hesap açtırdığım iddia ediliyor. Bu gerçek bir Gülenci örgüt çalışması. Balyoz’da da benzer şeyler yapılmıştı. Telefonu dinleyen kişi böyle bir ihbar mektubu yazmış. Özlem Dalkıran’la telefon görüşmemiz var. Onun üzerine yanımızdaki pastaneden aldığım poğaçalarla eczaneden aldığım maskeleri götürdüm. Bunlar eczaneden alınan maskeler, gaz maskesi değil. Biz Gezi eylemleriyle ilgili kimseye tek kuruş ödeme yapmadık.

    Mahkeme Başkanı Perk, duruşma devam ederken Kavala’ya, “Bu direnişlerle ilgili Almanlar, Amerikalılar sizden bilgi alıyor. Siz kimsiniz ki sizden bilgi alıyorlar. İddianame sanki sizin temsilcileriymiş gibi gösteriyor” dedi. Kavala ise “Temsilcisi olsam talimat verirler. Bu benim bağımsız tarafsız biri olarak görüşlerime başvurduğunu gösteriyor” dedi.

    ‘TUTUKLULUĞUMUN DEVAMI HAK İHLALİDİR’

    Kavala, iddianamenin hazırlığı sırasında savcıyla görüşemediğini, bu duruşmada (8 Ekim) sorulan hiçbir sorunun daha önce kendisine yöneltilmemesini ise şu sözlerle eleştirdi:

    Benim sorgum emniyette yapıldı. Sizin sorduğunuz hiçbir soru bana yöneltilmedi. Savcıyla görüşemedik, mahkemede de sorulmadı. Bu sorular bana sorulmadan hakkımda iddianame hazırlandı. Hakkımdaki suçlamalar kanaat ve varsayımlara dayanıyor. İddianamede Gezi olaylarını finanse ettiğime dair hiçbir bulgu yok. Gezi olaylarını hükümete kalkışma olarak gördüğüme dair de hiçbir bulgu yok. Faaliyetlerim ve telefon görüşmelerim Anayasamızla güvence altına alınan faaliyetler arasındadır. AYM Başkanının da dediği gibi suç bulgusu olmadan tutuklanmam hak ihlalidir. Yeni delil bulunacak diye 16 ay cezaevinde tutulmam da ve en önemlisi tutukluluğumun devamı da hak ihlalidir. Bu cezaya dönüşen hukuksuz ve ayrımcı bir uygulamadır. Sayın mahkemenizin bu hukuksuz ve ayrımcı uygulamaya son vermesini talep ediyorum.

    Verilen kısa bir aranın ardından Mücella Yapıcı’nın savunmasına başlandı.

    ‘5 SANTİMDEN GAZ SIKILDI, MİDE KANAMASI GEÇİRDİM’

    Yapıcı “Taksim meydanı ile ilgili hukuksuz bir plan değişikliği yapıldı. Buna dava açmak için dayanışma 15 Temmuz 2012’da kuruldu” dedi.

    Mahkeme Başkanı Perk’in, “Taksim Dayanışması’nın parka çağrı tweetinde rolünüz var mı?” diye sorusuna Yapıcı, “Dayanışma’nın tüm çağrıları ortak kararla alınır. Ben sadece sekreteryadaydım. O gün iş makinalarının da Taksim projesiyle alakası yoktu. Biz tüm resmi kurumlara izin var mı diye başvurduk ama böyle bir izin yoktu. Şantiyeye gittik, yetkili yoktu, buldozerci vardı izinleri yoktu. Dozer, Gezi Parkı’nın elektrik ve su tesisatını koparmıştı. Ve tekrar kepçeyi atsaydı sadece dozerci değil oradaki herkes büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktı. Uyardık ama çok şiddetle karşılaştık. 5 santimden gaz sıkıldı bana. Mide kanaması geçirdim. Mesleğimi uygularken o kadar haklıydık ki. Ama buradayız” dedi.

    Perk’in “Korna, tava gibi tweetlerde sizin dahliniz var mıydı?” sorusuna ise Yapıcı şöyle yanıt verdi:

    ‘TENCERE TAVAYLA HÜKÜMET İNDİRİLEMEZ’

    Öyle okumasak? O şiddet nedeniyle sekiz insanı kaybettik. O şiddete karşı yapılan bir şeydi. Hiçbir tencere ya da tavayla bir hükümet indirilemez.

    “Meclis, idare karar alır. Bundan memnun olmayanlar hukuk yoluna başvurur ve sonucu beklenir. Yani yasaya saygı diye bir kavram var. Ama bu tweetlerde sürekli bir birlik, çağrı, direniş, devam var. O vandal görüntüleri izlediniz. Olayların bu noktaya gelebileceğini düşünmediniz mi? Diğer şer odaklarının da buraya katılıp ülkeye zarar vereceklerini düşünemediniz mi?” diye soran Perk’e

    Yapıcı şu yanıtı verdi:

    Tam da dediğiniz gibi oldu. Son derece açık, yasaya saygılı, hukuk yoluyla itirazını yapan dayanışma, sonra hukuk yolunu kazanan da dayanışma. Bunun ne kadar önemli olduğunu son depremde gördük. Sadece ağaç değil, depremde hastane kurabileceğimiz tek alan. Bu tek alanı davayı kazanmış olmamıza rağmen dozer sokanların bu dediklerinizi düşünmesi gerekmez mi? Halkı bu itiraza yönlendiren o akıl almaz şiddetti. Bunu onların düşünmesi lazım. Talepler çok açıktı.

    ‘SİZ DE SAVCI GİBİ GÖZÜKÜYORSUNUZ’

    Yapıcı, savunmasını hakime yönelik; “Sürekli savcı bey diyorum kusura bakmayın ama siz de savcı gibi gözüküyorsunuz” diyerek bitirdi.

    ATALAY: BAŞKALARI CEKETİNİ İLİKLERKEN BİZ FETÖ ÇETESİ DİYORDUK

    Duruşma Can Atalay’ın savunmasıyla devam ediyor. Atalay, hakimin ilgili sorusuna “İddianamede FETÖ ile yakın ilişkimiz olduğunu ima ediyor. Başkaları FETÖ’cüler önünde ceketini iliklerken, biz FETÖ çetesi diyorduk. İddiayı sahibine iade ederim” dedi.

    ATALAY: BAŞKALARI CEKETİNİ İLİKLERKEN BİZ FETÖ ÇETESİ DİYORDUK

    Duruşma Can Atalay’ın savunmasıyla devam ediyor. Atalay, hakimin ilgili sorusuna “İddianamede FETÖ ile yakın ilişkimiz olduğunu ima ediyor. Başkaları FETÖ’cüler önünde ceketini iliklerken, biz FETÖ çetesi diyorduk. İddiayı sahibine iade ederim” dedi. Atalay, savunmasında şunları kaydetti:

    “Biz küflere üflemeye falan çalışmıyoruz. Görevimizi yapıyoruz. Sorunuzun ilk yarısı ise hükümet Taksim’deki son toplanma alanına yeşil alana bina yapmaya karar verdi. İtiraz ettik, dava açtık. Plana ve ilk derece kurul reddetmesine rağmen yüksek kurul kararıydı. İBB’nin adına yayalaştırma projesi dediği şeyde yaya kaldırımı yapmayı unuttuğu için 27 Mayıs akşamı Askerocağı Caddesi’ndeki ağaçları sökmeye başladı. O sırada bu salonda avukat olarak görev yapıyordu. 28 Mayıs’ta beraber mesai harcadığım arkadaşlarıma öyle şiddet uygulandı ki öğle arasında çıkıp oraya gittim. İlk giren kişiler sivil, polis ya da zabıta değildir. Bu sözler, bu itirazın dillendirilmesidir. Polise mukavemet olarak değerlendirilebilecek hiçbir şey yoktur. Yargıtay içtihatında etkin direniş, polise mukavemet eylemi yoktur. 31 Mayıs akşamına kadar böyle. 31 Mayıs akşamı ise başka. Bizim açımızdan Gezi Direnişi üçe ayrılır. 27 Mayıs’a kadar gelen süreç. Dava açtık, imza topladık, yasal hakkımızı kullandık. 27 Mayıs akşamı bizim itiraz ettiğimiz plan ve projeye aykırı uygulama yapıldı haklı olarak itiraz ettik. 31 Mayıs akşamı ise başka bir şey yaşandı Sayın Yargıçlar. Türkiye’de itirazı olan herkes itirazını alıp geldi. Biz anayasal hakkımızı, Türkiye’de idari yargının 2010’dan itibaren aşama aşama çözülmesi nedeniyle ısrarla kullandık. Bu projenin olmaz iş olduğunu, şehir planlama 1. sınıf öğrencisi size anlatır. Bu olmaz, rezalettir. İptal edileceğini biz, dava açtığımız an itibariyle biliyorduk. Dosyada bilirkişi raporu var, iptal yönünde ve itiraz süresine kuruldu. Bir an önce mahkemeniz yürütmeyi durdurma kararı vermeli diye dilekçe sunduk dosyaya. İBB’nin yetkililerine 16 Temmuz 2013 itibariyle böyle bir karar yoktur yazısını kimin yazdığını, o dönem hareketlenmeye neden olduğu niye kimse yazmaz ki? İddianamede Fethullahçılarla ilgimiz olduğu iddia ediliyor. Biz Fethullahçıların en güçlü olduğu dönemde Fethullahçı çete dedik. Saygıyla iade ederim. AKP’yi destekleyen basın, gazeteci kılığındaki iş takip çisi Akif Beki bizim hakkımızda denilmeyen laf bırakmadı. O ses kayıtlarının duruşma salonunda dinlenmesi gerekir. Suçu kim işlediyse onunla ilgili dava açılmalıdır. Gezi bu toprakların adalet, özgürlük, eşitlik umududur.”

    TAYFUN KAHRAMAN: ŞEHİR PLANCILARI ODASI ADINA SÖZCÜLÜK YAPTIM

    Dava, öğle arasının ardından devam etti. Mahkeme Başkanı Perk, Tayfun Kahraman’a “Taksim Dayanışması’nın sözcülerinden olduğunuz doğru mudur?” diye sordu. Kahraman, “Şehir Plancıları Odası adına sözcülük yaptım. Taksim Dayanışması içinde faaliyette bulundum. Garaj İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıya davet edildiğim için katıldım. Benim paylaşımlarım Taksim Dayanışması’nın retweet’leridir. Kendi kişisel paylaşımlarım değildir” dedi.

    Kahraman, “Aslı Aydıntaşbaş ile yaptığınız telefon görüşmesinde BDP’nin Gezide olduğu hakkındaki görüşme ne ile ilgili?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

    Aslı Aydıntaşbaş bana tespitlerini aktarmıştı. Ben de çeşitli STK da dahil olmak üzere geniş tabanlı bir çatı yapılanması olduğunu bahsetmiştim. Takdir edersiniz ki tape’de geçen saptamalar benim kişisel düşüncelerimdir. Bunu Taksim Dayanışması’nın durduğu yere çekmek doğru değildir. Taksim Dayanışması içinde yüzden fazla bileşen vardır. CHP, İşçi Partisi, TKP, ÖDP’de bu çatının altındadır.

    ‘POLİSİN YAPTIKLARI YANLIŞTI’

    Mahkeme Başkanı Perk, “Devlet bu vandalları bulsun biz geride duralım demediniz mi?” diye sordu. Kahraman, şu cevabı verdi:

    “Hükümetle iki görüşme yaptık. İkisinde de vardım. Görüşmelerde hem burada talep edilen haklar dile getirildi hem de olaylar konuşuldu. Polisin şiddetine maruz kalırken bunları söylemenin bir yararı yoktu. Vandalizm diye söylediğiniz olaylar ne kadar yanlışsa polisin yaptıkları da yanlıştı. 2014’te hakkımda takipsizlik kararı verilmişti. Gezi o zaman hak talebini yerine getiremeyenlerin hakkını dile getirdiği bir eylemdi. 80 ilde insanların dışarı çıkmasını sağlamak kolay değildir. İddianamenin bizi, bunu gerçekleştirecek kadar muktedir görmesi akıl dışı.”

    AKSAKOĞLU SAVUNMA YAPTI

    Yiğit Aksakoğlu kürsüye çıktı. Aksakoğlu, “Bilgi Üniversitesi’nde görevli olduğum bilgisi yanlıştır. İddianame yazılmadan 10 sene önce oradan ayrıldım. Garaj İstanbul toplantısı Gezi’de ne olduğunun konuşulduğu, 31 kişinin katıldığı bir toplantıdır. Bu toplantıda kolaylaştırıcılık yaptım. Bu Siyaset Meydanı’nda Ali Kırca’nın yaptığı gibi bir iştir.Osman Kavala’dan talimat almadım. Bununla ilgili bir delil de yoktur. Otpor’u tanımıyorum, sadece bir telefon konuşmasında ismi geçtiği için 7 ay tutuklu kaldım” dedi.
    Mahkeme başkanından Kahraman’a: “Soru soramazsın, geç yerine”

    Aksakoğlu, savunmasının devamında “Ben 220 gün cezaevinde yattım. Bu okuduğunuz tape’lerin hiçbirini dinlemedim. Bu kayıtlar nerede?” diye sordu. Mahkeme Başkanı Perk ise “Savcılık tarafından ihyası yapıldı” dedi.

    ‘SORU SORAMAZSIN, GEÇ YERİNE’

    Bu sırada Tayfun Kahraman, “Bu polisler bunları yaptığı için yargılanıyor. Başka sorum yok” sözleri üzerine Perk, “Soru soramazsın, geç yerine” dedi.

    Osman Kavala’nın biber gazı ile ilgili konuşmasını okuyan Perk, Yiğit Ali Ekmekçi’ye “Sizin devletin biber gazı alımına ambargo konulması ile ilgili bir çalışmanız oldu mu?” diye sordu. Ekmekçi, böyle bir çalışmanın olmadığını belirterek, “Ablam, Avrupa Komisyonu İnsan Hakları Komiserliği’nde çalışıyor. Onun Türkiye’ye geleceğini bu konularla ilgili görüşmek isteyip istemediğini söyledim bu konuşmada Kavala’ya” dedi.

    ÇİĞDEM MATER: ÇEKİLMEMİŞ FİLM İDDİANAMEDE

    Ekmekçi’nin ardından Çiğdem Mater Utku “İddianamede bizim bir film yaptığımız söyleniyor ve linki veriliyor. Bir mucizeden bahsediliyor. Çekilmemiş bir filmin linki var iddianamede. Film çekmek zor bir iş. Gezi Olaylarından sonra epey bir arşiv oluştu. O dönemde Türkiyeli sinemacıların elinde epey görüntü vardı. Uzun yıllardır Ermenistan-Türkiye Film Festivali organizasyonundayım. Altın Kayısı Film Festivali için yeterli fonumuz yoktu. Açık Toplum Vakfı’ndan Saraybosnadaki film festivalinde, film projemizi konuşmak için ulaşım desteği aldık. Onlar bize İstanbul-Saraybosna arasında gidiş dönüş 3 bilet aldılar. Bu toplam 500 dolara denk geliyor. Benim filmografimi IMDB’den bulabilirsiniz” diyerek iddianameyi eleştirdi.