İncinmenin ve İsyanın Şiiri: Joker

Son yıllarda gerek Hollywood filmleri ya da Netflix-HBO yapımlarındaki film ve dizilerde yoğun bir anarşizm görmek mümkün. Buradaki en önemli başlangıçlardan biri, bugün kült olmuş Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü romanı ve David Fincher’in 1999’da sinemaya uyarladığı filmiydi.

Dövüş Kulübü, hayatı plazalarda geçen, bütün maaşını “Tv” ve “IKEA” taksitleriyle kredi kartlarına yatıran bir beyaz yakalının, şirket gökdelenlerini havaya uçurmasıyla finale eriyordu. Dövüş Kulübü 1990’ların, parlak vitrinin, borsacı “yuppie” hayalinin çöküşünün de imzasına dönüşüyordu. Mesajı çok açıktı filmin; bir şiddet dansıyla sisteme, kapitalizme, bankalara karşı özgürleşme çağrısı yapıyordu. Bu çağrı plazaları havaya uçurmayı da içeriyordu.

1990’lardaki neşeli vitrini 2000’lere doğru çatlamaya başlayan neo-liberalizmi, yani banka-finans sermayesini, ışıltılı gökdelenlerini hedef alan bu ilk filmin ardından, birçok film ve dizide bu çağrının yankısını duyduk. 2015 yapımı ve halen sezon bölümleri süren Mr. Robot, Dövüş Kulübü’nde billurlaşan anarşist düzen karşıtı eylemi hackerlıkla buluşturuyordu. Rami Malek’in sarsıcı oyunculuğuyla Mr. Robot, şirketlerin, işadamlarının, küresel piyasaların sinyalleri arasında dolaşarak bir yıkım gerçekleştiriyordu. Robot tamda bilişsel kapitalizmin dijital sinyalli göbeğine vuruyordu darbesini.

Bütün dünyada ilgi gören Todd Phillips’in Joker filmi de aynı damardan gidiyor; ama farklı bir dil ve anlayışla. Batman’ın ezeli düşmanı, “tekinsiz” gülümsemeli Joker’i 2012 tarihli “Kara Şövalye” filminde kentin finans kalbine yaptığı yıkıcı bir baskında izlemiştik. Yeni filmde Joker’in travmalı geçmişine gidiyoruz. Todd Phillips yavaş, neredeyse bir “sanat” filmi diliyle kuruyor sinema ritmini. Joker gibi “Action” bir figür için beklenmeyen dokunaklı ve duygulu bir ton tutturuyor.

Mağaza önlerinde satışı artırmak için palyaçoluk yapan, annesiyle yaşayan, ansızın gülme krizi gibi bir rahatsızlığı bulunan, tutunamayan biri var karşımızda. Yönetmen, gerçekten incinmeyi ve aşağılanmayı duyuruyor Joker üzerinden. İtilip kakılan, dayak yiyen bir trajik palyaço Joker. En büyük hayali komedyen ya da “Talk Show programcısı” olmak. Filmin merkezine Robert De Niro’nun oynadığı TV yıldızı sunucu da dahil oluyor film örüldükçe. Aşağılanmasının katmerlenen aynası oluyor medya yıldızı. Acıtan kahkahaların da…

Joker’in debelenmelerini, travmalarını izlerken içi burkuluyor izleyenin ve arkasından gelecek şiddeti haklı görüyor. İlk şiddetin metroda onu küçümseyen, büyük bir şirket çalışanı üç plaza profesyoneline gelmesi anlamlı bu anlamda.

Dünya edebiyatında incinmeyi, rencide olmayı ve iktidarsız bir rövanş duygusunu veren en önemli roman, istisnasız Dostoyevski’nin kısa romanı “Yeraltından Notlar”dır. Petersburg’un Nevski bulvarında, burnu büyük bir subayın omuz darbesinin acısı günlerce kıvrandırır küçük memuru. Kafasında dönüp duran rövanşın tatlı şarabıyla sarhoş olan bir iktidarsızı izleriz sayfalar boyunca.

Oysa Joker, bu başka bir yeraltı adamı eyleme geçer. Joker’in jestleyle gözümüze soktuğu Taksi Şöförü (Taxi Driver) Travis referansı önemlidir film açısından. 1976 tarihli Taksi Şöförü filminde Scorsese, Vietnam savaşı artığı, uykusuz, travmalı Travis’le kentin kokuşmuşluğu, yalnızlık, politikacıların iki yüzlülüğü, gençlerin fuhuşa düşmesi üzerinden büyük bir rövanşa hazırlanır. Travis hukuka güvenmemektedir ve cezayı kendisi verir. 1980’lerde Rambo’da ve Afganistan dağlarında görünecek başka bir şiddetin uçlarıdır bu aynı zamanda. Travis, Amerikan sağının, Cumhuriyetçi Parti muhafazakarlığının bütün argümanlarıyla etkileyici ve gerçek film yapar. Hippiler, solcular, siyahlar, Demokrat Partili başkan adayı, polis hepsi bu suça ortaktırlar.

Joker’de bol miktarda Travis jestlerine rastlıyoruz, o da bir savaşa hazırlanıyor. Ama çözümü, gizli olarak toplumu, gelenekleri, kutsal aileyi ve temizliği (!) yapılandırmaya çalışan Travis’ten farklıdır. Yıkıcıdır Joker… Neyi yıktığı çok da önemli değildir bir tarafıyla. Şirketler, eğitim kurumu, medya hepsi dahildir bu devasa hedefe. Tuhaftır, Palyaço’nun hem büyük hedefi ve rövanş alınacak parlak medya yıldızı, yaralı taşralı çocuğu, Travis’i oynayan Rober De Niro’dur. Çok anlamlı…

Evet, Joker, tam da bugün Şili’de Beyrut’ta isyan ateşi yükselirken, bir incinmeyi ve isyana kolayca geçebilmeyi gösteriyor. Varılacak yer çok da önemli değildir aslında. İncinme ve harekete geçmek önemlidir öncelikle, bir çığlık! Elbette Travis’ten çok rahat sağ ve faşizm de çıkar. Bunu 1970’li yıllarda ve 80’lerde yoksullardan devşirilmiş faşist paramiliter güçlerde fazlasıyla deneyimledi dünya. Ama Joker ve davet ettiği yıkıcılık için böyle kolayca karar veremeyiz.

Film hayranlık kadar eleştiri de çekti üstüne. Bazı sinik yorumcular Joker gibi filmler dolayısıyla anarşizmin ve başkaldırının evcilleştirildiğini, sistem içine alındığını savladılar. Örneğin Cumhuriyet yazarı Mine Söğüt açık açık söyledi bunları. “Şu Joker filmini lütfen sevmeyinizbaşlıklı yazısında Söğüt, O film, sandığınız gibi, iyilerin kötülere karşı haklı isyanını anlatmıyor. Ezilenlerin uğradıkları zulüm karşısında güçlenip bir gün egemen hale geleceğinden bahsetmiyor. Yoksulların, mazlumların, ahı alınanların sabrının gün gelip fena taşacağı mesajını vermiyor. Kötülerin cezalarını eninde sonunda bulacaklarını müjdelemiyor. Kapitalist sistemin yıkılacağını, düzenin altüst olacağını göstermiyor.Aksine…O film sizi, bunların asla olmayacağına ikna etmek için kurgulanmış bir masalın kâbusunda kandırarak, etkisiz hale getiriyor.” diyordu. (*)

Gerçekten çok iddialı ve haksız bir yorum bu. Öncelikle egemenler tarafından üretilse bile bir mesajın ezilenler tarafından aynen algılanacağını varsayıyor. Hatta kapitalist ideoloji o kadar her yere hakim ki, ondan kaçmak mümkün olmuyor. Oysa bir filmin ya da genel anlamda her ürünün algılanması böyle net ve yekpare değildir. Alımlayıcılar ya da ezilenler diyelim birçok saptırıcı strateji, kurnazlık ve boşluklardan sızma gerçekleştiriler. Joker bir isyanı ve incinmeyi gösteriyor; ve de ateşli bir isyanı…. Onun nereye gideceği başka bir eylemlilik ve tartışmadır. Joker’in böyle bir derdi de yok zaten. Öncelikle isyanı anlamak ise büyük bir erdemdir. Şunu da unutuyor Söğüt, kapitalizmin, şirketlerin, derin devletin, başkanın ve ordunun da en büyük eleştirisini veren bir Hollywood da var aynı zamanda. Biz buna büyük sinema tarihi veriyoruz.

Bitirirken şunu söyleyeyim; isyan hayaleti dünyanın üzerinde dolaşırken, gökdelenleri alevleriyle yalarken sinemada anarşizmi ve Joker hayaletini daha çok göreceğiz uzun dönemde.

(*) http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1642226/Su_Joker_filmini_lutfen_sevmeyiniz.html