• ‘Savunma sınırını aşmaktan’ dava açılan avukat hakim karşısına çıktı

    Avukat Özgür Urfa, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan hüküm giyen müvekkilinin temyiz dilekçesindeki ifadeleri nedeniyle aynı suçlamayla hâkim karşısına çıktı. Urfa, savunmasında, “Yargılanan yalnızca şahsım değil savunma mesleğinin bizzat kendisidir” dedi.

    bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre Urfa, savcının ilk duruşmadan esas hakkındaki mütalaasını verdiğini ve “savunma hakkı sınırı aşılmıştır” diyerek Türk Ceza Kanunu’nun 299. Maddesi uyarınca cezalandırılmasının istendiğini söyledi.

    Dilekçeyi sunduğu Kırklareli’ndeki mahkeme dosyasının istenmesi de dahil tüm talepleri ise reddedildi.

    Ayrıca, 2014 yılında verdiği dilekçesindeki “hukuksuzlukların ve yolsuzlukların sorumlusu konumunda bulunan AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan” hitabının cumhurbaşkanına hakaret olarak yorumlanamayacağını belirtti.

    “Sadece eleştirmek değil eleştireni savunmak da suç”

    Özgür Urfa savunmasında, “cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla açılan davalarda yeni bir aşamaya geçildiğini, on binlerce kişiye soruşturma ve kovuşturma açılmasıyla yetinilmeyerek sıranın bu davalarda avukatlık yapanlara geldiğini” söyledi:
    “Cumhurbaşkanıyla ilgili eleştirel konuşmak suç ilan edildikten sonra bu davalarda yargılanan kişileri de savunmak suç olarak önümüze konulmaya çalışılıyor.”

    “Şikâyet edip dava açtırarak eleştirileri sona erdiremez”

    Bu davaların siyasi davalar olduğunu ifade eden Urfa, “Bu nedenle siyasi davalarda gerek tarafların gerek avukatların siyasal değerlendirmelerde bulunmaları işin doğası gereğidir” dedi.
    “Müşteki [Cumhurbaşkanı Erdoğan], parti genel başkanı sıfatlı bir cumhurbaşkanı olup siyasi faaliyetleri sebebiyle kendisine yönelen siyasi eleştirileri kabullenmelidir. Kendisini eleştiren on binlerce kişi hakkında suç duyurusunda bulunarak ya da açılan davalarda şikayetçi olarak eleştirilerin sonlanacağı düşüncesinden vazgeçmelidir.”

    “Suç yeri, hiç gitmediğim ‘Sincan’ olarak belirtildi”

    Usule ilişkin itirazlarını da dile getiren avukat Urfa, suç yerinin, dosyayla ilgisi olmayan Ankara, Sincan olarak belirtildiğini söyledi:
    “İddianamede suç yeri Sincan/Ankara olarak yazılmıştır. Oysa suça konu ifadelerin yer aldığı dilekçe İstanbul’dan verilmiş, Kırklareli’ndeki mahkeme tarafından Yargıtay Başkanlığına gönderilmiştir.

    “Olay tarihi iddianamedeki gibi 2 Ekim 2014 ise bu tarih, dilekçenin İstanbul’dan veriliş tarihidir o halde olay yeri de İstanbul’dur.

    “Savcılık makamı suç tarihi olarak dilekçenin İstanbul’dan verildiği tarihi esas alırken, suç yerini ise dava konusu olayda hiçbir ilgili olmayan ve o tarihlerde hiçbir şekilde gitmediğim Sincan olarak belirtmiştir.”

    “Tüm işlemler neredeyse tek merci tarafından yapıldı”

    Avukat Özgür Urfa, soruşturma ve yargılama izni veren ile davanın açılmasına neden olan şikayetin sahibinin Adalet Bakanlığı olmasını da eleştirdi:

    “Dosyanın ihbar eden/müştekisi Adalet Bakanlığıdır. Hakkımda soruşturma izni veren yine Adalet Bakanlığıdır.
    “Hakkımdaki Avukatlık Kanunu 59. maddesi uyarınca kovuşturma ve TCK 299. Maddesi uyarınca kovuşturma izni de dosyanın ihbarcısı/müştekisinden alınmıştır.
    “Dosyadaki tüm işlemler neredeyse tek merci tarafından yapılmıştır. Bu nedenle ortada hukuki bir yargılamadan değil Adalet Bakanlığının tek taraflı tasarruflarından söz etmek mümkündür. Adalet Bakanlığı elinden gelse dosyada kararı da kendisi vermek için çaba harcamaktan çekinmeyecektir.
    “Huzurdaki davada dosyanın müştekisiyle, soruşturma ve kovuşturma izni verenlerin aynı makam olması adil yargılanma hakkının açıkça ihlali anlamına gelmektedir.”
    Savunmanın ardından savcı esas hakkındaki mütalaasını verdi ve Urfa’nın “cumhurbaşkanına hakaretten” cezalandırılmasını istedi. Mahkeme savunmanın ek süre talebini kabul ederek bir sonraki duruşma tarihini 2 Nisan 2020 olarak belirledi.