21 Şubat 2020 Cuma

Anti Entelektüel

Daha bu yüzyılın başında ‘entelektüel’ olmak; eleştirel düşünebilmek, araştırmak, toplum hakkında fikir üretip normatif (düzgesel) problemlere çözüm önerileri sunabilmek son derece değerliydi ve entelektüeller, toplumda derin saygı görürlerdi. Çünkü bir konuyu derinliğine araştırmak, bilime inanmak, aklın egemen olduğu bir dünyada yaşamayı istemek; insanların kırmızı çizgisi, vazgeçilmez değerleriydi.

Entelektüel sözcüğü, dilimize Fransızcadan girmiş. Bizdeki ‘aydın’, ‘münevver’ sözcükleri entelektüeli tam olarak karşılamasa da, şimdilik bu sözcüklerde karşılık buluyor. Entelektüel insan; profesyonel ya da kişisel olarak eleştirel düşünce ve mantık sahibi olandır; özellikle sofiler ve sıradan cahiller, entelektüellerden hiç ‘hazzetmezler’ bir haylice de ‘tırsarlar.’

Çünkü entelektüel; soyut fikirler ve teoriler geliştirebilen ve aynı zamanda derin bilgili kimseler için; felsefe, edebi eleştiri, sosyoloji, hukuk, tıp, fen gibi alanlarda kültürel sermaye üretir. Yerin altını araştırmaktan korkmaz, gökle uğraşırken çarpılmaktan çekinmez, ya sofiler?

İşte sofiler tam da bu noktada entelektüellere düşmandırlar, haklıdırlar da. Çünkü entelektüelin temsil ettiğinin tam tersini sofi temsil eder. Biri fıtrata, kadere, salt öteki dünyadaki mutluluğa inanır; öbürü bilime, önlem almaya, bu dünyadaki mutluluğa… Bunun için ki entelektüel; “Tanrının depremler aracılığıyla insanı sınadığına” değil de, hurafeye inanan devlet yöneticilerinin “bunca bilimsel uyarıya karşın, fay hatlarındaki hareketi” bir türlü anlayamadıklarına inanır; entelektüel bilgide derinleşir, sofi cehalette!

Üstelik bu durum yalnızca bizim ülkemiz yahut geniş coğrafyamız için değil kuşkusuz, dünyanın pek çok ülkesi ve hatta Amerika için böyle… Çünkü “anti-entelektüel” olmak, önce Amerika ‘da “popüler” oldu. ‘Baba ve Yavru Bush’lar’ bilimsel düşünceye karşı öylesine düşmanca tavır aldı ki, o dönemden başlayarak, sözgelimi “Düz Dünyacılar” onbinlerce taraftar kazandılar Amerika’da.

Aradan geçen bunca zamandan sonraki Trump dönemi, bu örgütlü cehaletin daha da güçlenmesine olanak sağladı.

Bir zaman önce gazetelerden şöyle haberler okuduk: “Birinci Uluslararası Düz Dünya Konferansı”ı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Carolina eyaletinin başkenti de düzenlendi. 249 dolar bilet parasını gözünü kırpmadan ödeyen 400 kadar katılımcı ile de gerçekleşti. Bu yine de gayet mütevazı bir başlangıç, çünkü önümüzdeki yıl düzenlenecek ikinci konferansa 1500 dolayında katılımcı bekleniyor. Ancak bu sayı da yanıltmasın sizi. Konferansa bir “onur konuğu” gibi katılan “teorisyen” Mark Sargent’in YouTube’da işlerlikte olan “Düz Dünya” kanalının 43 bin takipçisi var!

Evet, yanlış duymadınız, 43 bin Dünya’nın düz olduğuna inanan, entelektüel düşünüşü reddeden, bilgiye düşman insan…

Adı üstünde, ‘Düz Dünyacı’lar; Dünya’nın bir küre değil de “disk”, yani bundan yüzlerce yıl evvel söylendiği şekliyle, tepsi gibi olduğunu ileri sürüyor. Bu Hristiyan sofiler, pek çok bilim kuruluşunun insanları dünyanın yuvarlaklığına inandırmak için komplolar düzenlediğine, yayınlanan fotoğraflarınsa birer aldatmaca, montaj olduğuna inanıyor…

Bilimin, fenin, insanları Tanrı’dan uzak tutmak için tasarlanmış bir etkinlik olduğunu ileri süren düz-dünyacılık, 20’nci yüzyılda, evrenimizin kimi köşelerinde ve Amerika’da, evrimsel düşünce karşısında yükselen yaratılışçılığın en uç, en akıl ve bilim dışı pozisyonu olarak, karşımızda duruyor.

Sonra dünyanın yuvarlak olduğunu kabul etmekle birlikte, merkezinde güneşin değil, dünyanın bulunduğu bir uzay sistemi inancındaki “Yer-merkezci” sofiler var. Onlara modern fiziğin, kimyanın, biyolojinin bilgi çerçevesini tümüyle reddetmeyen “Genç-Dünya Yaratılışçıları” eklenir. Bunlar hâlâ kutsal kitaptaki yaratılış anlatısından hesapla dünyanın yaşını kendi döneminde 4004 olarak belirlemiş 17’nci yüzyıl İrlanda başpiskoposu James Ussher’in izindeler. Bunları “Eski Dünya Yaratılışçıları” izliyor… Bütün bu gericilerin en önemli ortak yanı; anti-entelektüel olmalarıdır!

Yaratılışçılığın en fanatik ve de fantastik dilimini oluşturan bu cehalet tarikatları aslında hayli zamandır var. Ama bugünün “hakikat-sonrası” (post-modern) dünyasında onun önünü iyice açıp böylesine muazzam atılım yapmasını sağlayan, bu entelektüel insana düşmanlık örgütleyen düşüncelerdir.

Belki de ilk kez Amerika’da varlığını ispatlayan bu “anti-entelektüel” virüs, ülkemizde de son 18 yıldır bütün sahalarda entelektüel olana düşmandır ve Türklere ait “entel-dantel” nitelemesi sözde bir küçümseme sözcüğü olarak “sokak lügatı”mızda yerini almıştır.

Oysa anti-entelektüel olmak, başta kendimiz ve geleceğimiz olmak üzere; doğaya, uzaya ve hatta yaradılışın kendisine ihanettir!