Türk uçak gemisi tamam, sırada nükleer silah mı var?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eylül ayı başında Türkiye’nin nükleer silah edinmekle ilgilendiğini ima etti. Bütün gelişmiş ülkelerin nükleer başlık taşıyan füzeye sahip olduğunu söyledi.

Barış Pınarı Harekâtı başlamadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarında şöyle bir ifade vardı; “Bazı ülkeler nükleer füzelere sahip ama Batı sen sahip olamazsın diye ısrar ediyor, bu kabul edilemez.” Bu ifade sanki “İsrail’in var da bizim neden olmasın” düşüncesi ile yapılmış bir açıklama. Türkiye, nükleer silah yapabilirmi? Zor ama yapabilir. Türk savunma sanayi önemli atılımlar içinde. Özellikle deniz kuvvetlerinde gemi ve denizaltı yapımı konusunda ciddi gelişmeler sağlandı. Mayıs 2019’da ise uçak gemimizi suya indirdik. Ankara, sık sık 2023 yılına kadar savunma alanında bağımsız olma hedefini tekrarlıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek teknolojili yeni silah ve araçlara kavuşması, üstelik bunu kendi mühendisimiz savunma sanayimizle üretmesi bizlere gurur düşmana korku verir. Son yıllarda Türkiye’nin girdiği sınır ötesi çatışmalarda ürettiğimiz insansız hava araçlarından (İHA) önemli faydalar sağlıyoruz. Ruslardan aldığımız S-400’ler ise Türkiye’nin hem ABD hem de NATO ile ilişkilerini sarsacak tepkiler doğurdu. Aslında bütün bu gelişmeler kökleri Atatürk’e ve 1970’lerde Amerikan ambargosuna karşı başlayan bağımsız savunma sanayi kendi kendine yeterli olma gayretlerimizin sonucu. O zamanlar atılan tohumların ürün verdiği bir dönemdeyiz. Konu hükümetin denizcilik sektörüne bakışı ile de ilgili. Ancak, işler doğru mu yapılıyor? Uçak gemisi ne işe yarayacak? Türkiye bir nükleer silah yapmak peşinde mi ya da yapmalı mı? İşte bu makalede bunları sorgulayacağız.

Türk uçak gemisi suya indi…

Mayıs 2019 başında suya indirilen TCG Anadolu için Savunma Sanayi Müsteşarlığı web sayfasında şu bilgiler yer almaktadır. Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi; Ege, Karadeniz ve Akdeniz harekât alanlarında ve gerektiğinde Hint Okyanusu (Arap Yarımadasının kuzeyi, Hindistan’ın batısı) ile Atlantik Okyanusu’nda (Avrupa’nın batısı, Afrika’nın kuzeybatısı) kullanılabilecektir. TCG Anadolu, bir Amfibi tabur ile gerekli muharebe ve destek araçlarını ana üs desteği olmadan kriz bölgelerine taşıyabilecek, hava araçlarının gece ve gündüz operasyon yapmasına olanak sağlayacak bir uçuş güvertesine sahip olacaktır. TCG Anadolu ile Türkiye; bölgesel güç aktarım kabiliyetini, orta ölçekli küresel güç aktarımına çevirebilecektir. TCG Anadolu, Silahlı Kuvvetlerimizin envanterinde yer alan en büyük deniz platformu olacaktır.

Türkiye’nin bir uçak gemisi üretmesi konusu 1990’larda tartışılmaya başlandığında ben de Genelkurmay Başkanlığı’nda çalışıyordum. O dönemde çeşitli senaryolar dâhilinde Akdeniz bölgesinde tutulması düşünülmüştü. Ancak, ABD örneğine bakarak, uçak gemisi idame ettirmek kolay gözükmüyordu. ABD, bir uçak gemisi ile birlikte 17 gemiyi etrafında gezdirmek ve havadan korumak zorundadır. ABD Deniz Kuvvetleri, Soğuk Savaş boyunca genellikle üç öbek yapılanması ile hareket etti. Bu öbekler İran Körfezi/Hint Okyanusu, Pasifik ve Atlantik muharebe grupları halinde oluşturuldu. Bu yapının istisnaları 1990’larda ve 2011’de Libya ve harekâtında Akdeniz’de oluşturulan güç projeksiyonları oldu. Öbekler, gerektiğinde kriz bölgelerini takviye edecek, ileri üs kuvvetleri olarak görüldü. Ancak, Suriye krizinde olduğu gibi Doğu Akdeniz’e yanaştırılan uçak gemilerinin tek bir atış yapmadan kaybedilme riski vardır. Bu yüzden yeni bir strateji hazırlıyorlar.

Ortadoğu’ya son yıllara kadar girebilen tek uçak gemisi Amerikalılardı. Onlara Fransız ve Rusların yalnız uçak gemileri dâhil oldu. ABD, 24 adet uçak gemisine Rusya, Çin ve Fransa ise birer tane büyük ölçekli uçak gemisine sahip. Fransız Charles de Gaulle gemisi 40 adet Dassault Rafale çok rollü savaş uçağı taşıyabiliyor. Rus Amiral Kuznetsov gemisi pek çok eksiğine rağmen, önemli bir askeri kabiliyet olmaya devam ediyor. TCG Anadolu bunların yanında küçük ölçekte kalmakta ama biz de diğer bazı orta ölçekli ülkelerle birlikte uçak gemisi olanlar grubuna katıldık. Temmuz 2017’de yerli yapım Korvet’ten sonra Türkiye kendi uçak gemisini yapma kararını açıklamıştı. TCG Anadolu, İspanyol Juan Carlos I modeli
bir amfibi taarruz gemisi. Türkiye’nin uçak gemisi dikine inip kalkabilen 6 adet F-35 JSF savaş uçağı taşıyabilir. Ayrıca İtalya ile birlikte üretilen T129 silahlı helikopterlerini ve Chinook ağır nakliye helikopterlerini taşıyabilir.

Türkiye’nin nükleer silah yapma olasılığına yönelik şüpheler..

Türkiye’nin (nükleer) atom bombası yapma olasılığı ile ilk şüphe 1966 yılında ABD istihbaratının hazırladığı bir rapora yansımış. Amerikan büyükelçiliği personelinin güvenilir (!) bir Türk bilim adamı ile yaptığı sohbete göre; Türkiye’deki Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nden, General Refik Tulga ve ODTÜ’de Fizik Profesörü Ömer İnönü ile atom bombası yapmaları için birlikte çalışmaları istenmiş. İstanbul’da kurulması düşünülen 200 mega-watt’lık nükleer reaktörde 300-600 ton kadar düşük dereceli uranyum üretilmesi planlanmış ama Türk yetkililer ABD’li görüşmecilere bunun barışçı amaçlar için olduğu söylenmiş. Ayrıca Amerikalılar 1959 ve 1960’larda ülkemizde konuşlu bulunan Honest John ve Jüpiter füzelerine iki ülke ilişkiler bozulduğunda Türkiye tarafından el konulmasından endişe duymuşlar. Nitekim şimdi de İncirlik’teki 50 taktik nükleer silahın gerektiğinde nereye tahliye edileceğinin hesapları yapılıyor.

Ankara’nın nükleer silah edinme girişimine yönelik şüpheler yaklaşık 50 yıl sonra (2015 yılında) Alman istihbaratı BND’nin radarına takılmış. BND’nin hedefinde Türkiye’nin PKK ile mücadelesini baltalamak vardır ama emareler bulanık da olsa nükleer silah peşinde olduğumuz düşünülür. Türkiye sadece nükleer silah sistemleri değil atma vasıtaları da edinmek istemektedir. Bu emareler nelerdir? Türkiye önce büyük ölçekli bir sivil nükleer program başlatmıştır. 2011 yılında Rus şirketi ROSATOM ile 20 milyar dolarlık bir büyük nükleer reaktör anlaşması yapılır. İki yıl sonra 22 milyar dolara Japon-Fransız konsorsiyumu ikinci bir proje ilave olur; Türkiye, yerli personel ile başka bir enerji santrali yapacağını duyurmuştur. Buraya kadar her şey normal gözükürken, BND tarafından iki projenin de Türkiye’nin enerji ihtiyacından öte askeri nükleer seçeneğe kapıyı açtığı değerlendirmesi yapılır. BND’ye göre; Türkiye, İran’ın gittiği yoldan giderek uranyumu zaman içinde zenginleştirmek istemektedir.

Alman istihbaratı bu bilgiyi Mayıs 2010’da rapor eder. Rapora göre, Türkiye uranyumu zenginleştirmek için tesisler kurmakta ve sıkıştırılmış uranyum cevheri olan Sarıkek (Yellowcake) üretmeye başlamıştır. Türkiye’nin uranyumu Kosova ve Bosna-Hersek üzerinden el altından temin ettiği iddia edilmektedir. Ancak uranyum zenginleştirmek için santifirüj gerekmektedir. Bunun için Türkiye’nin Pakistanlı nükleer kaçakçılar ile 1987 ve 2002’deki temaslarına değinilmektedir. 1998 yılında Pakistan başbakanı Nawaz Şerif Türkiye’ye nükleer ortaklık teklif etmişti.

İsrail istihbaratı da işin peşindedir. İsrail başbakanı Netenyahu, 15 Mart 2010’da Yunanistan başbakanı Papaandreu’yu Türkiye’nin istediği her an nükleer güç olabileceği konusunda uyarır. Ankara’nın uzun menzilli füze programları da bu endişeleri destekler. 2012 yılında Türkiye’nin 1.5 km. menzilli bir füze testi yaptığı kaydedilir. Menzilinin 2.5 km. ye çıkarıldığı düşünülüyor. Böyle bir orta menzilli füze, nükleer başlık atmak için elverişlidir.

Türkiye, nükleer silah üretebilir mi?

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/40953355/Türk_uçak_gemisi_tamam_sırada_nükleer_silah_mı_var